Yazı

Büyük İskender ve Küreselleşme–2
Büyük İskender ve Küreselleşme–2 

Asil S. Tunçer

Aristo’dan bilgelik dersleri alan İskender, hayalleri ve hedefleri için hayatı boyunca büyük seferlere çıktı, hiç kimsenin tahmin edemediği kadar uzaklara ulaşır.

Biraz içindeki boşluğu doldurabilecek heyecan denebilir ve bu büyük hayallerin peşinden sürüklenmesine, biraz da beklentilerin, ufukların kısacık alanda kalmasına isyandı onunki. Yıllar boyu uzak durduğu tahtına kimlerin göz diktiğini önemsemediği gibi annesinin yalvarmalarına, ardı arkası kesilmeyen mektupların söylediklerini de umursamaz, İskender. Gittiği memleketlerde çapulcu gibi davranan askerlerini durdurur, bulundukları ülkenin yönetimini bozguna uğratmaz, kendi kültür kodlarına uyum sağlatıp, yoluna devam eder.
Bir gün İskender, felsefenin duayeni sayılan ve aynı zamanda Hocası olan Aristo'ya bir mektup yazar: ''Zapt ettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım? Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim, hapse mi atayım yoksa kılıçtan mı geçireyim?”. 
Aristo'nun cevabı ise şu olur: “Sürgüne gönderme çünkü sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar; hapse atma çünkü hapishanede yuvalanır sana düşman militan olarak geri dönerler ve asla kılıçtan geçirme çünkü sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür ve senin tahtını sallar”.
Çözüm olarak ta şunu önerir: “insanların arasına nifak tohumları ekeceksin, birbirleriyle savaşınca hakem olarak kendini kabul ettireceksin ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın”.
İskender’i İskender yapan cesareti, kendine güveni olduğu kadar hayal kurmayı da başarabilmesidir. Hayallerini erken bitiren en önemli faktör ise idealinin büyüklüğü kadar gerçekliğe sahip olmamasıdır. Büyük İskender’in davranışlarında görülen en önemli gizem onun daha çok rüyalarında gördüğü Homer’den çok etkilenmiş olmasındandır. İskender’in savaşlarda bu kadar başarılı olması nedeni onun acıya, açlığa ve susuzluğa çok büyük bir sabırla dayanması yani çok zor koşullarda dahi ayakta durmayı başaran bir insan olmasıydı. Bundan dolayı tarihteki en önemli askeri dehalardan, tarihin gördüğü en önemli fatihlerden birisidir. Yunanistan’a, Mısır’a, Asya’ya ve Batı Hindistan’a kadar imparatorluğun sınırlarını genişletmiştir. İskender bu fetihleri yaparken işgal ettiği yerleri yakıp yıkıp geçer ama bunu kendi idealleri doğrultusunda yürüttüğü genişlemeci bir politikayla yapıp diğerlerine şans vermez kendi kültürünü ve kurumlarını işgal ettiği yerlerde sistematik bir şekilde yerleştirir. Böylece küreselleşmenin ilk adımlarını atarak Helen kültür ve yaşam şeklini yayar. İskender’in uyguladığı bu genişlemeci politika batı medeniyeti yolunda atılmış ilk adımlardır.
İlk olarak M.Ö. VII. binyılda yerleşilen, o tarihten başlanarak ardı ardına göç dalgalarına uğrayan Yunanistan topraklarına, M.Ö. II. binyıl başlarında, ilk Hint-Avrupalı istilacılar (ilk Yunanlar ya da onların ataları Akhalar) yerleşirler. M.Ö.1600'lere doğru ortaya çıkan, niteleyici özelliklerinden başlıcası Girit'ten alan Mykenai Uygarlığı, II. binyıl sonuna doğru Dorlar'ın istilasıyla apansız sona ermiştir. Dorlar’ın istilasının başlattığı, "Yunan Ortaçağı" diye adlandırılan karanlık dönem (M.Ö. II. binyıl sonu - M.Ö. VIII. yy.) boyunca gerçekleşen toplumsal değişiklikler, eski Yunan dünyasına kendine özgü görünümünü kazandırmıştır. Birbiri ardına kurulan site devletlerde monarşinin yerini oligarşi rejimlerinin alması ve büyük toprak sahiplerinin halk üstünde baskıcı bir egemenlik kurmaları, siteler arasında bitmek tükenmek bilmeyen çekişmelerin yol açtığı savaşların, toplumsal adaletsizliğin acılarını daha da ağırlaştırmıştır. Bunun sonucunda Anadolu'ya yönelik büyük bir göç dalgasının başlamasıyla Doğu uygarlıklarıyla kurulan bu ilişkiden, yeni bir uygarlık doğdu ve Fenikelilerden abecenin alınmasıyla hızla gelişti ve böylece küreselleşme yolunda ilk adımlardan birisi atılmış olur. Dorlar'ın istilasının izleriyse, M.Ö. VI. yy.a kadar sürüp gider.
Pers İmparatorluğu'nun, Yunanistan'ın özgürlüğünü tehdit etmesi, en tehlikeli dönemlerde birçok sitenin bir araya gelmesini sağladıysa da, bütün sitelerin tek bir devlette bir araya gelmeleri hiçbir zaman gerçekleşmez. Bu da gösteriyor ki; Yunan kent devletleri Helenistik kültürü yaymaya çalışsalar da kendi aralarında tam olarak bir birlik oluşturamamışlardır. İşin en ilginci de; Yunanlılara karşı savaşan Pers ordusunda görevli Yunanlı paralı askerler vardır; Xenephon’un Anabasis’i (Onbinlerin Kaçışı) özetle bunu çok iyi anlatır. Pers Ordusunda savaşan Yunanlı paralı askerler, Pers Kralı Cyrus’un Cunaxa’da bozguna uğramasıyla sağ kalanlar yüzlerce mil yolu yaya olarak kat edip ana kıta Yunanistan’a geri dönmek zorunda kalmışlardır. Bir türlü bir araya gelemeyen Yunan kentleri birlik olamadıkları için Yunan medeniyetinin yayılma süreci ve küreselleşmesi çok yavaş olmuştur. Medlerle savaşlar (M.Ö.490-M.Ö.479), Yunanlılar açısından başarıyla sona ermiş ama bir yandan da kalıcı bir barış kurup, birleşemeyeceklerini ortaya koymuşlardır. Başarıda en çok payı bulunan Isparta ve Atina'nın, savaşların hemen ardından, üstünlük savaşına girişmeleri sonucunda Perslere karşı savaşan siteleri buyruğu altında toplayan Atina (Atina Konfederasyonu ya da Delos Birliği), çok geçmeden müttefikleri üstünde zorbaca bir egemenlik kurup baskıyla yönetilen uyruklara dönüştürür. Bu arada aldığı yıllık vergiler ve Perikles'in dehası sayesinde, saygınlığını bütün Yunan dünyasına kabul ettirir.
             Diğer taraftan, öbür Yunan sitelerinin başkaldırmasıyla başlayan Peleponnes Savaşı (M.Ö.431-M.Ö.404), bir yandan Atina'nın üstünlüğüne son verirken, bir yandan da belirsiz bir dönemin hazırlayıcısı olur. Bu dönem boyunca Isparta, savaştan sonra yeniden toparlanan Atina ve Thebai, üstünlüğü ele geçirmek için birbirleriyle çekişirler; sonuçta da olumlu bir netice elde edemezler. Bu arada, söz konusu çekişmeden yararlanan Makedonyalı Philip II yani İskender’in babası, Demosthenes'in bütün çabalarına karşın Yunanistan'ı egemenliği altına alır (M.Ö.338) ve sınırlı bir iç özerklik dışında sitelerin bütün haklarını ortadan kaldırarak kendine bağlar…
 
…sürecek...


31 Temmuz 2007  23:53:34 - Okuma: (1839)  Yazdır




İstatistik