Yazı

Medya patronları da nihayet görebildiler
Medya patronları da nihayet görebildiler 

Ahmet Çipli

AKP’nin gidişini medya patronları da nihayet görebildiler

Beş yıldır AKP hükümetinden aldıkları karşılıksız kredilerle, vergi indirimleriyle, ihale imtiyazlarıyla servetlerine servet katan medya patronları seçime birkaç gün kala gerçeği görmeye başladılar. Özellikle son aylarda şişirilmiş haberlerle, anket sonuçlarıyla seçmeni yanıltmaya çalışan patronlar ve onların emirleri doğrultusunda kalem oynatan yazarları bu emellerinin gerçekleşmediğini görünce yelkenleri suya indirmeye başladılar. Beş yıldır başta CHP ve MHP olmak üzere hükümet karşıtı partileri görmemezlikten gelen, onların açıklamalarına ekran ve sayfalarında yer vermeyen, verdiği birkaç satırlık haberlerde de her şeyi çarpıtan AKP yanlısı medya şimdi kıvırmaya başladı.
AKP beş yıldır lafından çıkmayan, her dediğini doğru kabul edip yerine getiren bir medya istedi. Bu isteğine de kolaylıkla kavuştu. Kimi medya kuruluşunu nur topu gibi besledi, kimilerine TMSF aracılığıyla el koydu. Kendisine direnen medya kuruluşlarını da baskı altında adeta bunalttı, vergi denetçilerini onların üzerine saldı. Onları RTÜK satırının altına yatırdı. Birçok namuslu gazeteciyi, yazarı ve televizyoncuyu işten attırdı. Onları aç bırakarak kendine göre ıslah edebileceğini zannetti. Oysa yanıldı. Hem de çok yanıldı. Şimdi beslediği kargalar gözünü oymaya başladı. İşte size bir örnek sunuyorum. Hepinizin bildiği gibi Ertuğrul ÖZKÖK, Doğan Medya Grubunun patronlardan sonraki tek adamı. Hani o AKP’ye beş yıldır tam destek veren grubun güçlü yazarı ve Hürriyet Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni. Sayın ÖZKÖK hep eleştirdiği CHP ve onun liderine bakınız seçime üç kala ne yağlar yakıyor. 19 Temmuz tarihli Hürriyet Gazetesindeki köşe yazısını medyanın aldatmayı başardığı insanlar için aynen aktarıyorum:
BAYKAL’A OY VERİRMİYİM
Bizim mahallede" cevabı en kolay verilecek soru şudur:
"CHP'ye oy verilebilir mi?"   "Elbette verilebilir."   Hatta "verilmelidir"...
Tabii ikinci bir soru daha var: "Baykal'a oy verilebilir mi?" Bu sorunun cevabını son cümlede vereceğim.
Önce Baykal'la ilgili ilginç bir benzetme yapacağım. Bana göre Deniz Baykal,
Türkiye'nin "yeni Süleyman Demirel’i”dir.
Bunu, tamamen siyasi yeteneklerini kastederek söylüyorum. Yine bana göre, seçim atmosferine girdiğimiz günden itibaren, kendisi ve partisi açısından son derece başarılı bir strateji izledi.
            Bu stratejiye katılırsınız veya katılmazsınız. Ama Baykal son 6 ayda istediği her
şeyi yapmış, istediği her sonucu almıştır.
Her şeyden önce AKP'ye "cumhurbaşkanı" seçtirmedi.
Kabul edelim ki bu stratejinin en etkili mimarı Deniz Baykal'dı. Ortamı sertleştirerek, "AKP'yi dengelemenin tek yolu CHP'ye oy vermektir" stratejisini de başarıyla uyguladı.
Seçim meydanlarındaki üslubuna gelince...
Kürsülerdeki, ekranlardaki tarzı, üslubu, ısrarcılığı, rakibini kendi alanına çekme cabası bana hep genç Süleyman Demirel'i hatırlatıyor.
Demirel, seçim meydanlarında yırtıcı bir şahindir. Baykal da öyle oldu. Demirel, rakiplerini her gün sarsacak atışlar yapar. Baykal da yaptı. Demirel tek düşman yaratır ve onun üzerine gider. Baykal da aynısını yaptı.
Şurası bir gerçek ki, bu politikayı da son derece başarılı biçimde uyguladı. Baykal'ı yıllardan beri iyi tanırım. Akademik geçmişimiz nedeniyle birbirimize karşı, zaman zaman kızgınlıklara, zaman zaman sempatiye dönüşen inişli çıkışlı bir ilişkimiz olmuştur. Birbirimize kızmışızdır ama hiçbir zaman ilgisiz kalmamışızdır. Diyeceğim, Baykal'la ilişkimizin gazeteciliğin ötesine giden, tarifi güç bir yanı vardır.
Baykal'ın Demirel'e en çok benzeyen yanı da işte bu ilişkilerde kendini gösterir.
Tıpkı Demirel gibi Baykal da "kızmayan", "küsmeyen", "sinirlerine hakim olan" bir siyasetçidir. Gazetecilere en kızdığı zamanlarda bile küsmez, telefonlarına çıkar. Çıktığı zaman da sesi her zamanki gibidir. Baykal'ın bu özelliği, onun seçim sonrasında hükümet sorumluluğu yüklendiği takdirde, en önemli meziyeti haline dönüşecektir.
Şunu söylemek istiyorum: Bugün miting meydanlarının hırçın adamı, yarın devlet koltuğunda fevkalade uzlaşmacı bir siyasetçi haline dönüşebilir.
Tanıdığım Baykal, bu karakterde bir insandır. "Dün dündür, bugün bugün" zihniyeti, siyaset açısından olumlu ve yapıcı bir anlama da sahiptir. Çünkü o cümle, "siyasette gerçekçiliğin" atasözü haline dönüşmüştür. Emin olun, Baykal, bu zihniyetin Türkiye'deki en gerçekçi temsilcilerinden birisidir. Bugün için ondan almayı istediğim tek teminat şudur: İlhan Kesici gibi liberal ekonominin kurallarını iyi bilen bir insan, Baykal'ın hemen yanındaki koltuklarda kendine yer bulabilecek mi?
Yoksa Kemal Derviş gibi o da, "amaca ulaşıncaya kadar binilen tramvayın yalnız yolcusu mu?" Bu defa böyle olmayacağına inanıyorum. Çünkü Baykal da küresel dünyanın
gerçeklerini çok iyi biliyor. Çünkü, "Dün dündür, bugün bu gün" zihniyetine, tarihimizin
hiç bir döneminde olmadığı kadar ihtiyacımız var.
Öyleyse baştaki soruya tekrar dönelim. Baykal'a oy verilebilir mi? iç rahatlığıyla
"Evet".


19 Temmuz 2007  16:28:41 - Okuma: (1254)  Yazdır




İstatistik