Yazı

Değerli okurlarım
Değerli okurlarım 

Özcan Nevres

Hava o kadar sıcak ki bilgisayar odama çıkıp yazı yazmayı bırakın, boş oturmak bile olası değil.

Bu nedenle bu günlerde yazmaya ara verdim. Bu gün hava biraz serin. Bu serinlikten yararlanarak birkaç satır yazmaya karar verdim. Oysa yazılacak o kadar çok konu var ki. İnanın hangisinden başlayacağıma karar veremiyorum. Bazen de aklıma şöyle bir soru takılıyor. Yazıyorsun da ne oluyor. Yazdıklarını kaç kişi okuyor? Zira köşe yazılarının çok az okunduğunu biliyorum. Buna rağmen halen yazmaktaki ısrarım neden? Siyasette hiçbir beklentim yok. Ne belediye başkanlığına, ne de il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliklerine aday olmam söz konusu değil. Parasal bir çıkarım da yok. Yazmanın en güzel yanı okuyanlara bir şeyler verebilmektir. Eğer öykülerimle okuyucularıma mesaj verebiliyorsam, şiirlerimle duygulu insanların ruhunda meltem estirebiliyorsam ve günlük köşe yazılarımla, okurlarımı düşünceye sevk edebiliyorsam işte o zaman yazmanın zevkine doyum olmuyor.
 
Bazen bir okurum telefon açar. Şu yazınızı çok beğendim. İyi ki varsınız der. Teveccühünüz der ve teşekkür ederim kendilerine. Bir süre önce bir okurum aradı yine. Yazılarınızı büyük bir zevkle okuyorum ama bu yetmiyor bana. Sizinle tanışmak istiyorum. Belki bana gel tanışalım diyeceksiniz ama gelemem. Hastayım. Bu nedenle evimden ancak kısa mesafelere çıkabiliyorum. Eğer yolunuz bu tarafa düşerse, beni ararsanız çok sevinirim dedi. Hasta bir insanı kırmak olası mı? Beldesine gittim. Kahvehanede buldum kendisini. Sohbetimiz sırasında ben de şiir yazıyorum. Ama sizin şu kullandığınız Türkçe yok mu? İşte o Türkçeniz benim size hayranlık duymama neden oluyor dedi. Bu konuyu Recep hocayla çok konuştuk. O da sizin yazı dilinizi çok beğeniyor dedi. Teveccühünüz dedim. Daha başka ne diyebilirdim ki? Yeni dostumdan hasta bir insanı mutlu etmenin gönül rahatlığıyla ayrıldım. İnşallah o felç denilen illeti yener ve eski sağlıklı günlerine kavuşur.
 
                                                  ***
 
Parlamento seçimi yapıldı. Ne yazık ki umduğumuz sonucu alamadık. Tüm çabalarımız heder olup gitti. Dikkatli okurlarım anımsayacaklardır. Seçime iki gün kala gazetenizde bir köşe yazım yayınlanmıştı. Sayfa düzenleyicisi arkadaşımız ilk defa yazıma ön sayfada başlık açmıştı. Zira oy verecek seçmeni çok iyi uyaran bir yazıydı o yazım. Bunu düşünerek o yazımı lazer yazıcımdan tam iki yüz baskı aldım ve götürüp CHP İlçe Başkanına verdim. Bu arada yazımı fotokopi ile çoğaltacaklarını söylediler. Bırakınız çoğaltılmasını, dağıttıklarından bile şüpheliyim. Peki, neden böyle yaptılar? Belki de CHP nin iktidar olmasından korkuyorlardı. Zira CHP Türkiye genelinde yeteri kadar çalışmadı. Yanlışlıklar içinde boğulup gitti.
 
CHP İlçe Merkezinde sekiz on kişi oturuyoruz. Biri geldi başkanı sordu. Arkadaşlardan biri, başkanın cenazesi var bu gün gelemeyecek dedi. O ara arkadaşlardan biri geleni tanıdı ve siz DSP den CHP listesinden aday değil misiniz diye sordu. Konuğumuz evet dedi. Dönüp bey efendi içeri girdiğinizde merhaba arkadaşlar. Ben şu sıradan milletvekili adayınızım deseniz ağzınız mı eskirdi demeyi düşündüm ama demedim. İçimden işte bize her seçimde nal toplatan zihniyet bu dedim.
 
Bu nasıl particiliktir ki partililer ellerini taşın altına sokmayı zahmet olur diye istemezler. Ve her şeyi adaylardan beklerler. Nasıl olsa seçilecek o. Gece gündüz çalışsın derler. Peki, sen niye çalışmıyorsun? Partin hezimete uğradığında neden feveran ediyorsun? Neden yenilginin suçunu kendinde değil de genel başkanında buluyorsun? O baştır. Başı gövde ve ayaklar taşır. Sen ne gövde oluyorsun ne de ayak. O baş her yere tek başına nasıl yetişsin? İşte bu partili olma bilincinden yoksunluk ülkenin ordusu ile rejimi ile kavgalı bir iktidara teslim olmasına neden oldu.
 
Önümüzde yine bir seçim var. İnşallah o seçimde yerel yöneticilerimizi titizlikle o görevlere layık olanları seçeriz. Bunun için de hepimizin elimizi taşın altına sokmamız gerekir.
 
Özcan Nevres


28 Ağustos 2007  09:48:25 - Okuma: (517)  Yazdır




İstatistik