Yazı

Ermeni sorununda gelinen nokta–2
Ermeni sorununda gelinen nokta–2 

Asil S. Tunçer

“TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ İPOTEK ALINDA”

Ermeni iddialarına karşı asıl yapılması gerekli olan çalışma alanının yurt dışı olması hususunda tamamen ısrarcıyım. Burada tabiri caizse ‘körler ve sağırlar, birbirini ağırlar’ misali resmen aramızda ‘Ermeni Meselesi Muhabbeti’ yapıyor, asıl yurt dışında yapmamız gereken propaganda ve lobiciliği ihmal ediyoruz. Bunu ben tüm konuşmalarımda dile getiriyorum. Asıl yapmamız gereken bu ama bunu kime anlatacaksınız. Benim gibi adının önünde bol titri bulunmayanların değil, Prof’ların, Doç’ların ya da köşe başlarını tutmuş kişilerin ne dediklerine bakıyorlar. Emekli Generaller bu konuda uzmanlardan daha önde, siyasilere danışmanlık yapıyorlar.
Mesela yurt dışından çeşitli davetler alıyoruz. Bunlardan en zor olanı ABD ve KANADA. Ben mesela ABD konusunda hem ekonomik hem organizasyon yönünden zorluklarla karşılaştım, gelen teklifleri değerlendiremedim maalesef. Yoksa 24 Nisan Arifesinde West Virginia Üniversitesi’nde ya da Long Island’da olacaktım. Orada konferanslar verecektim ama hiç kimse ne sponsor olup destek çıktı ne de fikri anlamda bu düşüncemi kabul etti. Herkes bu işin çok tehlikeli ve aynı zamanda imkânsız olduğunu söyledi sadece. Oysa ben de biliyorum zorlukları. İmkânsız lafına ise katılmıyorum. Belki de birçok kişinin yaşadıklarının bir benzerini de şuan ben yaşıyorum. Ve ne yazık ki biz burada bu ‘dinazorlar’la boğuşurken meydanı Ermeni Diasporasına bıraktık, onlar da istedikleri gibi at koşturtuyorlar.
Yurt dışında yapılan ve yapılacak müzakereler çok önemli. Kirlenmiş beyinleri asıl temizleyecek enstrümanlar işte bu faaliyetler olacak. Diaspora veya yardakçılarının bizden birilerinin karşısında susmasını ve hatta özür dilemesini görmek beni çok mutlu ederdi. Bunu ben turlarımda yaşadım. Aynı zamanda Turist Rehberi olduğum için ABD’li turistlerle çok çalışıyorum ve Private’ turlarda özellikle Diasporadan mutlaka birilerine rastlıyorum. Mesela geçen sene Apple’nin sahibi ABD’li zenginlerden Mr. Steve Jobs’ı gezdirdim ve adam sonunda gizli bir Ermeni çıktı. Onu susturdum, tezlerimi kabul etti. Gerçi özür dilemedi ama beni dinledi ya da dinlemek zorunda kaldı. Bir anlamda doğruları duydu. Aynı yıl Avustralya’lı milyarderlerden gene biri ‘Spotlights’ Mağazalar zincirinin (100 kadar mağazaya sahip iki erkek kardeşten biri) sahibi imiş, adam Yahudi ama tam bir Ermeni hayranı ve destekçisi çıktı. Onu da ikna ettim ve sonunda adam hiç alakasız ve komik bir nedenden ötürü beni acenteye şikâyet etti, intikam almak istedi. (Allah’tan acente ile ilk kez çalışmıyoruz ve acente sahibi de Hocam sayılır, beni çok iyi tanıyor yani, sorunu bir şekilde çözdük). 
Dil ve bilgi fakirliğimizden dolayı Ermeni iddialarına cevap veremeyip, birazda medeni cesaret yoksunluğundan dolayı diyelim suskun kalıp Ermenilerin tek taraflı ve yanlı söylemlerine boyun eğmemize ve ardından da serzenişte bulunmamız zayıflığı bizde hep mevcuttur. Üç-beş insanımız dışında bunu kimse doğru dürüst başaramadı. Ben Türkkaya Ataöv, Kamuran Gürün, Bilal Şimşir, Kamran İnan, Gündüz Aktan, Şükrü Elekdağ, Mümtaz Soysal ve Bülent Akarcalı’yı hatırlıyorum. Bu arada naçizane İzmir’de bir platform oluşturma, Ermeni Meselesi konusunda hem bilgi birikimi ve hem de yabancı dili olan tarihçi, hukukçu, iktisatçı ve hatta siyasetçiliğe soyunmuş olan çoğunluğu genç nesilleri bir araya toplayıp bir ortak çatı altında buluşturmak çabası içinde olup bu amaçla toplantılar düzenliyorum. 
Ermeni iddialarına karşı mücadele alanının yurtdışı olduğunu hep söyledim ve söylemeye devam ediyorum. Aramızda konuşmak yerine Ermenilere bırakılan sahaya inelim, oralarda konuşalım, ilişkiler kuralım, en az bir yabancı dili kendi tezlerimizi anlatacak düzeyde öğrenelim dedikçe, Türk kamuoyuna konuşmaya, karşısında rakip olmadan konuşmaya, hamasi nutuklar atarak zamanımızın boşa gitmesine alışmış emekli büyükelçiler, akademisyenler, siyasilerin tepkisi artık dinmeli. Çok bilen ve gerçekleri farklı ele alan, kamuoyuna ne yapılması gerektiğini gösteren birine hele hele genç birine yani bana yapmadıklarını bırakmalı bu insanlar.
Türkiye ne yazık ki bu yüzden çok ama çok geri kalmıştır ve kendi tezlerini dünya kamuoyuna iletmekte zorlanmaktadır. Ermenilerin de katıldığı yurtdışındaki etkinliklere katılmayı ve orada ülkemin tezlerini anlatmayı hep hedefliyorum. Ülkemizde her alanı parsellemiş isimler ve kurumlar var. Bu çevrelerin bahçesine girdiğinizde dışlanmak işten bile değildir. Bunun için ellerinden geleni yapıyorlar. Ülkeye, ulusa faydalı şeyler yapmanız önemli değildir. Bilginiz ve görgünüz ve de bakış açınızla insanlara işte aradığımız bu dedirttiğiniz an ötekilerin yıllarca kamuoyunu kandırdıkları, hak etmedikleri yerlere geldiklerini, ama sizin ortaya çıkmanızla bu eksikliklerinin ortaya çıktığını görüp rahatsız olmalarına neden olursunuz. Sonuçta zor-zahmet tırmandığınız noktadan geri iniş başlar ki siz bunun nasıl gerçekleştiğini anlayamazsınız bile. Çünkü bu arada siz bazı sözlerin ve hareketlerin anlamını çözmeye çalışmakla meşgulsünüzdür hala. İçeride kendin söyle kendin dinle dönemi hiçbir işe yaramıyor, bunu söyledikçe de zaten sadece bunu yapanlar rahatsız oluyor çünkü dünya ile ilişki kurabilecek, kendilerini orada anlatabilecek dil bilgileri, temel bilgileri ve de öz güvenleri olmayanların oluşturduğu uzmanlarla ancak Ermeniler iftira ediyorlar diye dert yanarız. Türk Hariciyesi ise yıllarca, ya Ankara’da istenmeyen ve hatta ‘çıbanbaşı’ tabir edilen insanları dış elçiliklere sürerek ya da ne dil bilen ne de memleket meselelerinden haberdarlar kişileri kayırmacı zihniyetle buralara gönderip mükâfatlandırarak zaten bu davaya en büyük ihaneti etmiştir.
Hâlbuki Ermeni Diasporasının faaliyetlerini Rusya, Fransa ve ABD ayağıyla aynı anda ve uzmanlarınca bir masada mercek altına henüz alınmamış olması bir eksikliktir. Marsilya'ya göç eden Zeytunlu Ermeni isyancılar nasıl Fransa'daki Ermeni Diasporasının çekirdeğini oluşturup o zamanki düşmanlıklarını bugünde sürdürüyorlarsa, Harput ve Merzifon'dan göç edenler de bugün New York ve Kaliforniya'daki Diasporanın bir parçası olarak aynı içlerinde birlikte taşıdıkları kini ve nefreti Türkiye'ye kusmaya devam ediyorlar. Yani Osmanlı Türkiyesinde içerde yapılan o zamanki başkaldırmalar şimdi oralarda dışarıda sürdürülüyor. Bunu konuda çok söyleyeceklerim var ama lafı daha fazla uzatmak istemiyorum. Bu yönde bir çalışma biran evvel yapılmalı ve iyi bir açılım kalıcı bir çözüm sağlanmalıdır.


15 Ekim 2007  18:47:59 - Okuma: (1010)  Yazdır




İstatistik