Yazı

Kıstas Plazma Televizyon Olunca
Kıstas Plazma Televizyon Olunca 

Özcan Nevres

Az önce öğlen yemeğimi yemiş ve on altı haberlerini izlemek için televizyonu açmıştım.

Haberlere henüz on dakika vardı. Vakti Serap Ezgü'nün programında
geçirmeyi yeğledim. Keşke izlemeseydim. Zira böyle şeyleri görmek beni çok derinden yaralıyor. Bir zamanlar iyi bir işi olan adam beş yıldan beri hastalığı nedeniyle yatalak olarak yaşamını sürdürüyor. Şayet buna yaşamak denilebilirse. Beş nüfuslu aile tek odalı evde yaşamlarını sürdürüyorlar. Üç kız çocukları var. İkisi dokuz yaşından beri çalışıp yatalak babalarına bakıyorlar. Büyüğü ailesine bakabilmek için ilkokul üçüncü sınıfta iken
okulu terk etmiş. İki numaralı ise hiç okula gitmemiş. En küçükleri ise parasızlık yüzünden ancak orta bire kadar eğitimini sürdürmüş. Annenin bir gözüne perde inmiş. Katarakt ameliyatı olması gerekiyor ama hangi parayla o ameliyatı yaptıracak. Belli ki sosyal güvenceleri de yok. Neyse ki bu gün onlara şans güldü ve televizyon programına çıktılar. Başta Serap Ezgü olmak üzere birçok hayırsever onları sahipleneceklerdir. Ya televizyona çıkma şansını yakalayamayan on binlerce aile ne yapacak? Peh, ne demezsiniz. Bazıları bir mağazanın ucuzluğundan yararlanan bazı uyanıkların üç beş hatta daha fazla plazma televizyon ve bilgisayar almalarını Türkiye'nin geldiği refah düzeyi olarak algılayabiliyorlar ve bunu bizlere de pazarlamaya çalıyorlar. Yemezler efendiler yemezler. At gözlüklerinizi çıkarın gözlerinizden Belki o zaman halkın içinde yaşadığı sefaleti ve çöp bidonlarından nafaka arayan gepgenç insanların içine düştükleri vahim durumu belki görebilirsiniz. Belki diyorum. Zira bunları görmek için gönül gözü gerekir. Aşağıdaki şiirimi yazmamın üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen ne yazık ki halen değişen bir şey yok.
         SEFALETİN YANGININDA
Sefalet yangın olmuş/ Nice fakirin gönlünde/ Külleri savrulur sefaletin/ Gözlerim sefaletin külleriyle dolar/ Ve acısıyla gözyaşlarım sele döner/ Bak şu siyahlara bürünmüş kadına/ Durmadan çöpleri karıştıran/ Ak elleri kapkara olmuş/ Çatlaklar oluşmuş ellerinde/ Kurumuş bir dere yatağı gibi/ O eller ki sevgiye muhtaç/ O eller ki okşanmaya hasret/ Belki/ Kadın olduğunu da unutmuştur/ Bir çocuk geçti önünden/ Mavi etekli, beyaz tişörtlü/ Çorapları da beyaz/ Ve dantellerle süslü/ Çemkirerek baktı kadına/ Bırak dedi onları/ Pis onlar/ Konuşması bile yarım yamalak/ Sevgi dolu gözlerle baktı çocuğa/ Haklısın kızım dedi, Pis onlar/ Ayırdıklarını koymadan torbasına/ Uzaklaştı oradan ağlayarak.
Evet değerli okurlarım. Tekrar soruyorum. Bu şiiri yazdığım zamanın üzerinden yıllar geçmesine rağmen ne değişti. İnsanlar giderek daha da fakirleşiyorlar. Kredi kartları borçlarıyla sürdürülen yaşam ödeme vakti geldiğinde yuvaların bile yıkılmasına, hatta cinayetlere bile neden oluyor. Şu son beş yıl insanlarımıza Ecevit hükümeti zamandaki ekonomik krizi bile aratır oldu. Dış borca dayalı hesaplara göre yapılan fert başına ulusal gelir almış başını gidiyor. Yetkililer kişi başına gelirin beş bin doları aştığını ve bu nedenle refah seviyesinin arttığını söylüyorlar. Geçin efendim bunları geçin. Evim kira değil. Kira gelirim var. Kendim BAĞ-KUR emeklisiyim. Eşim en yüksek devlet memurluğu emekliliği olan birinci derecenin dördünden emekli. Buna rağmen biz bile refahın ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu ne tattık ve ne de anlayabildik. Ya tek maaşlılar ve bir de evleri kira ise nasıl geçiniyorlar? Refah içinde mi yoksa sürünüyorlar mı?
Ben bazen kara kara düşünüyorum. Biz emekliler neden kalkınmış ülkelerin emeklileri gibi tatillere çıkamıyoruz. Bırakın yurt dışı gezilerini, kendi yurdumuzu bile gezemiyoruz. Bu villayı aldığımızdan beri iki yakamız bir araya gelmedi. Ancak önümüzdeki yıl iki yakamız bir araya gelecek ve iki yıldır gidemediğim ve hasret kaldığım memleketime Menemen’e gidebileceğim. Sağ olsun. Kendisine yürekten teşekkür ederim. Efes bülten’in yöneticisi bizi Efes festivaline davet etmişti. Kimseye yük olmak istemediğim için bu nazik davete ancak kısmetse seneye diyebildim. Eğer bu ise kalkınmışlık ve refah ben o refahın içine….  
Özcan Nevres


6 Ekim 2007  12:27:16 - Okuma: (663)  Yazdır




İstatistik