Yazı

Musul’da Akan Petrol mü?
Musul’da Akan Petrol mü? 

Asil S. Tunçer

I.Dünya Savaşı sonunda imzalanan antlaşmalar, ele aldıkları sorunların hepsini çözüme kavuşturamamış, bunlardan Musul Sorunu’nu ve arka planda Güney Cephesi’nin tamamıyla kapanışını daha ileri bir tarihe atmıştır.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden Haziran 1926 tarihine kadar geçen yaklaşık 8 yıllık sürede Musul Sorunu, Türk askerinin Mütareke maddelerine aykırı bir şekilde ve Mütareke’nin imzalanmasından henüz 4 gün sonra 3 Kasım 1918’de Musul’u işgal eden İngilizlerle silahlı çatışmasından İngiliz sömürgeciliğinin doymak bilmeyen ihtirası ile Diyarbakır hattına dayanan bir bölgeyi işgal etmek istemesine kadar varan bir dizi olaylar silsilesidir. Türkiye ile İngiltere arasında bir diplomasi savaşına dönüşen Musul Sorunu kapsadığı alan itibariyle Kerkük, Erbil ve Süleymaniye’yi de içine aldığından aynı zamanda Irak Türkmenlerinin geleceği demekti. Ayrıca gerek stratejisi ve gerekse petrol yataklarının zenginliği dolayısıyla da Türkiye için çok önemli bir bölgeydi ve mutlaka kazanılması gerekli bir siyasi mücadeleydi.   
         İngilizler bir taraftan aşiretleri ayaklandırarak öte taraftan da Irak-İran-Türkiye sınırlarının kesiştiği bir bölgede tampon bir Nasturi devleti kurma çabası içine girmiştir. Yalnız o dönem Türkiye yanlısı Kürt aşiretlerinin, İngilizlerin bu oyununa gelmemesi ve Türkmenlerin tamamen Osmanlı idaresi yönünde hareket etmeleri nedeniyle sinsi plan işe yaramamıştır. 1920 ortalarına doğru bugün Irak’ın kuzeydoğusunda İran sınırına çok yakın yerde bulunan ve o zamanlar Osmanlı Vilayet sistemine göre Musul Vilayeti’nin Şehrizor (Kerkük) Sancağı’na bağlı bir kaza merkezi olan Revandiz’de ve Zebar’da İngilizlere karşı çok ciddi ayaklanmalar meydana gelmiştir. İngilizler burayı Türk birliklerine terk etmek zorunda kalmış hatta 26 Haziran 1920 tarihinde Cizre civarında konuşlandırılmış Güney Cephesi kuvvetlerinden olan El Cezire Komutanlığı’nın Musul’a düzenleyeceği bir harekâtla şehri tamamen tekrar geri almayı düşündüğü ama o zamanın Genel Kurmay’ından onay çıkmadığı bilinmektedir. Ocak 1921’de İngilizlerin Revandiz’e düzenledikleri saldırıda büyük bir bozguna uğraması sonunda bölgedeki çoğu aşiretin Türk idaresinden yana olduğunu düşünen ve bundan cesaret alan Mustafa Kemal Paşa, Musul’u Misak-ı Milli sınırları içine dâhil etmek için Milli Müdafaa Vekâleti’ne askeri kuvvet gönderilmesi için talimat vermiştir. Bu görev Suriye ve Antep Cephesinde görevlerde bulunmuş olan Kaymakam (Şefik) Özdemir’e verilmiş o da Fransız ordusundan kaçan Cezayir ve Tunuslu askerlerle ve aşiretlerden sağladığı katılımlarla desteklediği 100 kişilik bir müfreze ile Revandiz’e ulaşmıştır. Bu harekâttan çok işkillenen İngilizler hemen harekete geçmişler, Arap askerlerine şayet İngiliz ordusuna katılırlarsa kendilerine daha fazla ücret ödeneceğini duyurmuşlardır. Bunu duyup İngiliz tarafına geçen Cezayir, Suriye ve Tunuslu askerlerin saf değiştirdiğini gören aşiretlerin maneviyatı kırılır.
         Sürücü Aşireti ile Barzan Aşireti’nin arası açıktı ama her ikisi de Zebar aşireti gibi Türk tarafındaydılar. Karşıt Aşiretlerden ise İran tarafında Hoy, Makü, Simko sayılabilir. Irak tarafında Balik Aşireti ilk başta Türk hâkimiyetine karşı geldilerse de zamanla İngilizlerin yaptıkları fenalıkları görünce Temmuz 1922 tarihinden itibaren Türk tarafına katılmaya karar verdiler. Bunları takiben Nadoşt ve Piştar Aşiretleri de Özdemir Bey’e katılmaya karar verdiler. Daha önceden Kara birliklerini çekip Hava kuvvetlerini bölgeye gönderen İngiltere, Revandiz’i havadan bomba yağdırdı. Özdemir Bey, Hamuvent, Balik, Piştar, Menkür, Nadoşt, Balıkyan Aşiretlerinden oluşturduğu birlikleri ile İngilizleri Derbent’te ağır bir yenilgiye uğrattı. Aynı tarihlerde de İngilizlerin desteklediği Yunan Birlikleri Ege’de bozguna uğramıştı. Çekilirken Süleymaniye ve çevresinin bağımsızlığını ilan ettiler ve başına da Berzenciye Aşireti Reisi Şeyh Mahmut’u getirdiler. 
         Irak’ta tek başına önemli zaferler elde eden, Karabekir Paşa’nın emrindeki Özdemir Bey, Süleymaniye’ye yolladığı Yüzbaşı Fevzi’nin Şeyh Mahmut’la temasından sonra ilettiği Şeyh’in “Türklerin emrindeyim” lafı üzerine burayı ele geçirme planları yaptıysa da Türk Genelkurmayı tarafından gerekli izin kendisine verilmediğinden dolayı harekât gerçekleştirilemedi. Ayrıca İngilizlerin hava üstünlüğüne karşı bölgeye gönderilmesi planlanan hava bölüğü, yaklaşan Lozan görüşmeleri nedeniyle Boğazlar ve Batı Anadolu’da güçlü görünmek zorunluluğundan dolayı Ege’ye gönderildi. Ayrıca 22 Kasım 1922’de başlayan ve uzadıkça da riske giren görüşmeleri, dünya kamuoyu gözünde saldırgan bir imaja girilip daha da zora sokmamak için çekinilmiştir. Musul, Lozan görüşmelerine de yansımış ve İsmet Paşa ile Lord Curzon (Karzın) arasında uzun süre devam eden sözlü ve yazılı tartışmalar sonunda masaya gelen konu çözüme kavuşturulamadı. Sınır ile ilgili maddede de açıklandığı gibi konu bir anlamda karşılıklı askıya alınmış, bekle-gör politikasına bırakılmıştı.
         Her şeyden evvel Lozan Antlaşması’nı garantilemek prensibine sahip Ankara’nın ileride gerekirse silah yoluyla Musul’u Anavatan’a katmayı hedeflediğini gerek Mustafa Kemal Paşa ve gerekse Lozan Heyeti’nin TBMM’de yaptığı konuşmalarından anlıyoruz. Tabi bu arada konu Milletler Cemiyeti’ne intikal ettirilmiş ve hakemliğine bırakılmıştır. Türkiye’nin Musul’u kaybetmesinde en önemli sebeplerin başında olası askeri harekâtın gerçekleşmesi için çok stratejik noktalar olan bölgelerde özellikle İngilizlerce çıkartılan Ermeni ve Nasturi ayaklanmaları ile yine İngilizlerce ikna edilerek daha önce Türk birliklerine katılmış olan Balik ve Barzan Aşiretlerinin taraf değiştirmeleri ve ayrıca İngilizlerin bölgedeki hava üstünlüğüne Türkiye’nin karşılık verememesi gibi nedenlerin geldiği söylenebilir.
         İngiliz hava bombardımanından bunalan Özdemir Bey ve müfrezesi İran sınırına çekilmek zorunda kaldı; burada elindeki silahlar alındı ve kendisi sınır dışı edildi. Müfrezesi ile Van’ın Özalp ilçesine kendini zor atan Özdemir Bey’in daha sonra neler yaptığını ve Erzurum’dan yola çıkarılan 100 kişilik bir ikmal birliğinin ne amaç taşıdığı konusundan öte 16 Ağustos 1923’te Süleymaniye’yi bombalayan İngilizlere Ankara’nın protesto etmesinin ne denli gecikmeli olarak neredeyse yaklaşık 3 ay sonra ancak 2 Kasım 1922’de yapıldığı hususunda hala açık olamayan taraflar olduğu kanısındayım.
         İngilizlerin ısrarla “Musul Irak’ın toprağıdır” dayatmalarına ve İngilizlerin yapmış olduğu muhtelif hava akınlarına karşı Türkiye’nin konuyu daha çok protesto bazen de görmezlikten gelme ilkesiyle geçiştirdiğini ve bunu sanki kendisine bir çeşit politika yaptığı konusu üzerinde daha çok durmak gereğini düşünüyorum. Musul Sorunu ve Türkiye-Irak Sınırı ile ilgili görüşmelerin başladığı 19 Mayıs 1924’te başlayan toplantıların (Haliç Konferansı) 5 Haziran 1924’te yapılan 5.oturumunda asıl söz konusu görüşmenin neden bu denli geciktirildiği ve İngiliz Heyeti (Percy Cox (koks)-Başkan, C.H. Jardine, J.H. Hall, E.F.W. Less)’nie sunulması gereken haritanın nasıl ve ne şekilde ulaştırıldığı, öne sürülen şartların ne olduğu ve arada geçen bu uzun sürede kayıtlara yansımayan herhangi bir görüşme olup olmadığı soruları üzerinde bir çalışma yapılmasının gerekliliğine inanmaktayım.
         Türkiye’yi Meclis Başkanı Fethi (Okyar) Bey’in başkanlık ettiği ve Diyarbakır Vekili Feyzi Bey, Ordu Vekili Faik Bey, Dışişleri Hukuk Müşaviri Nusret Bey ve Genelkurmay’dan Yarbay İshak Avni Bey’den oluşan üyelerin bulunduğu heyet temsil etmekteydi. İlk toplantı tanışma şeklinde geçti. Bu toplantıda Başkan Percy Cox Türk tarafının kesinlikle hoşlanmayacağı bir haritayla sözlerine başladı. 4. oturumda ise İngiliz Heyeti, Musul’un verilmesi konusunu müzakere bile etmeyeceklerini söyleyerek toplantıya başladılar. Fethi Bey’in itirazlarına Cox, tarihi Irak’tan değil İngiliz mandasındaki Irak’tan bahsediyoruz diyerek görüşmelerde baltalayıcı ve peşin hükümlü bir tavır sergileyerek anlaşma yerine resmen anlaşmazlık sergiliyordu. Zaten bu yüzden müzakereler kısa bir süre sonra kesildi.
         Bu türde olumsuz davranışlar sergileyen İngilizlerin asıl amacının konuyu Milletler Cemiyetine oradan da uluslararası hakemliğe götürerek olayı kendi lehlerine çevirmek ve Musul’u ne yapıp edip elde etmek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. ‘İngilizler, Milletler Cemiyeti’ne müracaat için ortak bir taslak hazırlamayı teklif ediyor, Fethi Bey’de buna yetkili olmadığını belirterek oyuna gelmeyeceğini gösteriyordu. Bu sefer Cox, anlaşmanın sağlanamaması durumunda prensip gereği en geç 9 ay içinde Milletler Cemiyeti’ne başvuracaklarını söylüyor ve görüşme çözümsüz ama Türkiye’nin aleyhinde işleyen zaman sürecine bağlı olarak sona ermekteydi.
         İngiltere Ağustos 1924’te Milletler Cemiyetine resmen başvurarak Musul konusunun ilk gündem maddesi olmasını Konsey’den talep etti. Bu müracaat Türk Hükümeti’ne aktarıldı. Türkiye, 5 Eylül 1924 günü, Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri olan, İngiliz Eric Drummond (Dramınd)’a toplantıya heyet yollamayacağını bildirdi. Bu nota hemen karşılığını buldu. Konsey, 30 Ağustos günü toplantıya Türk Heyeti geldikten sonra görüşülmesinin kararlaştırdığından, Türk Heyeti’nin Cenevre’ye gelmesi için beklenildi. Bu nedenle görüşmelere 20 Eylül 1924 günü başlanabildi.
         Uluslar arası diplomasi literatürüne “Musul Meselesi” olarak geçen bu konu, eşine az rastlanır Türk-İngiliz diplomasi savaşlarından biri olarak tarihteki yerini alacak ve Türkiye’nin yenilgisiyle son bulacaktır. Bölgede yaşanmakta olan ve sonuçları günümüze kadar uzanan birçok olumsuzluğun temelinde, o günlerde Musul Sorunu’nun çözümü için İngilizlerce planlanmış birçok sinsi oyunun ve yapılan çirkin siyasetin izleri vardır.
         Bunun da en acı diyetini Iraklı Türkmenler ödemiş, hala da ödemektedirler.  
         …sürecek…


3 Nisan 2007  00:31:47 - Okuma: (1574)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik