Yazı

Yeni anayasa taslağı hakkında
Yeni anayasa taslağı hakkında 

Etem Kutsigil

Yaşım icabı 1924 Anayasası'ndan sonraki iki anayasanın da kabulünü gördüm, hatta oyladım.

Bu anayasaların hazırlanış ve kabulünü karşılaştırdığım zaman aklımın almadığı bazı farklar dikkatimi çekti.
27 Mayıs 1960 Devrimi'nden sonra Milli Birlik Komitesi, Komite'nin kendisi de dahil olmak üzere, siyasî partilerden, eski üst düzey bürokratlardan, sivil toplum kuruluşlarından, üniversitelerden, meslek kuruluşlarından, her bakanlıktan gelen temsilcilerden bir “Kurucu Meclis” topladı. İstanbul Hukuk Fakültesi ve Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin anayasa profesörlerinin hazırladıkları taslak anayasalar bu meclise getirildi. Halkın her kesiminin katılımıyla 1961 Anayasası ortaya çıktı. Muhtemeldir ki her üye gibi, Milli Birlik Komitesi’nin, ya Komite olarak ya da ferdî olarak Anayasa’ya katkısı olmuştur. Buna rağmen bu kadar yıl sonra bile, bu dalda otorite olanların çoğu kabul eder ki, 1961 Anayasası o zamana kadar hayal bile edilmeyecek kadar çağdaştı, demokrattı. 1924 Anayasası yürürlükteyken, Nazım Hikmet’in “büyük şair” olarak adını kulaktan kulağa   duyardık da, şiirlerini, okumak için bile bulamazdık. O şiirleri ilk defa 1962'de çıkan YÖN Dergisi'nde okumağa başladık.
Bu Anayasa TBMM çatısı altında iki meclis öngörüyordu. Birisi yüksek okul mezunu olup kırk yaşını geçmiş olanların seçilebileceği SENATO, diğeri bunların dışında kalanların seçildiği Millet Meclisi... Anayasa Mahkemesi, sosyal devlet kavramı bu Anayasa’yla kabul edildi.
1981 Anayasası’na gelince, o da askerî bir cuntanın anayasasıydı. 1961 Anayasası bu cuntaca “toplum için lüks” sayıldığından yeni anayasa yapıldı. Bu anayasada da toplumun her kesiminden temsilciler çağırıldı. Toplanan meclisin bu seferki adı “Danışma Meclisi”ydi. 1981 Anayasası’nı her kesimden gelen temsilciler her maddeyi görüşerek, tartışarak kabul ettiler.
Birgün bu temsilciler arasındaki bir yakınıma sormuştum, “size karışan var mı?” diye. “Kesinlikle yok” yanıtını vermişti. Oysa ki seçimden sonra, bunun tersini söyledi. Akabinde de siyasete atıldı. Yüksek makamlara ulaştı. Bizde siyaset bu olsa gerek!
GELELİM BUGÜNE
Bugüne gelince ; seçimden hemen sonra şapkadan tavşan çıkarır gibi gizli-saklı bir metin üzerinde tartışma başladı. Bu gizlilik, gündem değiştirmenin “baskın” şekli olmalı. Bu mu AKP’-nin “saydamlık” anlayışı?.. AKP bunu her zaman yapıyor. Ne diyelim...
Duruma baktığımızda görüyoruz ki, aralarında profesörlerin de olduğu bir kısım seçilmiş insan, bir taslak anayasa hazırlamış veya bunlara hazırlatılmış. Ve daha sonra da bu metnin AKP’nin anayasası olduğu resmen açıklandı. Büyük çapta AKP’nin görüşlerini içeren, “Şark kurnazlığı” ile, kelime oyunlarıyla Atatürk’e ve devrimlerine asgari derecede yer veren, özellikle eğitim konusunda tarikatlere  -demokrasi adı altında- geniş bir serbesti getiren, “üniversitelerde kıyafet serbestliği” kılıfıyla türbanın üniversiteye girme yasağını kaldıran maddelerden bahsediliyor.
Düşünün ki bu taslak, AKP’nin ısmarladığı “sivil anayasa”!.. Bu taslak, parti görüşü diye Anayasa Komisyonu’na gelecek. Belki bir-iki değişiklikle kabul edilecek, Genel Kurul’a gelecek, muhalefetin itirazlarına rağmen şakır şakır yasalaşacak. Onun adı da "demokrasi" olacak!..Olmaz öyle şey!.. Demokrasi, büyük çoğunlukla da olsa iktidara gelen partinin görüşlerini dolambaçlı yollarla Anayasa hükmü haline getirmesi değildir. Zira anayasalar, partilerüstüdür. Zırt pırt değiştirilecek sıradan yasalar değildir. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı makamına kadar çıkmış bir Turgut Özal, “Anayasa’yı bir defa da biz delelim!..” türünden bir vecizeyi siyasi tarihimize mizahî bir unsur olarak hediye etmiş olsa bile, anayasalar "sondaj kuyusu" değildir, öyle ikidebir delinemez!.. Metni alelacele ve alışılmışın dışında hazırlanan bu Anayasa’nın, kısa zamanda eksiklerinin görülüp düzeltmelere uğramamasını diliyorum. Fakat korkarım ki, Genel Kurul’dan çıkacak son şekli "AKP tüzüğü" gibi olursa, Anayasa’nın ömrü, AKP’nin iktidarda kalacağı süreyle sınırlı kalır. Hele yerine Atatürk ilkelerini özümsemiş bir parti gelirse...                                                                                       
Anayasa’yı tümden değiştirmek, köklü bir düzen değişikliğinin gereği olarak yapılır. Yoksa bu değişiklik acaba, “ılımlı İslâm”ın gelişi için bir hazırlık Anayasa’sı mıdır?
Bu daha da tehlikelidir. Zira, son gazetelerdeki bazı haberler doğruysa ve meydan radikal dincilere açılırsa, büyük bir çatışma içine girileceği tehlikesinin doğması işten bile değildir.
Bu yüzden, seçimde bu gidişe dur denmezse...   
O zaman, ÖRT Kİ ÖLEM!..


19 Eylül 2007  02:16:45 - Okuma: (807)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik