Yazı

Kuraklık ve Kıtlık
Kuraklık ve Kıtlık 

Özcan Nevres

Ülkemiz ağır bir kuraklığın kıskacında.

Yıllardan beri yapılan tüm uyarılara kulakları tıkalı olan hükümetler yan gelip yattıkları için bu felaket gelip kapımıza dayandı. Bu yıl kuraklık yüzünden tahıl üretiminde büyük bir gerileme oldu. Ayçiçekleri ise doğru dürüst kelle oluşturmadan kurudular. Var olan kellelerdeki tanelerin dolu olacağı pek olası değil. Görünen o ki ayçiçeği tarımında en az yüzde yetmiş beş bir gerileme olacak. Çeltik tarımında da durum daha beter. Kuraklık nedeniyle büyük şehirlerde içme ve kullanma suyu paniği başlamış durumda. Yan gelip yatan belediyeler ne yapabilirizden ziyade günü kurtarma çabasındalar. Halkı yağmur dualarıyla kandırma çabasındalar. Yağmurun duayla yağdırılabileceğine inananlar yağmur duasına çıkıyorlar. Böyle durumlarda aklıma hep Faruk Nafiz Çamlıbel’in Canavar adlı piyesi gelmektedir. Piyeste yağmur duası anlatılmaktadır. Bir tarafta kuzular bağırıyor meeee diye. Bir tarafta bebekler ağlıyor mama diye. Eğer yağmur Allah’ın gözyaşları olsaydı. Bir anda ortalığı sele boğmak kolaydı. Ne yazık ki yağmur Allah’ın gözyaşları değil. Yağmura sormuşlar nereye gidiyorsun diye? Yanıtı çok net olmuş. Ormanların olduğu yere. Yağmur ormanın anasıdır. Orman varsa yağmur yağar.
Yıllardır kuraklık uyarılarına rağmen geçmiş hükümetler ne yaptılar? Yan gelip yatmadılar. Harıl harıl çalışıp 2B bozuk orman yasaları ve orman afları çıkardılar. Neden? Çünkü en başta Sayın Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın elli iki dönüm değerli arsasını kurtarmak istediler. Oysa bozuk orman alanı diye bir kavram olamaz. Gezdiğiniz yerlerde bir karış toprağın dahi olmadığı kayalıklarda zümrüt gibi yemyeşil ormanların olduğunu görmüşsünüzdür. O kayalıklarda orman olabildiğine göre, bozuk orman alanı kavramı uydurmadan, arsa rantçılığına kılıf olmaktan öteye bir şey olamaz.
Büyük şehirlerde bu yoğun göç alma oldukça su problemi çözülemez. İstanbul’un su sorununa ne Melen çayından su getirilmesi, ne de Istranca dağlarındaki derelerin Terkos gölüne akıtılması susuzluğa çözüm olamayacaktır. İstanbul’un nüfusu on beş milyona dayanmış. Halen daha göç alan bir şehir durumunda. Köye dönüş projesi iflasla sonuçlanmış. Adam İstanbul’a gelmiş. Bir şekilde iş de bulabiliyor aş da. Her ne kadar doyurucu olmasa da. Köyüne dönüp ne yapacak köyünde. Ne iş var ne de iş. İş olmayan yerde aş olur mu?
Merak ediyorum. Gelişmiş ülkelerde sanayi ülkenin her yanına yayılmış mıdır? Yoksa bizdeki gibi birkaç şehre mi yayılmıştır? Tek merkezde toplanan sanayi askeri açıdan da büyük sakıncalar içermektedir. Zira bir savaş çıktığında baş hedef sanayide kalkınmış yerleşim alanları en büyük hedef olur.
Anadolu’m benim. Elleri nasırlı insanlarımızın yaşadığı, yokluklara göğüs geren Anadolu’m benim. Ne sanayiden nasibini almış ne de zenginlikten. O insanlara göçten başka bir seçenek bırakmamışlar. Kim ister ata toprağından kopup yaban ellerine gidip yerleşmeyi? Açlık, yokluk bindi mi enselerine, yapacak göçten başka ne kalabilir ellerinde.
Savaştan ağır bir yenilgiden çıkmış olan Japonya’da imparatorun başkanlığında toplanmışlar. Ülke ekonomisini nasıl canlandırırız. Ülkeyi nasıl kalkındırırız diye. Birçok akil büyük fabrikalar kuralım demişler. Bu ara veliaht prens hiç ses çıkarmadan konuşmaları sonuna kadar dinlemiş. Tam büyük fabrikalar kararı onaylanacakken söz istemiş. Söz vermişler kendisine. Büyük fabrikaların kurulması mutlaka çok iyidir ama yaratacağı olumsuzluklar çok daha büyük olacaktır. Fabrika kurulan yerler yoğun göç alacaktır (Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi) Bu göç alan yerler elektrik, su, kanalizasyon ve yollar caddeler isteyecektir. Bunları nasıl çözeceksiniz demiş. Sormuşlar. Daha iyi bir önerin var mı demişler. O da var demiş. Her köyü bir fabrika yapalım. İnsanlar imalatı evlerinde yapsınlar. Kamyonlarla, tırlarla onlara malzeme dağıtılsın. İmal edilenler de aynı araçlarla montaj alanına taşınsın. Peki, bu nasıl olacak dediklerinde önce eğitici ustalar yetiştireceğiz. Yetişen ustalar köylerdeki insanları eğitecekler demiş. Öneri kabul edilmiş. Böylece Japon mucizesi yaratılmıştı. Böyle bir üretim modeli bizim ülkemizde de uygulanabilir ama kim yapacak? Borçla yaşama ekonomisi kafalardan silinmedikçe olumlu hiçbir adım atılamaz.
Özcan Nevres


6 Ağustos 2007  18:42:35 - Okuma: (705)  Yazdır




İstatistik