Yazı

Bu Nasıl Sağlık
Bu Nasıl Sağlık 

Özcan Nevres

Bacağımdaki kasılma için Silivri Devlet Hastanesinden Nevroloji bölümünden telefonla randevu istedim.

Dokuz Temmuz saat on elli yedi için randevu verdiler. Sıra numaranız da yirmi iki dediler. On buçukta kayıt bölümüne gittim. Gerekli kaydı yaptırdım. Nevroloji uzmanı Nurcan hanımın oda kapısının önünde beklemeye başladım. Saat on bir oldu. Odanın kapısının bile açıldığı yok. On biri on geçe Başhekimi görmek üzere yukarı çıktım. Görevli başhekimin az önce çıktığını söyledi. Ayrıca Nurcan hanımın gece nöbetçi olduğunu bu nedenle de izinli olduğunu ve aşağı inip randevuyu yenilemem gerektiğini söyledi. Aşağı indim. Bağ kurluların işlemlerini yapana bu hekim bu gün izinli ise bana neden sıra numarası ve randevu verdiniz dedim. Doktorun izinli olduğunun bilgisi bana sekiz, sekiz buçukta geldi dedi. İyi de ben sizden bu numarayı ve randevuyu saat on buçukta aldım dediğimde ne söyleyeceğini şaşırdı. Demek ki bu randevu sisteminden şikâyetçi olanlar haklıymışlar.
Hangi işimiz doğru ki bu randevu sistemi de iyi çalışsın. Evlerimizin dışında tüm olumsuzluklar kapımızın önünde bize kucak açmış bekliyor. Magandalar, tinerciler, gürültücüler ve kenti kirleticiler el birliği etmişçesine sokaktalar. Sahillere serinlemek için gelenler sanki sokakları ve meydanları kirletmek için gelmişler. İçtikleri biraların kutularını, su pet şişelerini çöp kutularına atmaktansa bittiği yerde atmayı yeğlemişler. İçtiklerinin boşlarını atanlar yüzünden pet şişeler, bira kutuları ve poşetler serseri bir mayın gibi sokaklarda dolaşıyorlar. Bu arada haksızlık da etmeyeyim. Kimileri çöp bidonları dolup taştığı için çöp bidonlarının yanına atmak zorunda kalıyorlar. Oysa belediye sıkça bu bidonları boşaltsa bu kirlilik belki bu denli yoğun olmazdı.
Bu gece sokağımızda magandanın biri havaya defalarca ateş etti. Çalışma odam üçüncü katta olduğu için kimin attığını göremedim. Havaya ateş etmeyi oyun zanneden zekâ özürlüler düşünebilirler mi yaz olduğu için herkesin pencerelerinin açık olduğunu? İnsanların serinlemek için pencere kenarında oturduğunu? Her yıl bu havaya ateş açma hastalığı yüzünden kaç tane can yitirildiğini ve kaç insanın sakat bırakıldığını düşünebilirler mi? Düşünseler savunmak için taşıdıkları silahın tetiğine basarlar mı?
Sorumluluk kavramının yok olduğu bir ülkede, karşılaştığımız tüm olumsuzlukları normal kabul etmekten başka ne yapabiliriz. Düşünebiliyor musunuz? İki buçuk yaşındaki bir çocuk sokağa bırakılabiliyor ve saatlerce bu çocuk ne yapıyor diye merak bile edilmiyor. Zavallı çocuk her nasılsa babasının arabasına girip kapısını kapatıyor. Dışarı çıkmak istediğinde ise kapıyı açıp çıkmayı beceremiyor. Yaz güneşinin olabildiğince ısıttığı arabanın içinde sıcaktan ve havasızlıktan boğulup ölüyor. Kaç saat sürüyor bu azap acaba? Ve onca zaman içinde neden aranmıyor bu çocuk? Bu sorumsuzluk değilse ne? Torunum sekiz buçuk yaşında olmasına rağmen gözümüzü üzerinden bir dakika bile ayıramıyoruz. Çocuk sekiz on yaşında olsa da yine çocuktur. Onu bir an dahi gözden kaybetmemek gerekir. Kaldı ki iki buçuk yaşındaki bir çocuk asla yalnız bırakılamaz.
Bu bunaltıcı yaz sıcağı günlerinde siyasi partiler çalışmalarını sürdürüyorlar. Hem de fazla ilgi görmemelerine rağmen. Dün Genç Parti birinci bölge adayı İbrahim Tatlıses Silivri’deydi. O büyük ününe rağmen konuşmasını yaptığı meydanda fazla bir kalabalık yoktu. Nedense halk suskun. Olumlu veya olumsuz hiçbir tepki göstermiyor. Öylesine sessizler ki: Sanki fırtınadan önceki sessizlik gibi.
Son günlerin en güzel siyasi çalışmasını CHP yapmış. Su yükledikleri bir tekneyle Silivri’den Kumburgaz’a kadar sahili takip ederek denizde yüzenlere su ikram etmişler. Çok yoğun bir ilgiyle de karşılaşmışlar. Ne derler? İş bilenin kılıç kuşananın. Kimsenin uğramadığı stantlar açmaktansa bu sıcak yaz günlerinde insanları serinletmek için su dağıtmak en akıllıca olan bir propaganda eylemi.
Özcan Nevres


14 Temmuz 2007  09:58:49 - Okuma: (615)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik