Yazı

Zaman Akıp Gidiyor
Zaman Akıp Gidiyor 

Özcan Nevres

Bazen gönlüm geçmişe doğru gezintiler yapıyor. Çoğu kez gönlüm doğup büyüdüğüm ve en güzel gençlik yıllarımın bir kısmının geçtiği Menemen’deki anılarıma takılıp kalıyor.

CHP deki sekiz yıllık yöneticiliğim canlanıyor gözlerimin önünde. Partisine gönül vermiş olanlar en az benim kadar özverili ve coşkuluydular. Herkes partisine elinden geldiğince sahip çıkardı. Büyük çoğunluğun siyasetle uğraşmaktan hiçbir beklentisi yoktu. Yeter ki partisi ve dolayısıyla ülkesi kazansın.
Demokrat Partinin kuruluşuyla çok partili siyasete öncelikle yalanlar hakim oldu. Milletvekili adayları ölçüsüz yalanlarıyla saf insanları kandırıyorlardı. Bir kürsüden haykırıyordu. Şu elimdeki sigara paketini görüyor musunuz? Bu paketi yirmi kuruşa alıyorsunuz. Biz iktidara geldiğimizde bu paketin fiyatı beş kuruş olacak. Adayın söylediğinde biraz da olsa Gerçeklik payı vardı. Zira kısa zaman sonra paketin içindeki yirmi sigaranın teki beş kuruş oldu. Yani yirmi kuruşluk paket yüz kuruş oldu. Olsun varsın. Yalandan ölen olmuş mu ki? Meydanlardaki yalanlar o kadar bol ve inanılmaz idi ki adayın biri Erzurum’a deniz getirmekten, bir diğeri ise patates fabrikası kurmaktan bile söz edebiliyordu. Yalanlardan oluşan söylevler semeresini vermiş, Demokrat Parti katıldığı ikinci seçimde, yani bin dokuz yüz elli yılında büyük bir seçim zaferi kazanarak iktidar olmuştu.
İktidar seçim zaferinin sarhoşluğuyla gümrük kapılarını açtı. CHP nin Merkez Bankasının kasalarında bıraktığı dövizlerin ve altınların tükenmez olduğunu sanıyorlardı ki isteyen her istediğini ithal eder olmuştu. Gelişmiş ülkelerin ürettikleri, teknolojide geri kalmış ne kadar traktör varsa tümünü kredili olarak Türkiye’ye sattılar. Terkedilmiş teknolojide yedek parça ya az bulunur, ya da hiç bulunmaz. Bulunanların da fiyatları yüksek olur. Bu nedenle ilerleyen zamanda Türkiye de büyük bir traktör mezarlığı oluşmuştu.
Başbakan Menderes’in memlekette kiremitsiz tek bir ev bırakmayacağım sözleri inşaat sektörünün lokomotifi olmuştu. Kerpiç duvarlı, damı duvarı çamur sıvalı evler yıkılıyor. Yerine ileri teknolojiden yoksun betonarme evler yapılıyordu. Bir süre sonra o evler de yıkılıyor ve yerlerine apartmanlar dikiliyordu.
Hazır paraya dağlar dayanmaz. Nitekim de öyle oldu. CHP nin bıraktığı paralar ve altınlar tüketildikten sora dış ülkelere olan borçlar da ödenemez olunca dış itibar da kalmadı. Bu nedenle de her türlü ithalatın önü tıkandı. Bu da yokluğa ve pahalılığa neden oldu. Üretmektense ithal etmeyi yeğleyen yönetim yüzünden çiftçi sabanının ucuna taktıracak demiri bile bulamaz olmuştu. Bırakınız demiri, bürokratların kullandıkları toplu iğneler bile bulunmaz olmuştu. Pahalılığa umar olarak çıkarılan Milli Korunma Kanunu da (halkın deyimiyle milli kurutma kanunu) umar olmadı. Kodamanlar karaborsa ile keselerini doldururlarken fasulyeyi pirinci rayiç fiyatından beş kuruş fazla satanlar hapishanelerde süründü.
Ekonomik durum giderek daha da kötüleşiyordu. Bu nedenle erken seçim umut oldu. Bin dokuz yüz elli yedi seçimlerinde Demokrat Parti çok büyük oranda oy kaybetmesine rağmen iktidarını korudu.
Seçim kazanılmıştı ama yokluk daha da artıyordu. Halkın dikkatini yokluktan uzaklaştırmak için Vatan Cephesini kurdular. Bu cephe yüzünden halk arasındaki ayrılık daha da derinleşiyordu. Artık halk ikiye ayrılmıştı. Demokratlar Vatan Cepheli oluyordu. Vatan Cephelilere göre ise CHP liler komünistti ve onlara Moskova’nın yolu gösteriliyordu. Başbakanın gerekirse idam sehpaları kurarız demesi bardağı taşıran son damla oldu. İsmet Paşanın sehpalar kurulur ama hangi tarafa çalışır bilinmez sözleri doğru çıktı. Sehpalar Demokrat Partiyi yönetenler için kuruldu.
Keşke siyaset bu denli kirletilmeseydi. Keşke insanlar iktidar hırsı ile bu denli kandırılmasalardı. Keşke insanlar siyasiler tarafından para ve erzak torbaları ile bu denli kandırılmasalardı. Keşke insanlar bir torba kömür ve bir poşet erzak uğruna oylarını satmasalardı. Keşke insanlar o erzakların hem kendi, hem de çocuklarının geleceğini karartacağını anlayabilselerdi. Ne yazık ki bu geçmişteki hatalar yüzünden halen demokrasiyi tartışıyoruz. Ve yokluk denen belayı bir türlü başımızdan defedemiyoruz.
Özcan Nevres  


4 Eylül 2007  01:12:53 - Okuma: (579)  Yazdır




İstatistik