Yazı

Yasak Sözcükler
Yasak Sözcükler 

Ahmet Mocan

Başbakan Turgut Özal, 29.06.1984 tarihinde bir genelge yayımlar.

Bu genelgede “Türkçemizin yapısı ve güzelliğini zedeleyecek hareketlere izin verilmemesi, ana dilimizin tabiî seyri içinde gelişmesi gerektiği…” görüşü belirtilir ve “Kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan resmî yazışmalarda, yayınlarda Türk dili konusunda yapılan ilmî çalışmalar sonuçlanıncaya kadar, anayasa dilinin ölçü kabul edilmesi uygun görülmüştür” denir.
        Bu genelge üzerine dönemin TRT Genel Müdürü Tunca Toskay, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’na bağlı Türk Dil Kurumu’na başvurur. TDK Yönetim Kurulu üyelerinden Doç. Dr. Ahmet Bican Ercilasun ve Doç. Dr. Hamza Zülfikar 205 sözcükten oluşan bir dizelge düzenler. Bu dizelge TRT’ye sunulur ve kurumun bütün birimlerine “reklamlarda bile kullanılmamak” kaydıyla dağıtılır.
        Aynı genelge dönemin Emniyet Genel Müdürü S. A. Bedük’ün imzasıyla, bütün emniyet birimlerine, “telli ve telsiz yazışmalarında ve polis radyosu yayınlarında zorlama kelimeler kullanılmayıp karşılıklarının kullanılması uygun görülmektedir” denilerek bildirilir.
        Ayrıca il ve ilçe yöneticileri, okul müdür vb. yetkililer kelime avına çıkarılır. O günlerin Seydişehir Kaymakamı S. Altınkaynak’ın imzasıyla, ilçedeki tüm resmi daire müdürlüklerine iletilir.
        Yasaklanan 205 sözcük üzerinde yapılan bir bilimsel araştırmaya göre; bu kelimelerin %12’si düşük düzeyde, % 18’i orta düzeyde, %67’si iyi düzeyde, %14’ü en iyi düzeyde bilinen, kullanılan kelimelerdir.
        Bu 205 kelimeden 3’ü, 1928 yılında yayımlanan “İmlâ Lûgati”nde(devrim, dizge, düş); 49’u da 1935’te yayımlanan “Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu”nda vardır.
        1985 yılında TDK bir “İmlâ Kılavuzu” yayımlar. 1993 yılında bu kılavuzun gözden geçirilmiş yeni baskısı yapılır. Kılavuzu hazırlayanlardan Doç Dr. Hamza Zülfikar, TDK Bilim Kurulu’nun ve kılavuzu inceleyen alt komisyonun üyesidir. Doç Dr. Ahmet Bican Ercilasun da kılavuza son şeklini verenlerden biridir. “Türkçenin Yapı ve İşleyişine Ters düşen Standart Türkçe Seviyesine Ulaşamamış Zorlama Kelimeler” denilerek yasaklanan 205 sözcükten 95’i bu kılavuzda yer alır.
        İnsan, “Mademki bu sözcükler zorlamaydı o zaman bu kılavuzda neden varlar?” ya da “Bu kılavuza alındığına göre demek ki zorlama değillermiş, o zaman neden yasaklandı?”   demeden geçmiyor.
 İşte, yasaklanan sözcükler ve onların yerine kullanılması uygun görülen Arapça, Farsça, Fransızca karşılıkları:
 (Listenin sonundaki ek, listenin kendi ekidir.)
        A: adıl(zamir), akçasal(malî), andaç(yadigâr), anı(hatıra), anımsamak(hatırlamak), anlak(zekâ), anlatı(hikâye etme), ansımak(hatırlamak), aymaz(gafil), aymazlık(gaflet)
        B: bağıl(izafî), bağıntı(münasebet, nispet), bağıt(akit), bağlaşık(müttefik), bağlaşmak(ittifak etmek), başyapıt(şaheser), başyazman(başkâtip), belirteç(zarf), bellek(hafıza), benzeti(benzetme, teşbih), betim(tasvir), betimlemek(tasvir etmek), betimsel(tasvirî), biçem(üslûp), bileşim(birleşim, terkip), budunbilim(etnoloji), bulunç(vicdan)
        C: coşumculuk(romantizm)
        Ç: çağcıl(modern, asrî), çevren(ufuk),çevrim(devir)
        D: değgin(dair, ait, ilişkin), deneyim(tecrübe), deneysel(tecrübî), derslik(dershane, -dersane-), devingen(hareketli, müteharrik), devingenlik(hareketlilik, dinamizm), devinim(hareket), devinmek(hareket etmek), devrim(inkılâp), devrimci(inkılâpçı), dışalım(ithalât), dışlamak(yok saymak, ilgilenmemek), dışsatım(ihracat), dingin(sakin), dinginlik(sükûnet), dinlence(tatil), dinsel(dinî), dirimsel(hayatî), dize(mısra), dizge(sistem), dizgeleştirmek(sistemleştirmek), dizgesel(sistemli, sistematik), doğa(tabiat), doğacılık(tabiatçılık, naturizm), doğal(tabiî), doğalcı(naturalist), doğalcılık(naturalizm), doğallık(tabiîlik), dokunca(zarar), duyumsal(duyuyla ilgili, ihsasî), duyumsamak(ihsas etmek, duymak, ima etmek), düş(rüya), düşlemek(hayal etmek), düşsel(hayalî), düşün(düşünce, fikir), düşünsel(fikrî), düzelti(düzeltme, tashih), düzeltmen(musahhih)
        E: eder(fiyat), edim(fiil), edimsel(fiilî), eğitimsel(eğitimle ilgili, terbiyevî), eğitsel(eğitimle ilgili, terbiyevî), ekin(kültür), ekinsel8kültürel), eleştirel(tenkidî), eleştirisel(tenkidî), esin(ilham), esin kaynağı(ilham kaynağı), esinlenmek(ilham almak), eşgüdüm(işbirliği, koordinasyon), etkin(etkili, faal, aktif), etkinlik(etkili olma, faaliyet), etmen(âmil), eytişim(diyalektik)
        G: gereksinim(ihtiyaç), gereksinme(ihtiyaç duyma), gereksinmek(muhtaç olmak, ihtiyaç duymak), giz(sır), gizem(sır, esrar), gizemci(mistik), gizemcilik(mistisizm), gizil(potansiyel), görece(izafî, nispî), görelilik(izafiyet), görsel(görmeyle ilgili)
        İ: ikircim(tereddüt), ikircimli(tereddütlü, mütereddit), imge(hayal, imaj), imgesel(hayalî), irdelemek(tetkik etmek), istenç(irade), işitsel(işitmeyle ilgili), izlence(program)
          K: kalıt(miras), kalıtsal(ırsî), karşın(rağmen), kesenkes(kati olarak, kesin olarak), koşaç(bildirme), koşut(paralel), kuram(nazariye, teori), kuramcı(nazariyeci), kuramsal(nazarî, teorik), kuşku(şüphe)
        N: nedensellik(illiyet), nicel(nicelikle ilgili), nitel(nitelikle ilgili)
        O: olanak(imkân), olanaklı(mümkün), olanaksız(imkânsız), olası(muhtemel), olasılı(ihtimalî), olasılık(ihtimal), onursal(fahrî)
        Ö: ödence(tazmin), ödün(taviz), öngörü(basiret), örneğin(meselâ, sözgelimi), öykü(hikâye), öykücü(hikâyeci), öykücülük(hikâyecilik), öykülemek(hikâye etmek), öykünce(fabl), öykünmek(taklit etmek), öyküsel(hikâye gibi), özdekçi(maddeci), özdekçilik(maddecilik), özdeksel(maddî), özellik(hassa), özgün(orijinal), özgür(hür, serbest), özgürlük(hürriyet, serbestlik), özveri(fedakârlık), özyaşam(otobiyografi)
        R: rastlantısal(tesadüfî), ruhsal(ruhî, psikolojik)
        S: sanal(mevhum), saptamak(tespit etmek), sesçil(fonetik), sevecen(şefkatli, müştefik), sevecenlik(şefkat), sınav(imtihan), simge(sembol, remiz, timsal), söylem(şive, telaffuz), söylence(efsane), söyleşi(sohbet), söylev(nutuk), sözel(lafzî)
        T: tanrısal(ilahî), tarihsel(tarihî), tasım(kıyas), tekdüze(monoton, yeknesak), tinsel(ruhî), toplumbilimsel(sosyolojik), tüm(bütün), tümce(cümle), tüze(adalet, hukuk)
        U: ulaç(zarf fiil), ulus(millet), ulusal(millî), ulusallaştırmak(millîleştirmek), ulusçu(milliyetçi), ulusçuluk(milliyetçilik), uluslar arası(milletlerarası), usa vurmak(muhakeme etmek), uslamlamak(muhakeme etmek), ussal(aklî), uygulayım(teknik), uygulayımbilim(teknoloji)
        V: varsıl(zengin)
        Y: yadsımak(inkâr etmek), yandaş(taraftar), yanıt(cevap), yapay(yapma, sunî), yapısal(yapıyla ilgili), yapıt(eser), yasal(kanunî), yaşam(hayat), yaşamöyküsü(hayat hikâyesi, biyografi), yazın(edebiyat), yazman(kâtip), yerleşke(yerleşme yeri, kampus), yetişek(program), yinelemek(tekrar etmek), yoğaltıcı(tüketici), yoğaltım(tüketim), yontu(heykel), yontucu(heykeltıraş), yontuculuk(heykeltıraşlık), yönetimsel(idarî), zorunlu(zarurî, mecburi), zorunluluk(zaruret, mecburiyet)
        Not: “Aklamak” beraat etmek anlamında değil, ibra etmek anlamında; “Düş” hayal anlamında değil, rüya yerine; “Tutucu” muhafazakâr anlamında değil, gerici anlamında kullanılmalıdır.
        “Neden”, ya soru zarfı olarak veya bu sözle sorulan soruya cevap verme sırasında kullanılabilir. “Sebep” yerine kullanılmamalıdır.
        “Tüm”, sıfat olarak kullanılamaz, yalnız isi olarak kullanılabilir. Konunun tümünü ele alarak denilebilir. Fakat tüm insanlar, tüm mutluluklar denemez.   
        Bugün bu listedeki kelimelerden bazen parantez içindekileri, bazen de yasaklananları kullanıyoruz. Bunları dilimizden çıkarıp atmamız mümkün değildir. Bunlardan bazıları deyimlere, atasözlerine yerleşmiştir. Kullanmayalım demek çok saçma olur. Bir zaman sonra bu kelimeleri dilin zenginliği olarak algılamak gerekir.
        Dile yerleşen kelimeleri ancak halk isterse dilden dışlar ve böylece o kelime unutulup gider. Aksi takdirde biz ne yaparsak yapalım o kelimeler yaşamaya devam eder.
        “Bilgisayar” yerine ilk kullanılan kelime “computer” olmasına rağmen halk, üretilen “bilgisayar” kelimesini benimsemiş ve “computer” unutulup gitmiştir. “İnternet” yerine Tür Dil Kurumu ”genel ağ”,  Dil Derneği ise “bilgisunar” kelimelerini kullanır; ama fazla yaygın olmadığı ve bu nedenle de benimsenmediği için halk arasında bu kelimeyi böyle kullanan pek yoktur.
        Dilimize yerleşen kelimeleri bu saatten sonra atmamız imkânsız olduğuna göre, bundan sonra dile yabancı kelime sokmamak, giren kelimeleri kabullenmemek daha mantıklıdır. Türkçenin giderek “Turkche”leşmesine göz yummamak gerekir.
Ahmet MOCAN


26 Temmuz 2007  00:54:19 - Okuma: (3792)  Yazdır




İstatistik