Yazı

Sayın Bakanım
Sayın Bakanım 

Özcan Nevres

Çernobil faciasında uzmanların uyarılarına rağmen faciadan etkilenen çayları imha etmektense “bakınız ben bu çayı hiç çekinmeden içiyorum.

Zaten az radyasyon insan sağlığı için yararlıdır” diyen bakanı da gördük. Sayesinde Karadeniz halkında yürekler acısı kanser patlaması oldu. O eski bakanın mutlaka vicdanı sızlıyordur ama ne çare. Olan olmuş, dönüşü olmayan çok ağır sağlık sorunları yaşanmış ve halen yaşanılmaktadır. O eski bakanın vicdansız olduğunu söyleyebilir miyiz? Asla. Onun sözde uzmanlar tarafından yanıltılmış olduğuna inanıyorum. Umarım siz de aynı hataya düşmezsiniz. Derleyeceğiniz bilgileri maden arayan şirketlerin uzmanlarından değil de çevreye ve insan sağlığına önem veren uzmanlardan alırsınız.
Sayın bakanım, Kaz dağında maden arayanların Milli Park’ın dışında çalıştıklarını ve alt tarafı onar santimlik deliklerle sondaj yapıldığını söylüyorsunuz. Peki, o on santim çukurlar açıldıktan sonra köylülerin içme suyu olarak kullandıkları sular niye köpürüyor. O köpürmeye neden olan şirketin uzmanı veya sorumlusu köpürmeye delme aletine yapışan çamurları temizlemek için kullandığımız sodadan kaynaklanıyor diyebiliyor. Ve ekliyor. Soda insan sağlığına zararlı değildir. Keşke hazır oraya gitmişken o köpüren sudan o büyük uzmana içmesi için bir bardak sundursaydınız. Bakalım gönül rahatlığıyla içebilecek miydi?
Sayın bakanım, normal bir vatandaş olarak yolunuz hiç Kaz dağına düştü mü? Düştüyse yol boyunda satılan ballardan, zeytinlerden ve turşulardan aldınız mı? Susuzluğunuzu gidermek için bir yol boyu çeşmesinde mola verdiniz mi? Gürül gürül akan sularından doya doya su içerek susuzluğunuzu giderdiniz mi? Eğer bu doyumsuz güzelliği yaşadınızsa o enfes güzellikleri altın madenine feda edemezsiniz. En azından TEMA vakfına kulak verirsiniz.
Sayın bakanım, ardıç fidanının nasıl yetiştiğini inanınız bilmiyordum. Maden alanını gezerken size verilen bilgi sayesinde öğrenmiş oldum. Yalnızca ben mi? O programı izleyenler de öğrenmiş oldular. O orman yok olursa ardıç kuşları da yok olacaktır. Kuşlar yok olduğunda da ardıç tohumu çimleneceği olgunluğa kavuşamayacaktır. Bu da yok edilen ardıç ormanlarının bir daha yetiştirilemeyeceğini gösterir. Dahası altın için kazılan ve öğütülen malzemeden oluşan tepeciklerde hiçbir zaman orman yetiştirilemeyecektir. Zira bir santim tarıma uygun toprağın oluşması için tam elli yıl gerekmektedir. Ağaç tarım toprağından çok daha derinlere kök atmaktadır. Bu nedenle o alanlarda yeniden bir doğal yaşamın oluşması için binlerce yıl gerekecektir.
Sayın bakanım, gelişmeleri dikkatle izleyen bir çevreciyim. Kaz dağlarındaki gelişmeleri de dikkatle izlemekteyim. Gerektiğinde ilerlemiş olan yaşıma rağmen yörenin duyarlı insanlarına destek vermek üzere ben de gidip o çadırlarda kalacağım. Menemen’de CHP yöneticisiyken Bozköy ovasındaki bataklığın kurutulması için büyük uğraş vermiştim. Dahası tahliye kanalı açılırken Kyme şehir devletine su taşıyan kurşun boruların yağmalanmasını önleyip Arkeoloji müzesine aktarılmasını sağlamıştım. Kurutulan bataklıkta olabildiğince lezzetli domatesler yetiştiriliyordu. O bölge sanayi bölgesi olunca açtıkları artezyen kuyuları yüzünden hem tarihi ılıcanın suyu akmaz olmuş, hem de tarım yapmak için gereken su da yok edilmişti. O bölgede sanayi kurulması kararı alındığında da şimdiki söylenen masallar gibi masallar dinlemiştik. Gerçek ise masallardakine uymuyor. Şüphesiz sanayi de madencilik de gerekli. İkisi için belirlenecek alanların çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Getirisinin götürdüklerinden çok fazla olması gerekmektedir. Aksi halde ne sanayi, ne de madencilik ekonomik olamaz. Keşke sanayi daha ilk adımdan itibaren Anadolu’nun bozkırlarında ve verimsiz alanlarında kurulmuş olsaydı. Sanayideki hesapsız yerleşimlerin Marmara’yı ne hale soktuğunu hepimiz görmekteyiz. Ne oldu Marmara’nın kristal gibi parlayan sularına? Ne oldu Marmara’nın bol çeşitli eşsiz balıklarına? Ne oldu Marmara’nın duru sularında geceleri müthiş bir güzelliğe neden olan yakamozlarına? Revnaklar bile kirlenmişler Marmara’nın kirli sularında.
Bu satırları yazarken Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirindeki şu satırı anımsamamak olası mı? “Nice revnaklı şehirler görülür dünyada/ Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan İstanbul. ( revnak = göze hoş gelen parıltı )
Sayın bakanım, eski İstanbul’u bilir misiniz? Boğazın beton yığını olmadan önceki büyük ihtişamını. Lütfedin Kaz dağları da İstanbul gibi olmaması için gerekeni yaptırınız. Saygılarımla.
Özcan Nevres


29 Ekim 2007  12:05:55 - Okuma: (428)  Yazdır




İstatistik