Yazı

Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez
Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez 

Nuri Gökgöz

Onlar canlarını feda ederek sadece beden olarak ayrıldılar bizlerin arasından. Onlar türkülerimizde söz sazların telinde ses olup daima bizimle yaşayacaklar. Ruhları şad olsun.

Asker yolu beklerim günü güne eklerim
Sen git yârim talime de ben burayı beklerim
Mendilimde gül oya gülmedim doya doya
Asker yolu beklerimde günleri saya saya
 
Bu türkü sevdalı gelinlerin sevdalı genç kızların dilinden eksik olmaz hiç. Kolay değil tabi ki asker yolu beklemek. O sayılı günler saymakla biter mi hiç? Mektuplar yazılır, resimler gelir gider arada. Asker yiğitler, mektupların ucunu yakıp ta cevap yazarlar sıladaki beklediklerine. O mektuplar okunurken dökülür gözlerden yağmur damlaları. Zaman tünelinde geriye doğru gidilir ve hep bir ağızdan yükseler o ilk yolculuktaki birlikte haykırdığımız sözler.
 
“EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKER”
 
Düğün halayları kuruldu. Cemilenin gezdiği dağlarda halaylar çekildi. Harmandalılar oynandı. Kınalı kuzularımızı coşkuyla kurduğumuz bu düğün halayları ile gönderdik vatan hizmetine. Hepsinin döndüklerinde kuracakları dünyaları vardı ayrı ayrı. Bu gencecik kınalı kuzuların, birde ortak sevdaları vardı vazgeçemedikleri. Neydi bu sevda. Vatan ve bayrak aşkları.
 
O gün Belen kahvesinde çaylarını yudumladılar. İşte bu aşkları yüzünden ormancının dağlarında ak atlarına binip Ümmü kızımızın elini tutmak için uzandılar ve uçup gittiler birer melek olup gökyüzüne. Bizler arkalarından bu türkülerimizi söylemeye devam ettik.
 
“Çaya da düştü tutamadım kolunu
Uzakta gitti bilemedim yolunu
Güzelde mevlam kısmet etmiş ölümü
Akmayası çaylar nerelere koydun Ümmü’ mü”?
 
Her şehit gelişinde toplanıp bağırdık, isyan ettik. Ateş düştüğü yerde yandı sadece. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar türküsüne eşlik ettik. Ağladı analarımız. Doymadı hain tuzaklar. Analarımızı ağladıkça ağlattılar.
 
Gözlerden düşen yağmur damlaları düşmeye görsün bir kez. Topraklar taşıyamaz olur o dökülen damlaları. Sel olur ve sel odlu da. Şimdi o selin karşısında durabilecek misiniz? Dayanabilecek mi kurduğunuz setler.
 
“Uykuda mısın sevgili yarım uyan uyan
Aç pencereyi göreyim gül yüzünü uyan uyan
Aman yar canım yar sabah olmadan aman uyan yar
Canım gülüm yar sabah olmadan aman uyan yar
Horozlar ötmeden gün ışımadan eller duymadan usul usul bana gel”
 
Türkümüz böyle söylüyordu yıllar öncesinden bu güne kadar. Ama uyanamadık bir türlü uyanamadık. Sadece sazın tellerinde dile gelen bu türküyü dinlemekle yedindik. Horozlar öttü aldırmadık. Güneşler doğup battı anlamadık. Artık uyanmanın zamanı gelmedi mi? “Su uyur düşman uyumaz” derdi oysa atalarımız.
 
Uyan artık milletim ne olur uyan!
Kardeşi kardeşe vurduruyorlar!
Ayırıyorlar et ile tırnağı!
Sarılmış dört bir yanın, titreyip özüne dön!
Sizler yeni doğan bebeler düşmanını tanıda büyü!
 
Yazıma bir türkümüzle başladım bir türkümüzle sonlamak istiyorum. Hani eleklerimiz vardır, analarımızın kınalı ellerinde un eledikleri. Bizlerde bu türkümüzdeki gibi dostlarımızı eleklerimizden geçirelim. Elekten geçirelim ki dostluğumuz hamur olup ekmeğe dönüşsün. Şimdi hep birlikte bu türkümüzde buluşalım.
 
“Eledim Eledim Höllük Eledim,
Aynalı Beşikte Canan Bebek Beledim.
Büyüttüm Besledim Asker Eyledim,
Gitti De Gelmedi Canan Buna Ne Çare,
Yandı Ciğerim De Canan Buna Ne Çare.

Bir Güzel Simâdır Aklımı Alan,
Aşkın Sevdasını Canan Sineme Saran.
Bizi Kınamasın Ehl-i Dil Olan.
Gitti De Gelmedi Canan Buna Ne Çare,
Yandı Ciğerim De Canan Buna Ne Çare”
 
Şimdi yine hep birlikte yolcu ederken “EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKER” diye haykırdığımız bu “KINALI KUZULAR” ımız için bir kez daha millet olarak yine haykıralım.  
 
 “ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ “

24 Ekim 2007  09:28:09 - Okuma: (1518)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik