Yazı

Değerli Okurlarım
Değerli Okurlarım 

Özcan Nevres

Yazmak benim için bir tutku.

Yazıyor olmam kısa bir dönemin dışında hiçbir zaman gelir kaynağım olmadı. Bu güne kadar yazılarımdan ötürü ödeme yapan tek gazete olmuştu. O da İzmir’in bölge gazetesi Demokrat İzmir gazetesi. Bir de aldığım birkaç para ödülü var. Yazı yazmak kazanç için değil de hobi olarak yapılınca yazanın kalemi olabildiğince özgür oluyor. Bazen yazılarım arasında geniş aralıklar oluyor. Bunun nedeni ise bahçeli bir evde yaşıyor olmamdır. Bilgisayar odam üçüncü kattaydı. Bu durum günde en az dört yüz basamak merdiven çıkıp inmemi gerektiriyordu. Ne yalan söyleyeyim bu merdivenler yaşlı bedenimi iyice yormaya başlamıştı. İki gün önce bilgisayarımı orta kata taşımaya karar verdim. Çalışma masam oldukça büyük olduğundan tamamen sökülmeden taşınması olası değil. Masayı söküp aşağı taşıdıktan sonra montaja başladım. Sökülüp takılmaktan bir hayli deforme olduğundan yeni delikler açarak montajı yapmam gerekti. Montaj tamamlandıktan sonra bilgisayarımın tüm ekipmanlarını yerleştirdim. Bu da tam iki günüme mal oldu. Böylece her gün çıkıp inmek zorunda kaldığım basamak sayısı üçte bir oranında azalmış oldu. Bundan böyle eskisine göre daha sık yazmam mümkün olacaktır.
Bazen tanıdıklar soruyorlar. Çarşıya pek çıktığın yok. Gününü evde nasıl geçiriyorsun diye. Çok kolay diyorum. Her sabah ilk işim kuyudaki pompayı çalıştırıp alt balkonu ve bahçedeki mermer zeminleri yıkamak oluyor. Daha sonra güllerimi ve çiçeklerimi kontrol ediyorum. Gereken temizliği yapıyorum. Sıra bahçede kendi elimle yetiştirdiğim rokalardan, dereotlarından ve maydanozlardan birer demet toplamaya geliyor. Bunlar tamamlandıktan sonra kahvaltıya oturuyoruz. Günlük gazeteleri okumayı tamamlamadan öğlen oluyor. Buna her gün yaptığımız iki saatlik yürüyüşü de ekledik mi zamanın ne kadar yetersiz olduğu kolayca anlaşılır diyorum.
Geçen yıl ekim ayında kombimiz çalışıyordu. Zira ekim ayı çok soğuk geçmişti. Bu yıl ekimin yirmi beşine geldiğimiz halde halen ne sabahları, ne de akşamları çalıştırmış değiliz. Evimizin güney cepheli oluşu ve çok iyi güneş görmesi bizi ısınma masrafından kurtarıyor. Bu duruma kendim adıma değil de en çok fakir insanlar adına seviniyorum. Zira önümüzde yeni bir seçim yok. Bu nedenle hayırseverlik adına yine bol keseden kömür dağıtılacağını pek sanmıyorum.
Gelelim güncel konularımıza. Kaz dağında altın madeni arama sondajları tepkilere rağmen bakan destekli olarak sürüyor. Yöre halkının isyanına kulak asan yok. Oysa sayın bakanın önce iyi bir araştırma yaptırması gerekir. Almak istediği bilgileri maden arama şirketlerinin adamlarından değil, tarafsız bilim adamlarından alması gerekir. Maden milli parklar alnında aranmıyor gerekçesi gerçekleri örtmekten öteye bir amaç taşımamaktadır. Şu bir gerçek. Turizm bacasız fabrikalar olup getirisi altın madeninin getirisinden çok daha yüksek ve süreklidir. Bu durumu göz önüne alarak tek bir vücut olarak altın madeni uğruna yapılacak olan talana karşı durmalıyız.
Geçmişte Menemen’in Buruncuk köyündeki Buruncuk dağının üzerinde olan antik şehir Larissa’nın varlığını tehlikeye düşüren taş ocağı vardı. Tek başıma bu taş ocağının kapatılması için mücadele ettim ve başardım. O antik şehri kısaca tanıtmakta yarar vardır. Larissa on üç site devletinden oluşan Eoly federasyonunun baş devletiydi. İzmir Asarı Muhipler Cemiyetinin yayınlamış olduğu on yedi No. lu bültende şu önemli satırlar yer almaktadır. Larissa’da yapılan kazılarda üst üste yığılmış kalıntılar bulunmuştur. Bu denli bir karışıma Küçükasya’nın hiçbir kazı yerinde rastlanmamıştır. Bu satırlar Larissa’nın değerini anlatmaya yeter sanıyorum.
Stratonika Muğla’nın Yatağan ilçesinde Eskihisar nahiyesi hudutları içindeydi. Kurulan termik santral uğruna bu nahiyedeki insanlar başka yerlere gönderildiler. Zira o bölge termik santralın külleri ve tozları altında kalacaktı ve kaldı da. Stratonika da şimdi küllerin ve tozların arasında kötü talihine ağlıyordur. Stratonika dünyada ilk defa kurulan Pazaryeri ile birlikte ilginç bir öyküyle belleklerimize kazınmıştı. Kralın tek oğlu hastalanır. Tüm çabalara rağmen hastalık önlenemez ve hasta her gün biraz daha erimektedir. Kral hekimbaşına ya oğlumu tedavi edersin ya da kelleni verirsin der. Hekimbaşı çaresizdir. Aklına parlak bir fikir gelir ve şehzadeyi yemeğe davet eder. Masada dönemin en kaliteli içkileriyle yerler ve içerler. Kafalar dumanlandığında hekimbaşı sorar. Senin bir derdin var ama derdini kimseye açamıyorsun. Ben senin dostunum. Derdin nedir söyle ki bir umar bulalım. Şehzade benim derdimin dermanı olamaz. Zira ben üvey anneme aşığım der.
Hekimbaşı ertesi gün kralın huzuruna çıkar ve oğlunuzun hastalığını çözdüm ama tedavisi olanaksız. Zira oğlunuz karıma âşık der. Kral öfkeyle ne duruyorsun karını oğluma versene der. Hekimbaşı nasıl olur der. Siz olsanız karınızı verir misiniz? Kral veririm deyince hekimbaşı oğlunuz benim karıma değil sizin karınıza âşık der.
Kral tabasının ileri gelenlerini toplar ve tahtını karısıyla birlikte oğluna bıraktığını açıklar ve kimsenin nereye gittiğini bilmediği bir yolculuğa çıkar.
Şimdi küller altında kalan Stratonika ile birlikte tarih de ağlıyordur.
Özcan Nevres


28 Ekim 2007  09:58:03 - Okuma: (640)  Yazdır




İstatistik