Yazı

Türk Kamuoyu’na Tarihi Çağrı
Türk Kamuoyu’na Tarihi Çağrı 

Asil S. Tunçer

Ermeni Meselesi, Osmanlı Devleti’ni zayıflatarak kontrolleri altına almak ve daha sonra parçalayarak topraklarına ve zenginliklerine el koymak amacıyla hareket eden Batılı Devletlerin yarattığı suni bir sorundur.

Bu sorun çoğu tarihçilere göre Berlin Antlaşması ve kimine göre de Türkmençayı Antlaşması ile resmen başlamıştır[1]. Bu mesele, söz konusu devletlerce, Osmanlı İmparatorluğu’na her fırsatta müdahale etmek için kullanılan sömürü amaçlı bir enstrüman ve her geçen günde büyütülen kalıcı bir argüman haline getirilmiştir. Bu beyanla Ermenilere verilen haklar, özgürlükler ve ayrıcalıklar ise hiçbir zaman yeterli görülmemiştir. Kısacası Ermeni meselesi, bir insanlık ya da dar anlamda bir Hıristiyanlık sorunu değil, Osmanlı Devleti’nin içişlerine müdahale etmek isteyenlerin kin, düşmanlık ve çıkar üzerine kurdukları bir mesele olagelmiştir. Aynı amaç ve yöntemle söz konusu politikalar günümüz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de uygulanmaktadır.   
Türkiye, jeopolitik konumu itibarı ile günümüz dünyasının en önemli sorunlarının yaşandığı anlaşmazlıkların ve sıcak çatışmaların yoğun olduğu, savaşların çıktığı ve dünya coğrafyasındaki önemli bazı bölgelerin batıya açılan köprüsü durumundadır. Türkiye topraklarının zenginlikleri ve stratejik durumu ile emperyalizmin hedefi haline gelmiş, bu amaçla Türkiye üzerinde oynanması düşünülen oyunlara zemin hazırlanmış, bu oyunda da bir dönem Ermeniler figüran yapılmıştır.
"... Ermenilerin bugünkü durumundan tamamen mesul olanlar Avrupalı emperyalist milletler ve onların diplomatlarıdır...”[2].
         3 Mart 1878 tarihi, Ermeni-Türk ilişkilerinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. Bu tarihte Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan Ayastefanos Antlaşması'nın 6. Maddesinde, ilk kez "Ermenistan" tanımlaması kullanılarak, Osmanlı Devleti böylesi bir ülkenin varlığını resmen tanımak zorunda bırakılmıştır[3].
         İstanbul’daki Ermeni Patrikliği tarafından gönderilen bir komite Berlin Konferansı’na katılmış fakat sonuçta imzalanan anlaşmadan çok büyük bir memnuniyetsizlik duyulmuştur çünkü kendilerini kışkırtan ve destekleyen “güçler” onların isteklerini karşılamakta yetersiz kalmış ve komite İstanbul’a “kavga ve ihtilalden başka hiçbir şey elde edilmedi” düşünceleriyle dönmüştür. Rusya da bu kongreden istediği ana hedefleri gerçekleştirememiş, hem Yunanistan hem de Bulgaristan, İngiliz nüfuzu altına girmiştir. Bu sebeple Rusya, Doğu Anadolu’nun kontrolünü elinde tutmak için çalışmalarına daha da hırslanarak devam etmiş ve bu politikaya yönelik olarak Ermenileri tekrar en büyük maşa haline getirmiştir. Ancak bu dönemdeki Rus gayretleri karşısında İngiliz direncini bulmuştur. Çünkü aynı bölgenin İngiliz çıkarları için önemini uzun süre önce kavrayan İngilizler bu sefer, Ermenileri kendi nüfuzları altına alma yollarına giderken, bir taraftan da onların millî hırslarını kışkırtıp kendi lehine kullanmaya çalışmışlardır. Bu konuda kendisinin bir Ermeni taraftarı olduğu bilinen Fransız yazarı Rene Pinon şunları yazmıştır:
İngilizlerin elinde Ermeniler, Rus yayılmasına karşı bir polis karakolu haline gelebilir[4].
         Ayastefanos Antlaşması’ndan tam 45 yıl sonra, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması’nda ise, Ermenilerle ilgili tek bir hüküm geçmemiştir. Bu, Ermenileri değişik vaatlerle emperyalist çıkarları için kullanan büyük devletlerin, Ermenileri kendi kaderlerine terk ettiklerinin en güzel göstergesi olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nı müteakip Ermenistan Sovyetler Birliği’ne dâhil edilmiş ve Sovyetlerin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlığını kazanmıştır.
         Genellikle her 24 Nisan’da Türkiye aleyhine yürütülen türlü karalama ve propaganda faaliyetleri doğrultusunda dış ülke parlamentolarına taşınan (sözde) Ermeni soykırımı yasa tasarıları ve yılın belirli zamanlarında yürütülen anma konuşmaları, başta ABD ve Fransa olmak üzere tüm dünyada Türkiye aleyhine çalışmalar yürüten Ermeni Diasporasının lobicilik faaliyetleri arasındadır. (Sözde) soykırımı parlamentoya taşımada, Ermeni Diasporasının kurduğu lobi kuruluşları ve diğer örgütlenmeler yine söz konusu parlamentolarda Kongre’de önemli kilit noktalarda görev yapan parlamenterlerin Ermeni sorununa olan sempatik yaklaşımlarıyla birleşince iş daha da kolaylaşmaktadır. Ermeni lobisinin etkinliğini sağlayan bir diğer önemli faktör ise, başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin gerek NATO ve gerekse diğer stratejik paktlarda dahi müttefikleri oldukları Türkiye’ye karşı “Ermeni sorunu kartını” kullanma gereği duymalarıdır. (Sözde) Ermeni soykırımı tasarıları, duygusal konuşmalar, asılsız iddialar ve kulaktan dolma söylentilere dayanmakta herhangi bir belge ve kaynağa dayanmamaktadır. Ama buna rağmen iddiaları kendi devlet politikasıymış gibi görmeyi tarihi bir alışkanlık haline getirmiş olan söz konusu devletler bu tarz rezaletlere parlamentolarında izin vermektedirler.
Bu şekliyle bakıldığında, ABD ve Fransa gibi devletlerin aslında konu üzerinde ince eleyip sık dokuyarak kendi geleceklerini de ilgilendiren bu gibi hususlarda daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Çünkü bugün Türkiye’ye doğrulttukları (sözde) soykırım silahının yarın tarihte işledikleri suçlar yüzünden kendilerine de doğrultulabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurmalarını, Ermenilerin tüm Avrupa ve tüm ABD ve hatta tüm dünya olmadığı gerçeğini iyi idrak etmeleri gerektiğini ayrıca bir kez daha hatırlatırım.   
Tarihte Rusya’dan sonra Ermenilerin en büyük hamisi kesilen İngiltere’nin Çanakkale’de Türklerden alamadığını şimdi almaya çalıştı. Lozan Barış Antlaşması’nı tanımamakla ne gayeler peşinde olduğunu açıkça ortaya koyan ABD’nin ise Sevr’i canlandırmak için uğraştığı ya çalıştığı, gerek Çanakkale ve gerekse Kurtuluş Savaşı’ndan eli boş dönen Fransa’nın neyin peşinde olduğu Türk Milletince çok iyi bilinmektedir. Hem Yunanistan’ı hem de Ermeni nifak odaklarını üstümüze salarak ve neredeyse Kürt asıllı vatandaşlarımızı da az kalsın kandırarak bu uğurda neler yapabileceklerini son yüzyıldır Türk halkına çok iyi göstermişlerdir[5]
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun aziz milleti olan biz, Türkler, ülkemiz, devletimiz ve milletimiz hakkında öne sürülen (sözde) soykırım dâhil tüm suçlamaları, bu amaçla yürütülen tüm propaganda ve karalama faaliyetlerini ve birliğimiz ile dirliğimiz aleyhine yürütülen her kampanyayı lanetliyoruz. Gerek Ermeni Diasporası ve gerekse şuanki Ermenistan yönetimi tarafından Türk milletine yöneltilen fütursuz (sözde) 'Ermeni Soykırımı ' iftiralarına karşı bugüne değin sürdürdüğümüz sükûnet ve toleranslı tavrımızı bugünden itibaren değiştirerek artık bundan böyle Türkiye’nin susmaması gerektiğini, gereken cevabı vermesi gerektiğini ve vereceğini ve de her türlü karalama ve iftiraya karşı harekette bulunacağını milletçe tüm dünyaya ilan etmeliyiz.  
Türkiye üzerinde menfaat temin etmek için ülkemiz hakkında karalama kampanyaları yürüten emperyalist güçler; ülkemiz ve bölgemizde rant peşinde koşan küresel çıkar odakları (sözde) tasarılarını kendi ellerinde bir koz, emellerine ulaşmak için bir basamak ve istediklerini T.C. Hükümetlere yaptırtmak için zorlayıcı birer unsur olarak kullanan ülkelere karşı gerekli tutumu topyekun sergileyebilmek için konu hakkında bilgi sahibi olmaya mecbur olduğumuza inanıyoruz. Bu mesnetsiz iddialara karşı bugüne kadar sükûnetimizi korumuş Türk ve Ermeni toplumları arasında barışı tesis etmek için gereken tüm çabayı sarf ettik. Ermeni asıllı vatandaşlarımız, Ermenistan halkı ve Diasporadaki dağ duyulu Ermeniler ile her zaman barış içinde olacağız ama bunu takdir etmekten uzak Ermeni Diasporasının çoğunluğuna ve Taşnak(sutyun) etkisindeki Ermenistan yönetimine bundan böyle gerekli her türlü reaksiyonun biz Türkler tarafından hiç gecikmeden verileceğini tüm dünyaya açıklamalıyız.   
İstanbul’da işgal kuvvetleri güdümünde kurulan (sözde) mahkeme, Nemrut Mustafa Paşa Divanı, tarafından yalancı şahitlerin tanıklığı ve düzmece raporlar yardımıyla mahkeme heyeti tarafından suçlu ilan edilip 10 Nisan 1919 tarihinde asılarak idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in şahadet tarihi olan ‘10 Nisan’ tarihi, 19.yüzyıldan günümüze dek politik amaçlarına ulaşmak için terörizmi bir araç olarak kullanan Ermeni teröristleri ve destekçilerini kınamak amacıyla “Ermeni Terörüne Verilen Türk Şehitlerini Anma” günü ilan edilmelidir. Bu amaçla ilkini bu yıl 10 Nisan’da ve gelecekte yine her yıl 10 Nisan’da tekrarlayacağımız etkinliklere katılmalıyız. Bundan böyle her “10 Nisan”da hem Merhum Kaymakam Kemal Bey’i anacak hem de 19.yüzyıldan günümüze değin süregelen Türklere yönelik Ermeni terörünü kınamalı ve bu uğurda kaybettiklerimizi yâd etmeliyiz.   
Böylesi bir ulusal sorunda milli birlik ve menfaatlerimizi koruyabilmek, toplumsal hafızamızı yineleyebilmek ve dünya kamuoyuna tarihi gerçekleri aktarabilmek için emperyalizm ve Ermeni Diasporası tarafından uygulanan “kurban siyaseti”ne bir cinayet silsilesi olarak başlangıç teşkil eden Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in 10 Nisan 1919’da idam edilmesini ‘milli anma günü’ olarak kabul etmek gerekmektedir. Kaymakam Kemal Bey’in tek suçu; Türk olması, üstlerinden gelen emirleri eksiksiz yerine getirmesi, başarılı ve sadık bir devlet memuru olması, ziyadesiyle doğrucu ve sağlam bir karaktere sahip olmasıdır. Bu üstün meziyetlerin işgalci ve müstemlekeci zihniyetler tarafından ülke içindeki işbirlikçilerinin yardımıyla ve düzmece mahkeme aracılığıyla ayaklar altına alınmaya çalışılmış, Kaymakam Bey asılarak bir ulusun direnci ve azmi yok edilmeye çalışılmış ama başarılamamıştır. Çünkü Mustafa Kemal’in önderliğinde yeniden bir ulus ve bir vatan yaratılmıştır.
Bu inançla milletimizin aynı yöntemlerle ve yine aynı emperyalist güçlerce sömürgeleştirilmeye çalışıldığı, kötü emel ve çıkarları için milli ve vatani duygularımızın kirletilmesi için uğraşıldığı yine benzeri oyunların ülkemiz ve milletimiz üzerinde yeniden oynanmaya çalışıldığı bir gerçektir. Bu sinsi planların denenmesine fırsat vermemek için tüm milli gün ve tarihlerimizin her yıl anılması, kutlanması ve halkımızca hatırlanması gerekmektedir. Bu anlamda 14 Ekim 1922 tarihinde zamanın BMM tarafından çıkartılan özel bir kanunla “milli şehit” ilan edilen ve itibarı kendisine, ailesine iade edilen Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in idam edildiği 10 Nisan tarihi çok önemli bir tarihtir. Ermeni Diasporasının özellikle her yıl ‘24 Nisan (sözde) soykırımı anma günü’ adı altında yoğunlaştırdığı Türkiye aleyhine yürüttüğü faaliyetlerinin çok fazla yer aldığı Nisan ayı içinde olması nedeniyle de özel bir anlam içermektedir.  
Ocak ayında yine duyarlı kuruluşlarımızca özellikle 1973–1984 arası cereyan eden Türk diplomatlarımıza yönelik Ermeni terör saldırılarının ilki olarak tarihe geçen ve ABD’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Yardımcısı Bahadır Demir'in 27 Ocak 1973 tarihinde Ermeni teröristlerce şehit edildiği tarih olan ‘27 Ocak’ın 'Ermeni Terörünü Kınama ve Şehit Diplomatlarımızı Anma Günü' ilan edilmesi nasıl anlamlı ise bu anma ve kutlama da aynı şekilde çok büyük önem arz edecektir.  
İşte bu maksatla Cumhurbaşkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer başta olmak üzere Başbakanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Bülent Arınç; Genel Kurmay Başkanımız Sayın Yaşar Büyükanıt ve devletin diğer kurum ve kuruluşlarımızla yurtiçi ve yurtdışı tüm sivil toplum kuruluşlarına, dernek ve platformlara kısaca Yüce Türk Milletine bu karara destek vermelerini arzu ediyorum.   
Saygılarımla,


[1] Necdet Sevinç, Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetleri, Milenyum Yay., İstanbul, 2002, s.263.
[2] Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, Çağdaş Yay., İstanbul, 1982, 2.baskı, s.161.
[3] Nurşen Mazıcı, Uluslararası Belgelerle Rekabette Ermeni Sorununun Kökeni, Der Yay., İstanbul 1987. s.13-14; Yrd. Doç. Dr. Kemal Arı, 12 Haziran 2006 tarihli “Ermeni Sorunu” Konferansı, Karşıyaka, İzmir.
[4] Fikret Türkmen, On Soruda Ermeni Sorunu, Ege Üniversitesi Yay., İzmir, 2001, s.18.
[5]www.turkishforum.com, 23 Mayıs 2001.


8 Nisan 2007  23:34:17 - Okuma: (1433)  Yazdır




İstatistik