Yazı

Payam Ağacım
Payam Ağacım 

Nuri Gökgöz

Gözlerden yaş akıtan güneş midir? Yoksa kaybolup giden yıldızlar mıdır bilmem. Söyle bana şimdi sen hiç güneş yüzlü sevgilin için, yıldızlar kadar gözyaşı döktün mü?

Aya sevdalandın mı benim gibi, dinledin mi yirmi dört saat ay yüzlüm şarkısını? O nağmelerde demlenip, gün ışığına isyan ettin mi?
 
Bilemezsin biliyorum. Bilsen de konuşamazsın. Ama yeşermiş yapraklarının arasındaki, çiçek bakışlarından anlıyorum her şeyi anlıyorum…
 
Toprağı eşelemekten korkuyorum biliyor musun? Neden diye sorma, Köklerin takılır elime. Yara alır bedenin, dökülür sonra dallarındaki, desen desen açan çiçeklerin. Olmadan kopar dalından meyvelerin.
 
Sazın tellerinde buluyorum seni. Ne zaman gölgene oturup dokunsam tellere, türkü türkü damlıyor hasret yaşları. Yapraklarının arasından okşarcasına saçlarımı…
 
Ablam hep ceviz ağacının gölgesine giderdi. Bense sana gelirdim. Hala anlayamadım, Beni çeken ne vardı ki sende…
 
Salıncak kurduğumuz dalında, silinmemiş hala ip izleri, bir bilezik gibi durmakta. Ne zaman bir kumru kuşu görsem, inan ki o dalın geliyor aklıma. Benden sana verilen bir armağan o biliyor musun? Benden sana verilen bir armağan…
 
Dün gibi anımsarım, saklambaç oynarken arkana gizlenmiştim. Çiçeğinden bal alan bir arı, aşılamıştı beni sağ elimden… O kızgınlıkla çivilemiştim onu gövdene. Arı yok olmuş, O demir parçası kalmıştı bedeninde. Çıkarmak istedim, sonra vazgeçtim. Az çekmedin benim elimden biliyorum.
 
Benimle beraber sende yaşlanıyorsun yavaş yavaş. Benim gözlerim seçemez oldu şimdi. Seninde çiçeklerin azalmış. Kuşlarda az konar olmuş dallarına. Yeşil saçların seyrelmiş. Gelsem yine yanına, gölgende hala bana yer açar mısın?
 
Otursam yine yıllar öncesi gibi. Uzun ince bir yolda ilerleyen Gövdende ki gezinen karıncalarla dertleşsem. Alsam onların dudakları arasındaki azıklarını. Çocukluğumdaki gibi, kurumuş payam tanesini atar mısın yine başıma kızarak? Hadi söyle! Söyle PAYAM ağacım; Çocukluğumdaki gibi, payam tanesini atar mısın yine başıma. Atar mısın?
 
Birde o cevizlikteki armut ağacı vardı hatırlıyor musun? Onu da çok severdim. Onunda koyu gölgelerinde dinlenirdim… Kıskanırdın biliyorum, kıskanırdın… Çekemezdin o armut ağacını. Çekemezdin, çekemezdin…
 
“Armut Ağacına yaslanmayasın
Yarim var diye de güvenmeyesin
El kızı dediğin uçan bir kuştur 
Sakin sözlerine de güvenmeyesin”
 
Bu türküyü söylerdin rüzgarların eşliğinde. Duyardım o sesini. Duyardım feryadını. Şimdi, sen söyle PAYAM ağacım. Duyuyor musun beni, desen desen çiçekli PAYAM ağacım?
 
Ne zaman o ceviz ağacının altına oturmaya gitsem, gitme derdin. Gitme derdin PAYAM ağacım. İşte bak yıllar geçti aradan. Ben sana sevdalıyım biliyor musun? Ben kuşları, ben arıları, ben sana konan kelebekleri kıskanırdım; Sense beni, hem cevizlikteki armut ağacından, Hem yanı başında duran ceviz ağacından kıskanırdın…
 
Aklımdayken sorayım sana PAYAM ağacım. Kanalın bittiği yerde bir iğde ağacı vardı bilirsin.Dalları çiçeklere büründü mü kokusu sana kadar gelirdi.O zaman da mahsurlaşırdın biliyor musun?Ne de güzel kokardı ama değil mi?
 
Bir gün Mehmet eniştem, söğüt dalından bir düdük yapmıştı bize.Ne çalmıştık o düdüğü gölgende ne çalmıştık. Kuşlar bile toplamıştı dallarına. Bülbüllere taş çıkarmıştık hani…Evimde hala duruyor o düdük ve düdüğün yanında kırılmış payam tanesi, ceviz kabuğu,  iğde çekirdeği ve kurumuş armut sapı.Bu yaz geldiğimde, en güzel elbiselerimi giyipresim çektirmek istiyorum seninle. Onu da hatıra olarak saklayacağım gelecek yıllara. Odamın en güzel yerinde…
 
Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyor musun? Geliyorum yanına, sayılı günlerim kaldı. Gölgende bu kez, iki kişilik yer ayır olur mu PAYAM ağacım.
 
Oğluma anlattım seni… O sende armağan olarak bıraktığım, kumru kuşlarını andıran, izleri görmek istiyor. Birde bir türkü öğrettim ona. Seni kızdırması için.
 
“Cevizin yaprağı dal arasında
Güzeli severler bağ arasında
Üç bel güzel bir araya gelmişler
Benim sevdiceğim yok arasında “
 
Eğer o türküyü söylerse şakacıktan da olsa, benim başıma attığın gibi; O’na da kurumuş payam tanesinden atacak mısın?
 
Doğduğum topraklara adını veren PAYAM ağacım…
 
Söyle kurumuş PAYAM tanesinden O’na da atacak mısın?
 
 Nuri Gökgöz


22 Ağustos 2007  12:03:21 - Okuma: (1615)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik