Yazı

İstenirse Oluyor
İstenirse Oluyor 

Özcan Nevres

Bu gece de her gece olduğu gibi yine beş kilometrelik yürüyüşümüze çıktık.

Sahilde belediye zabıtaları gecenin ilerlemiş saatine rağmen iş başındaydılar. Görevleri kabuklu yemiş yiyenleri uyarmak, dinlemeyenleri de cezalandırmaktı. İnanılacak gibi değil ama gerçek Bankların altı tertemizdi. Diğer gecelerdeki gibi ayçiçeği çekirdeklerinin kabuklarından oluşan tepecikler yok olmuştu. Yıllardır bu konunun üzerinde hassasiyetle durmaktayım. Belediye işi biraz sıkı tuttuğunda görsel kirlilikler tamamen yok olmasa da iç karartması olmuyor. Dilerim belediye bu güzel uygulamada geri adım atmaz.
 
Yıllar önce Yücel Çiftçi Bir Delinin Hatıra Defteri adlı eseri sahnelemek için Muğla’ya gelmişti. Öğretmenler derneği başkanı ile görüşüp anlaşmasını sağladım. Bu ara kendisine çok önemli bir uyarıda bulundum. Tek kişilik bu temsilde izleyicilerin söylenilenleri iyi duyabilmesi için büyük bir sessizlik gerekmektedir. Oysa halk film izlerken bile ayçiçeği çekirdeği yemekten geri kalmıyor. Aynı şeyi senin temsilinde de yapacaklardır. Sen de ses çıkarmadan bir süre bekleyeceksin. Sonra da izleyicilere ben neden sustum biliyor musun diye soracaksın? Daha sonra aramıza fareler karışmış, onların doymalarını bekliyorum diyeceksin dedim.
 
Temsil saati geldiğinde izleyiciler keyifle çekirdeklerini kemiriyorlardı. Yücel Çiftçi dediklerimi aynen uyguladı. Bu sayede salon derin bir sessizliğe büründü. Yücel çiftçi bu sessizlik sayesinde oldukça başarılı bir temsil çıkardı. (Bu vesileyle de kendisini rahmetle anıyorum.) Birkaç gün sonra da belediye gerekeni yaptı ve sinema salonlarında kabuklu yemiş yemeyi yasakladı Bu sayede de film izleyicileri çekirdek sesi dinlemekten kurtulmuş oldu.
 
Çay bahçesinde oturuyoruz. Masamızda bizden önce oturanların geride bıraktıkları bir kabuk dağı var. Garsona kabukları atmasını söylerken takılmadan da edemedim. Bu fareler medeniyetten yoksunmuşlar. Üç adım ötedeki çöp bidonuna atmaları gereken çöplerini masada bırakmayı yeğlemişler. Önümüzdeki çekirdek kabukları tepeciği kalktı ama yan tarafımızda, önümüzdeki ve arkamızda ki masalarda oturanlar çıtır çıtır sesler çıkararak kendilerine verdikleri ayçiçeği ziyafetini büyük bir keyifle sürdürüyorlar. İçimden kalkıp sormak geliyor. Hanım efendiler ve beyler. Bunları evinizde kemirseniz de bizleri rahatsız etmeseniz olmaz mı? Diye sormak geliyor içimden ama hiçbir şey değişmez ki. Zira benim ceza yazma yetkim yok. Ne yazık ki tüm kuralsızlıkları ortadan kaldırmanın tek bir yolu var. O da ceza yazmak. Umarım temiz bir kentte yaşamak için bu da olacak. Yani bu kişiler ceza tehdidi ile temiz olmayı mutlaka öğreneceklerdir.
 
Ne zaman gökyüzünde bir duman görsem aklıma hemen bir ormanın yandığı gelir. Nitekim şu satırları yazdığım şu anda Manisa’da ormanlar yanıyordu. Yakanların elleri kırılsın. Ormanları ateşe verenler, ya da dikkatsizlik yüzünden orman yangınına neden olanların hiç mi vicdanları sızlamıyor? Yaşamımızı tehdit eden kuraklığın nedeninin yakılan ve bu yüzden azalan ormanların neden olduğunu insanlarımız ne zaman öğrenecekler? Dahası yanan ormanların içinde kaç canın yanarak yitirildiğinden haberleri var mı?
 
Yağmur ormanların anasıdır. Orman varsa yağmur yağar. Böyle demişler atalarımız. Öyle demişler ama bu çağda, yağmur gerçeğinden habersiz insanlar yağmur duasına çıkıp yağmur yağdırmayı umut ediyorlar.
 
Datça’dan İzmir’e doğru yola çıktığımda pisem pisem yağmur yağıyordu. Ahmakıslatandan biraz daha fazlaydı yağmakta olan yağmur. Orman çeşmesinin bulunduğu ormanlık alana geldiğimde şiddetlenen yağmurun sularını arabamın silgiçleri zor siliyorlardı. Ormanlık alandan çıktığımda yağmur yine azalmıştı. Marmaris’e yaklaştığımda ise silgiçler tamamen yetersiz kalmışlardı. Öylesine yoğun bir yağmur yağıyordu. Bu da atalarımızın sözlerini doğrulamaya yetiyor. Ne demiş atalarımız? Yağmur ormanın anasıdır. Orman varsa yağmur yağar. Doğru söze kim karşı gelebilir ki.
 
Özcan Nevres


16 Ağustos 2007  15:05:33 - Okuma: (724)  Yazdır




İstatistik