Yazı

Apo’yu asın!
Apo’yu asın! 

Asil S. Tunçer

Şimdi ortalarda birçok rivayettir dolaşıyor.

Bu gibi durumlarda, savunma mekanizmasını zamanında işletemeyenlerin, başka savunma yollarına başvurmaları ihtimali de vardır elbette... Kulaktan kulağa veya ulu orta birçok rivayetin ‘sebep niyetine’ fısıldandığı veya konuşulduğu biliniyor. Ancak rivayet muhtelif olsa da gerçek sebepler, herhalde Devletimiz tarafından biliniyordur. Bu gerçeklerin de ‘milli menfaatler’ süzgecinden geçirilerek, milletimize ‘haber alma hakkı’ çerçevesinde anlatılması herhalde mevcut iktidarın sorumluluğundadır. Türkiye'nin sınır güvenliği için tehdit oluşturan PKK-KADEK çapulcu çetesinin, silahlı eğitim yapan 4 bin 500 militanı ile mücadele eden ve bu mücadelede istediği sonuca ulaşamayan Türkiye artık kesin ve kararlı adımlar atmalıdır, hatta çoktan atmalıydı. Irak'ın kuzeyinde, yamaçları İran sınırına uzanan ve Türkiye sınırına da yakın olan Kandil Dağı’na yerleşen bu caniler çetesinin elebaşlarının, ABD'nin hangi gizli veya bilinen görevli ve yetkilileriyle, hangi tarihte, hangi saatte, nerede buluştukları, hatta bazı buluşmalarda neler konuştukları dahi, iddialara göre ABD'liler tarafından biliniyor ve kontrol altında tutuluyor.
 
Kandil Dağı çevresinde... PKK-KADEK çetesine tonlarca silah ve mühimmat taşıyan bir ABD nakliye helikopteri 1 ila 3 Temmuz tarihleri arasında vurularak düşürülmüştür... İşte ABD hem bu olayın ortaya çıkmasının telâşıyla, hem de helikopterinin vurulmasının intikam ateşiyle, Türkiye'ye gözdağı vermek üzere bu kalleş ‘çuvallama operasyonu’nu bizzat Savunma Bakanı Rumsfeld ve ABD'nin adı üstünde Bush Başkanı'nın bilgileri ve talimatları dâhilinde gerçekleştirmiştir. Hükümet’e göre bu bir iddiadır ama ‘doğrucu Davut’a göre "madem iddia o halde PKK va da KADEK niye ABD tarafından açıkça korunuyor?”. 
        
Gerçekten, ABD, neden PKK-KADEK'e dokunmuyor? 
        
ABD-İngiliz ‘Vahşi Batı Koalisyonu’ güçleri Irak'ı bombalamaya başlar başlamaz, 5 bin militanıyla Iran sınırı yakınlarına yerleşmiş olan ve Talabani adlı çapulcunun çetesiyle çatışan Ensar El İslam örgütü üzerine tonlarca bomba yağdırdığı halde, güya stratejik dost ve ortak olduğu Türkiye'nin sinir güvenliğini tehdit eden PKK-KADEK çetesine niçin yiyecek, giyecek, çadır ve diğer barınma malzemeleri ve iddiaya göre silah ve mühimmat yağdırmıştır? Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun TV’de ve kitabında anlattıkları da insanı ‘Kan Uykusu’ndan uyarıyor: “PKK diye gittik, Barzani’nin bizzat kendisi çıktı...
        
ABD yetkilileri, PKK’yı muhatap alıp görüşürken, gerçekten iddia ettikleri gibi Türkiye'yi bilgilendirerek mi hareket etmişlerdir, yoksa Türkiye bu görüşmelerin bilgilerini bizzat kendi çabalarıyla mı elde etmiştir? ABD, PKK-KADEK Çetesi'nin elebaşlarıyla Kandil Dağı'nda yaptığı gizli görüşmelerle, Türkiye'ye yönelik ihanet kandilleri yakarken, Türkiye'de ‘eve dön’ kılıflı ‘cani affı’ taslağı, kanunlaşma yoluna hangi sebeplerle girmiştir? Meselâ, Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek'e bu konuyu sorulduğunda, "Bu taslak hükümetimizin değil, devletin projesidir" demişti.
 
Bu önemli bir sorudur. 11 Eylül'den sonra “terörü yok edeceğim” diye dünyanın başına ‘kılıcından kan damlayan kabadayı kesilir’ misali, ABD, Ensar El İslam'i bombalarken PKK-KADEK Terör Çetesi'ne karşı neden bir hareket içine girmemiştir? Yoksa bu, baş yılan ABD'nin, "bana dokunmayan yılan" misali sakat mantığı mıdır?
        
Şüphesiz bu bölge etnik ve coğrafi yapısı bakımından son derece hassas bir bölge... Toz dumana karışmış, dostluk ihanetle at başı gidiyor. Kısacası kimin kiminle dost kimin kiminle düşman olduğu pek netleşmiş değil. Ancak net olan bir husus var ki işgalci ABD'ye yardakçılık edenlerin; şu anda ABD çanağından yalanan, tasmalı boyunları ABD tarafından sıvazlanan bütün çapulcu gruplarının, sinsice veya açık seçik düşmanlık ettikleri tek ülke de büyük ölçüde muhtaç oldukları Türkiye... Bu çapulcu aşiret reislerinin Türkiye'ye yönelik her ihanetlerinin ardından, şu veya bu şekilde Ankara'ya birbirlerini gammazlamalarının veya beraberce yaltaklanmalarının, kuyruk sallamalarının sebebi de Türkiye'nin bir gün bu menfaat borularını kesebileceği ihtimalidir.
        
Yalnız Türkiye açısından çözüm çok elzemdir ve aslında bunu çoktan yapmalıydı yani zaman geçmiştir. Her gün onlarca genç toprağa düşerken ve bölgedeki askeri harcamalar trilyonlara ulaşmışken, mesele en sıcak haliyle baş gündemde yerini korurken Türkiye neden hala kararsızlık içinde ve gerekli cesareti kendinde bulamaz?
 
Yapılacak iş çok basittir: İlk önce Apo, derhal asılmalıdır. Aslında çok geç kalınmıştır ama ‘zararın neresinden dönersen kâr’dır. Apo’yu yakaladıktan sonra öldürmemekle ‘Dönemin Hükümeti’ tarihinin en büyük yanlışlarından birini yapmıştır. Sen terörün başını öldürmeyeceksin de peki kimi öldüreceksin? Onun cezalandırılmaması yani asılmaması demek tüm şehit ve gazilerimizin, yakınlarının yani ulusal davamızın cezalandırılması, bu uğurda savaşmış bir ulusun ve onun bağımsızlık davasının hiçe sayılması demektir. Sen yıllarca hep bu adamı ele geçirmek ve cezasını vermek ülküsünü taşı sonrada onu yakala ve besle. Sanki soyu tükenen bir canlıyı koruma altına almak gibi. Şuan devlet kendi vatandaşı ile barışık değildir. Çünkü 70 Milyonu bir kenara itip, Apo’yu tercih etmiştir. Onu ödüllendirmiş, bu uğurda canını, sağlığını feda edenleri cezalandırmıştır. Bu bundan sonrasına da çok kötü bir örnek teşkil edecektir. Bu memlekette artık ‘Mehmetçikler’ çıkmayacak ama ‘Apocuklar’ türeyecektir. Açıkça söylüyorum: APO’yu hemen asın ve ‘Mehmetçikleri’ harcamayın; fütursuzca eritmeyin; sayısının sınırsız olduğunu sanmayın... Sabrımız tükenmiştir.  
 
Türkler asker ulusturlar ve bu binyıllardır süregelen bir gelenektir. Kurulan 16 Türk Devleti’nde hep ayakta kalmayı başarmış ve her zaman en önemli teşkilat olarak nitelenmiştir. Gelenekçi devlet ve ordu teşkilatıyla da varlığını bugüne kadar sürdürebilen bizler yine bu önemli kurum sayesinde ve onun özünü teşkil eden ‘gönüllü askerlik’ ve ‘vatan hizmeti’ kavramlarının bir uzantısı ‘Mehmetçik’ bu anlamda adeta kutsallaşmaktadır. Türk Ordusu bir Amerikan Ordusu değildir. Orada ‘paralı askerlik’ bizde ise ‘gönüllü askerlik’ prensibi geçerlidir. Yoksa hiçbir Türk genci, gençliğinin 1,5 yılını boş yere heba etmez. Zorla askerlik olmaz kardeşim. Sen akşama kadar ‘zorla alırım’ de. Onun temelinde ‘vatan yoluna oğlum kurban olsun’ düşüncesi yatar. Bu işin özünde ‘vatan için ölünür’ inancı vardır. Eğer olmasaydı, ‘Çanakkale’, ‘Sakarya’ kısaca ‘Kurtuluş Savaşı’mız yani ‘Türkiye Cumhuriyeti’ olmazdı. Öyleyse ne Amerika ne AB... Önce Türkiye
 
Ben askerde iken ‘OHAL’e gönüllü yazılmıştım. Nasip değilmiş benimle birlikte bir iki arkadaşım da gidemedi. Şimdi olsa yine giderim ama asıl çözüm siyasi iktidarın alacağı cesur ve bağımsız kararlardadır. AB ve ABD’ye danışarak üretilen politikalara verdiğimiz ödünler, başkasının ağzına bakarak yapılan siyaset bize gerek insani kaynak ve gerekse maddi olarak bize çok ama çok pahalıya patlıyor. Artık bu iş bitmeli... Bu basiretsiz politikalar sonucu palazlanan Kuzey Irak Kürt Aşiretleri ve PKK’yı kollayan politikaları yüzünden her gün onlarca şehit veriyoruz. Keşke kalleşçe politikalar yerine gerçekten vatan uğruna verseydik bu aziz şehitlerimizi... Beni kahreden asıl budur. Korkum ise bu kadar ABD’ci ve AB’ci bir zihniyete sahip siyasi iradenin PKK’yı Meclise taşımasından öte APO’yu da bu referandum kararından sonra Cumhurbaşkanı olarak Halk’a seçtirtmeye kalkıp kalkmayacağıdır... PKK’nın önündeki en büyük korku ve caydırıcılık unsuru olan ‘İdam Cezası’nı kaldırmakla zaten terörü cesaretlendirdi. Teröristlere ‘Pişmanlık Yasası’ gibi adeta PKK’yı okşayan kanunlarla neredeyse destekler hale gelindi. İşte bakın 15 OCAK 2007’de Ankara’da yapılan PKK toplantısında alınan (sözde) kararlar:
 
1-‘Çok dillilik’,
2-‘“Anayasa’nın değiştirilmesinin dahi teklif edilmemesi” maddesinin değiştirilmesi’,
3-‘Okullarda Kürtçenin ikinci Anadil olarak okutulması’,
4-‘Ayrıca yine Kürtçenin Devlet dairelerinde ikinci anadil olarak kullanılmasının önündeki engelin kaldırılması’,
5-‘Seçim barajının düşürülerek siyasi Kürtçü ve etnik partilerinin seçime eşit katılım engelinin kaldırılmasının önünün açılması’,
6-‘“PKK bir terörist örgüttür” tanımının yerine, “PKK bir gerilla hareketidir” tanımlamasının kabul edilmesi’.
 
Bunlar yakında bizim anayasamızda da yer alırsa hiç şaşmam. Siyasi ortam ve anlayış buna çok müsait çünkü...
 
Aziz Şehitlerimize Bir Kez Daha Allah’tan Rahmet, Gazilerimize Acil Şifalar Diliyorum.


24 Ekim 2007  22:21:49 - Okuma: (778)  Yazdır




İstatistik