Yazı

Kahvenin Tarihi
Kahvenin Tarihi 

Ahmet Mocan

“Şeytan gibi kara, cehennem kadar sıcak, melek gibi saf, aşk kadar tatlı” (Talleyrand)

Kahve adı büyük ihtimalle kahvenin üretim yeri olan Etiyopya’nın Kaffa şehriyle ilgili olarak verilmiştir. Bazılarına göre ise Arapçada şarap anlamına gelen “kahwa” ismi zamanla “kahve”ye dönüşmüştür. 
        Kahvenin tarihi 1000 yılı civarından başlatılabilir. Habeşistan’da o yıllarda yetişen bu meyveler olgunlaşmadan koparılır, kurutulur, kavrulur, öğütülür, tuz ve yağ eklenip peksimet yapılır; uzun yolculuklarda ekmek niyetine kullanılırmış.
        Etiyopyalıların Arabistan’ı işgalinde, kahveyi buraya taşıyıp Yemen’in dağlık bölgelerine diktikleri söylenir.
        Kahvenin günümüzdeki şekliyle içilmeye başlaması hakkında çeşitli rivayetler vardır:
        Bir rivayete göre tekkesinden kovulan bir derviş, başka bir rivayete göre ise Mokka kentinin şeyhi Ali bin Ömer El-Şâzilî dağlara sürülüp aç kaldığında kahve çekirdeklerini kaynatıp bunun suyunu içer. Onu ziyaret edenlerin de şeyhi ölüm ve açlıktan kurtaran bu yiyecek ile beslendikleri söylenir. Ayrıca salgın bir kaşıntı hastalığından da bu içecek sayesinde kurtulduklarını çevrelerindekilere anlatırlar. Böylece kahve Mokka’da yayılmaya başlar.
        Bugün Cezayir’de kahveye “şazeliye” denilmesinin sebebi büyük ihtimalle bu kişiye hitaben gerçekleşmiştir.  
        Bir başka rivayet de kahve ile kahpe kelimelerinin arasındaki hikâyeyi şöyle anlatır:
        “Geçmiş zamanlarda Yemen vilayetinde bir fahişe kadın yaşayıp ergenlik döneminden vefatına kadar utanç verici işlerle meşgul olup pek çok nasihat edilmiş ise de bunlara kulak asmayıp o halde vefat etmiş; bu sebepten gasledilip kefenlenmesi meselesi ulema ve ahali arasında bir hayli dedikodu ve münakaşa yaratmış. İslamî şeraite uygun şekilde yıkanıp kefenlenmesi kabul edilmemişti. Bunun üzerine Hıristiyan mezarlığına defnedilmiş; ancak Hıristiyanlar da kabul etmeyip bir gece mezardan çıkarıp atmışlar; şeyhlerden bir zat bunu görünce hemen bir derviş göndererek cesedi tekkesine getirtip şer'i hükümlere uygun olarak gaslettirip gömülmesini sağlamıştı.
        Bir süre sonra, evli olmadığı kişilerle cinsi münasebetlere girdiği bilinen bu kadının malum organı üzerinden bir ağaç bitmiş, bir tür meyve vermiş. Şeyh, bu meyveyi kaynatıp suyunu içmekte olduğu bir gün işi çıkarak gitmek mecburiyetinde kalmış ve işi bir dervişine havale etmiş, kaynatırken taşırmamasını da sıkı sıkıya tembih etmiş. Ancak derviş, dikkatsizlikle kahveyi taşırmış. Şeyh Efendi bulunduğu yerden ‘Eyvah, zengin fakir, kadın, erkek herkesin tiryakiliğine sebep oldun’ diye bağırmış. O günden beri kahveye kahpe yemişi denildiği ve kahve meyvesinin görünüşünün de kadının organına benzediği anlatılır.”(Eser-i Şevket)
        Başka bir rivayet ise şöyle: Etiyopya’da, Kaldi adındaki bir keçi çobanı keçilerinin bazı bitkileri yedikten sonra canlandıklarını, geceleri az uyuduklarını fark eder. Bunun üzerine bu yiyeceği kendisi de dener ve kendisini daha dinç hisseder. Kahvenin keçilere yaptığı etkinin farkına varan insanlar, çekirdekleri toplayıp kullanmaya başlarlar.
        Arap edebiyatında kahvenin kaynağına ait başka bir efsane de, baş melek Cebrail’in Hz. Muhammed’e, ona güç ve dayanıklılık vermesi için kahve sunmasıdır.
        Tarihçiler, kahvenin dünyaya yayıldığı nokta olan Yemen’e, Habeşistan’dan geldiğinde birleşirler. 1450 yılında rivayete göre bir Türk kumandan olan Özdemir Paşa tarafından Yemen’e getirilen kahve, buradan hızla dünyaya yayılır. Müslümanlar kahveyi çok severler ve gittikleri her yere kahveyi de götürürler.
        Araplar, kahve çekirdeklerinin güneşte iyice kurutulmadıkça ya da suyun içinde kaynatılmadıkça ülke dışına çıkmasına izin vermedikleri için, kahve ticareti uzun süre Arapların tekelinde kalır. Böylece Yemen, kahve konusunda rakipsiz kalır.
        Bu yeni içecek, Müslümanlar arasında “kahvehane” adı verilen yeni mekânlar yaratır. Kimi kaynaklara göre ilk kahvehane 1511’de Mekke’de bir caminin yanında kurulur ve daha sonra kahvehane açmak için cami yakınları tercih edilir.
        Kimi kaynaklara göre ise ilk kahve yine Mekke’de açılır; fakat açılış tarihi 1511’den daha öncedir. 1511’de –ilk kez- politik nedenlerden dolayı kahvehane yasaklanır.
        Kahvecilerin piri sayılan ve adı;
“Her seherde besmeleyle açılır dükkânımız
Hazret-i Şeyh Şâzilî'dir pirimiz üstadımız”
beytinde geçen Şeyh Ali bin Ömer El- Şâzilî’nin kahve için, “Tıpkı zemzem gibi, ne niyete içilirse ona yarar.” dediği söylenir.
        Başka bir rivayette, Ahmed bin Alevi Bâ Cendeb adlı kişinin ömrünün son yıllarında sadece kahve ile yaşadığı, “Vücudunda bir parça kahve ile ölen kişi cehenneme gitmez.” dediği söylenir.
        Osmanlılar kahveyle ilk kez Kanuni Sultan Süleyman devrinde tanışırlar.
        1600’lerin başında Avrupa’daki ilk kahvehane Venedik’te açılır.      
        1669 yılında Padişah IV. Mehmet’in Fransa Büyükelçisi Hoşsohbet Süleyman Ağa, Fransa’da XIV. Louis’in sarayında kahvenin ilk tanıtımını yapar ve kahve, soylular arasında ayrıcalıklı bir keyif verici olarak yerini alır.
        Bir iddiaya göre, 1683 yılında Osmanlı ordusu Viyana kuşatmasından dönerken, yanlarındaki ağır yüklerden biri olan kahve çekirdeklerini geride bırakırlar. Kahveyi Osmanlıdan tanıyan Polonyalı bir göçmen, kahve çekirdeklerini toplar ve Viyana’daki ilk kahvehaneyi açar. –Viyanalılar Osmanlının geride bıraktığı kahve çekirdeklerini deve yemi sanmışlardır.-
        1689’da Cafe de Procope adındaki kahvehane Paris’te açılır ve bugüne kadar hizmet vermeye devam eder.
        1713 yılında dünyanın ilk kahve serası, XIV. Louis tarafından kurulur.
        1723’te Mathieu Gabriel adındaki Fransız deniz subayı -bu seradan (ç)aldığı- kahve çekirdeklerini Güney Amerika’nın kuzeyindeki Martinik Adası’na götürür. Bu tohumlar, 50 yıl içinde yaklaşık 20 milyon ağaca ulaşır; böylece Orta ve Güney Amerika kahve cenneti olur.
        1773 yılında İngiltere’ye bağlı Amerikan kolonileri, İngiliz Kralı’nın çaya uyguladığı yüksek vergiyi protesto etmek için, içme alışkanlıklarını çaydan kahveye dönüştürürler ve kahveyi Kuzey Amerika kıtasının ulusal içeceği hâline getirirler.
        XVIII. yüzyıldan itibaren bütün Avrupa’ya hızla yayılan kahvehaneler, edebiyatçılar, sanatçılar, filozoflar ve siyasiler için önemli toplanma ve fikir alışverişi yapma mekânlarından biri hâline gelir.
        Son olarak bir beyitle yazımı noktalamak istiyorum:
        “Bir Yemen dilberi mahbûb-ı cihandır kahve/ Bir siyah cemâli esmerce civandır kahve” (Vehbî)
        [Bir Yemen güzeli, dünyanın sevgilisidir kahve/ Bir siyah yüz güzelliği, esmerce gençtir kahve]
Deniz Gürsoy: Sohbetin Bahanesi Kahve
Metro 2005 Kahve
Ahmet MOCAN


15 Temmuz 2007  12:26:54 - Okuma: (996)  Yazdır




İstatistik