Yazı

Zafer
Zafer 

Ahmet Mocan

Yıl 1921…

 Aylardan ağustos…
 Ankara hareketli…
 Bazıları ailelerini iç bölgelere göndermekte…
 Bazıları da meclisin ve hükümetin Kayseri’ye, Malatya’ya ya da Sivas’a taşınmasını önermekte…
 O günlerde mecliste Erzurum Milletvekili Durak Bey söz alır: “ Arkadaşlar nereye gidiyorsunuz? Cephe neredeyse meclis de onun arkasında toplantıya devam etmelidir. Düşman bizi burada kendisini yenmek için önlemler düşünürken bulmalıdır. Yerimiz cephedir. Geriye bir tek adım atamayız!” der.
 Mecliste o güne kadar pek sesi duyulmamış bir milletvekilinin sesi duyulur. Dersim Milletvekili Diyap Ağa: “ Efendiler, biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa düşmanla kavga edip ölmeye mi? Kaderde ölmek varsa kaçmakla bundan kurtulamayız. Eğer ölürsek burası ikinci bir Kâbe olur!” der.
 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal’in bildirisi yayımlanır:
 “Büyük savaştan çıktığımız en zayıf zamanımızda bütün yurdu çiğnemek ve bütün halkı yok etmek için üzerimize saldıran düşmanlara karşı ulusça birleştik. Bana bu (başkomutanlık) görevi vermiş olan meclisin ve o mecliste temsil edilen ulusun kesin iradesi hareket tarzımın akışını oluşturacaktır. Hiçbir neden ve biçimle değiştirilmesine olanak bulunmayan bu kesin irade, kesinlikle düşman ordusunu yok etmek ve bütün Yunanistan silahlı kuvvetlerinden oluşan bu orduyu, anayurdumuzun kutsal ocağında boğarak kurtuluşa ve bağımsızlığa kavuşmaktır. Ülkenin ve ulusun maddi ve manevi tüm kuvvetlerini bu sonucun alınması amacına yöneltmek için hiçbir önlem ve girişimden kaçınılmayacak, ne yer ve zaman ile ne de vatan kavramı karşısında ayrıntıdan ibaret kalan diğer düşüncelere bağlı kalınmayarak düşman ordusunun yok edilmesinden ibaret bu tek amaç uğrunda gereken her şey yapılacaktır.”
 Daha sonra “Tekâlifi Milliye Kanun(Ulusal Vergi Buyruğu)” yayımlanır:
 “Her evden bir kat çamaşır, bir çift çorap ve çarık” istenir. Parası sonradan ödenmek üzere, tüccar ve halkın elinde bulunan giyim kuşam, yiyecek[%40], araba, yük ve koşum hayvanları[%20], silah ve cephane, benzin kamyon lastiği, yapıştırıcı kablo, pil ve tel toplanır.
 Ustalar ve sanatkârlar askerlik şubelerine bildirilir.
 Bu yapılanları kötüye kullananların ve alınanları kendi malıymış gibi kullanmaya kalkanların “Vatan Hainliği” suçuyla cezalandırılacağı duyurulur.
 23 Ağustos 1921 günü Mustafa Kemal şöyle seslenir:
 “Hattı müdafaa[savunma çizgisi] yoktur, sathı müdafaa[savunma alanı] vardır. O satıh[alan], bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz. Onun için küçük büyük her cüzütam[brlik], bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük büyük her cüzütam[birlik] ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip[oluşturup] muharebeye[savaşa] devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete[sonuna] kadar sebat ve mukavemete[dayanmak ve direnmeye] mecburdur.”
 Sakarya Savaşı’nın bedeli ağırdır. 800 yaralı subay vardır; 350 subay, 25 bin asker yitirilmiştir…
 Günlerce askere bir avuç buğday dağıtılmıştır. Mustafa Kemal ve karargâhtakiler bunu duyunca, önlerine getirilen tavuğu yemeden sofradan aç kalkmışlardır.
 Ancak bütün bu sıkıntıya değecek bir şey vardır ortada: Yunan ilerleyişi durdurulmuştur.
 Yine de kötümser hava devam etmektedir. Her ne kadar açık açık söylenemiyorsa da ordunun taarruz edemeyeceği düşüncesi vardır. Muhalefet de bunu ustaca kullanır.
 Muhalefetin tutum ve tavrı Mustafa Kemal’i hükümet başkanlığından ve başkomutanlıktan istifa etmenin eşiğine getirir.
 Mustafa Kemal’in rahatsız olduğu için katılamadığı bir oturumda –üstelik gizli değil açık bir oturumdur- Mustafa Kemal’in hastalığı açığa vurulur, ordu ve arkadaşları ağır bir dille eleştirilir.
 Mustafa Kemal’in başkomutanlık süresinin uzatılması reddedilir.
 Hükümet istifa etme, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak da görevi bırakma aşamasına gelir.
 Hasta yatağında meclis tutanaklarını inceleyen Mustafa Kemal, arkadaşlarına 24 saat sabretmelerini söyler.
 Daha sonra Mustafa Kemal mecliste milletvekillerine seslenir:
 “Benim rahatsızlığımı buradan ilana gerek var mı? Belki düşman benim rahatsızlığımı işitir ve üç beş gün sonra saldırıya geçer. Benim hastalığımı düşmanın işitmesi doğru mudur?”
 “Yasanın ülkede angaryayı yasakladığından söz ediyorlar. Doğrudur; fakat tehlike, gereksinim bize her şeyi meşru göstermektedir. Eğer ordumuzun gereksinimleri ulusa angarya yaptırmayı da gerektirecek olursa bunu da yapacağız ve en doğru yasa bu olacaktır. Şu ya da bu diye oy vermek, göstermek gerekir. Bu nedenle oy göstermemek yüzünden hükümet hareketsiz bir hâle gelmiştir.
 Bütün bu açıklamalardan sonra son söz olmak üzere şunu söylemek istiyorum ki, hükümet yönetilemez, ordu sevk edilemezse hareketsizliğe mahkûm olur. Çocuk oyuncağı yapacak zamanda değiliz. Bu nedenle bu keşmekeşe, bu anarşiye, hemen bir son vermek gerekir. Böyle yürüyemez, böyle yürünmez, ulus böyle yürümek için sizi buraya göndermemiştir, ulus buna razı değildir. Bu son vatan parçasını kurtarırken olsun, hırslarımızdan, hislerimizden vazgeçerek, her şeyi etraflıca düşünelim. Kurtuluş için… İstiklal için… Eninde ve sonunda düşmanla bütün varlığımızla vuruşarak, onu mağlup etmekten başka karar ve çare yoktur ve olamaz.”
 Mustafa Kemal’i destekleyenler onun yanında oldukları için; ona karşı olanlar ise, “Ordu bundan sonra belini doğrultamaz ve Mustafa Kemal de yenik bir ordunun komutanı olarak tüm saygınlığını yitirir.” düşüncesiyle Mustafa Kemal’i başkomutan seçerler.
 Mustafa Kemal’e karşı olanlar umduklarını bulamazlar…  
 22 gün 22 gece süren savaş Türk zaferi ile sonuçlanır…
 Sakarya Zaferi, Türk ordusunun savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği noktadır…
 Bu zaferden sonra Mustafa Kemal’e “mareşal” unvanı verilir…
 Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra düşmanın tamamen yok edilmesine karar verilir. 1922 yılının ağustos ayına kadar bütün hazırlıklar tamamlanır.
 26 Ağustos 1922’de Mustafa Kemal taarruz emrini verir…
 Sabah 04.30’da topçularımızın taciz ateşiyle başlayan savaş, 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanır.
 Mustafa Kemal’in 15 Mayıs 1919’da İstanbul Boğazı’nda İtilaf Donanması’na bakarak söylediği “Geldikleri gibi giderler!” sözü üç yıl sonra gerçekleşir.
 Gerçi geldikleri gibi gidemezler. Çünkü “Anadolu bizimdir!” edasıyla İstanbul Boğazı’na giren düşman, 1922 yılında arkasına bile bakamadan, kuyruğunu altına kıstırıp kaçar.  
 Bütün düşman yurttan atılmıştır…
 Atılamayanlar da Mustafa Kemal’in “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!” emri ile İzmir Körfezi’ne dökülür…
 Bu vatanın neler kaybedilerek kazanıldığını bilmek, hiçbir zaman unutmamak, bunun bilincinde olmak herkesin boynunun borcudur…
 30 Ağustos Zafer Bayramı’nız kutlu olsun…
 Ahmet Mocan  


27 Ağustos 2007  00:05:49 - Okuma: (700)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik