Yazı

Ara sıra ruhumu yokluyor özlemin...
Ara sıra ruhumu yokluyor özlemin... 

Mutlu Köse

Seni hissediyorsam hala;

bir yerlerde sen de beni hissediyorsun demektir bu ... Ki denize içine not sıkıştırılarak belki biri tarafından bulunur umuduyla bırakılan şişeler gibi beni bulmanı umarak geçiriyorum günlerimi...
Benim silemeyeceğim ve olduğundan daha gerçek bir şey bu sensizlik... O kadar ki artık gamzelerimden süzülüyor... Hızlı çekim bir yaşam sahnesi içinde donup kalan bir film karesi gibi.... Ben bir şehirde yüksek bir binanın penceresinden martıları izlerken döndüğümde geriye sen vardın... Sen... Martı kadar güzel süzülüp giren hayatıma.... Ve birbirimiz terk ederken de yan yana aynı masada el ele ve bir daha görüşmeyeceğimizi bile bile... -- “ Kendine iyi bak olur mu ? ”   -- “ Olur.Ama sen de dikkat et kendine nolur ” ve ellerim acıyor o ellerimi tutarken işte o kadar sıkı tutuyor ben masadan kalkmadan önce... Arkama dönüp bakmamak için verdiğim mücadelede en çok kendimin ellerine yapışıp yalvardım “ Dönme! Lütfen arkanı dönme! ... Yoksa gidemeyeceksin hiçbir yere... ” Senin sözcüklerinle yırtılırken arkamda bıraktığım sessizlik “ Terk etmeliyim bu şehri ” dediğini duyduğumda,o an titredi dizlerim... İşte biz gerçekten terk ediyorduk bu şehri... Bizli mekanları, bizli insanları ve birbirimizi.
Haftalar sonra ancak gücümü toparlayıp çıkabildim sensizliğinde sığındığım kasabadan ve şehre girdiğimde tüm sokaklar rengini yitiren soluk bir kartpostaldaki gibiydi her şey.Saat kulesi durmuş,güvercinlere yem veren kadının bir eli havada kalmış. Bir kısmı buğdayların yerde ki bazıları öylesine havada asılı kalmış yere ulaşamamış.İnsanlar çimenlerin üzerinde otururken,bir polis ekip otosundan bir ayağını dışarı atmış tam çıkarken öylece donup kalmış.Sadece martılar ve şimdiki anı renkli yakalamaya çalışan seyyar fotoğrafçılar bu soluklaşmadan nasibini almamış.
Haftalar içinde nasıl bunca şey değişir anlamadan yada beklide anlamaya dayanamadan...Hediye ettiğin saatin bozulması,resmimizin düşüp çerçevesinin kırılması hiç hayra alamet değildi biliyordum ama birlikte oturduğumuz o mekanın bu kadar kısa sürede başkasına satılıp başka bir mekan olması senle alakalı son umudumu da alıp gitmişti benden. Ve sığınabileceğim tek yerdi deniz kenarı...Dalgalar düştükçe birbirinin üzerine o güzel köpükleriyle o gün martıları izlerken arkamı döndüğümde gördüğüm yüzün geldi gözlerimin önüne ve denizler martıların mekanıydı...
            Ben şu anda ve sahip olduğum her dakikada, en yoğun zamanımda bile en az üç öğün aramda seni hissediyorsam hala bir yerlerde sen de beni hissediyorsun demektir bu ki pek çok şeyden daha gerçek bir duygu gibi geliyor bu duygu...Ara sıra...Öyle... Yokluyor yani özlemin ruhumu...


16 Ekim 2007  19:58:00 - Okuma: (941)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik