Yazı

PETKİM de satılıyor!..
PETKİM de satılıyor!.. 

Etem Kutsigil

Koparılan bir organımız daha: PETKİM de satılıyor!..

KİT'in ne demek olduğunu herkesin bildiğine eminim. Fakat, bilmeyenin de
olabileceğini varsayıp açıklamakta yarar  görüyorum.
 
İşlev itibariyle KİT (Kamu İktisadî Teşekkülleri)..
Osmanlı döneminde, aynı işlevi yüklenmiş bâzı fabrikalar kurulup işletilmeye başlanmış ve 17 Şubat 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi’nde, “bu kuruluşların yanısıra yeni teşebbüslere girişilmesi” kararlaştırılmıştır. Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinde yapımına hızla devam edilen, Adnan Menderes zamanında da birkaç tane daha eklenen bu girişimler, Devlet bütçesiyle kurulup devletçe veya özel sektörle ortaklaşa işletilen fabrika, banka, demiryolu, denizyolu, petrol arama ve çıkarma gibi işletmelerdir. Bunlardan bâzıları ağır sanâyie destek verirken, bâzılarının bir amacı da, “fakir halka kaliteli malı özel sektörden daha ucuza sunmak”tı.
"Enflasyonun sebebi zarar eden KİT'lerdir!.."
Bu sözü söyleyenler, yakın geçmişin birçok başbakanıdır.
Önceki yazılarımda da sözünü ettiğim gibi, siyasîler; "KİT'ler Türkiye bütçesinin üzerinde, enflasyonu azdıran bir kamburdur. Bunların teknolojileri eskimiştir.
Çalıştırılmaması, hattâ satılmaları yararlı olacaktır." derlerdi. Bu sözlerden açıkça anladığımız oydu ki, satılması öngörülen KİT'ler  "ZARAR EDEN KİT'lerdi. Fakat siyasîler, gözlerimizin içine baka baka bize yalan söylüyorlardı. Gerçek şuydu:
1) KİTler her iktidarların “yemliği” olmuştur.
2) Partiler, iktidara gelmeden önce “iş bulma sözü verdikleri” seçmenlerini buralara sokarken, bu kurumları insanlarla öyle şişirmişlerdir ki, bir iş için dört-beş kişi alınır olmuştu. (İşe adam değil, adama iş bulma yöntemi).
3) KİT'lerin zarar etmesine göz yumuldu, hattâ bilerek yol açıldı. Dolayısiyle, satılmasına zemin hazırlayacak herşey yapıldı. Böylece, zarar etmediği hâlde zarar ediyormuş gibi gösterilen bâzı KİT'lerin, bâzı kişi ve kuruluşlara satışı sağlandı. İşletmeyi satınalanlar, onu yenileyip işletmeyi  düşünmediler  bile.. Çünkü, O/Onlar, KİT'i satın alırken onu işletmeye ve iş alanı yaratmaya zaten heves etmemişti. İşletmenin üzerine kurulduğu milyonlarca metrekare araziye tamah etmişti.. Bir çok KİT alanı imara açıldı ve parsellenip arsa ollarak satıldı!  Alan/lar, satın aldığı fiyattan kat kat fazlasını kazandı.
4) Bu KİT'lerin bâzıları da yandaş belediyelere peşkeş çekildi. İçleri boşaltıldı, binaları yıkılarak arazilerinden büyük kârlar edinilmeye çalışıldı. Pek azı kamu yararına hizmete devam etti.
Satılan diğer KİT'lere gelince: Satılacak KİT'ler “zarar edenler” olacakken, bir süre sonra gördük ki, satılan KİT'ler, zarar edenler değil, kuruldukları günden bu yana, devlet bütçemizin belkemiğini oluşturan ve iş alanıyla yurdumuzdaki "tek kuruluş" durumunda olan kurumlardı. “Bu KİT’ler niçin satılıyor?” diye sorulduğunda, "..zarar eden KİT'leri alıp, kim ne yapsın?.." cevabı veriliyordu.
Ne yapılmalıydı:
Oysa ki yapılması gereken şuydu: İcabında, kâr eden kitlerden biri satılır, onun parasıyla birkaç kamu fabrikasının teknolojisi yenileştirilir, onlardan sağlanacak kârla diğerleri yenilenir ve devlet daha da zenginleştirilirdi. Bu arada daha dikkatli bir seçimle işe alınancak işçilerle Türkiye'nin İŞSİZLİK sorunu da bir nebze giderilirdi.
Olmadı… Para kazanma hırsı vatanseverliği geçmişti. Böylece, KİT'lerin satılmasının kapısı aralandı.
Özelleştirme furyası…
Turgut Özal, 1983  seçimleri öncesinde Halkçı Parti Başkanı Necdet Calp'a -bugün Unakıtan'ın "babalar gibi satarım!" dediği gibi- "Boğaz Köprüsü’nü satarım
kardeşim!.." diyerek, özelleştirmenin kapısını daha da açtı. Kâr eden KİT'ler bile ihmâl edildi ve “satılabilir hâle getirilmek için” zarar ettirilmeye başlandı!.. Bu yöntem
aslında, yabancı sermaye çevrelerinin bunlara konmak için gözü  paradan başka birşey görmeyenlere öğrettiği bir yöntemdi. Kapıların ardına kadar açılması, bugünkü
iktidarın eseridir. Tayyip Erdoğan ve ekibi; Türk Ulusu’nun kuruş kuruş biriktirdiği
paralarla Osmanlı borçlarının ödendiği, Ankara gibi kasaba hâlinde alınan şehrin kocaman bir Başkent hâline getirildiği, aklınıza gelecek her öncü hareketin yapıldığı. Demiryolu seferberliğinin başlatıldığı, uçak fabrikası bile açıldığı o fakir yıllarda yapılan bu eserleri, “babasının malı” gibi, kimseye sormadan, diğer partilerin görüşünü almadan haraç-mezat sattı… Ve TC’nin Başbakanı (görevi bakımından tam ismini ifade
edemeyeceğim bir tavırla), "..ben pazarlamacıyım, satarım!.." dedi… Çıkacak sonuca yüreği dayanacak gibiyse; Cumhurbaşkanı seçimini “halk oylamasına” götürdüğü gibi kâr eden KİT’lerin satılmasını da “halkınoyuna sunabilir mi?
TÜRKİYE, TAYYİP BEYİN ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR!.. BUNLARIN HESABI MUTLAKA SORULMALIDIR!..
Nereden nereye geldik!..
Tayyip Bey meydanlarda birtakım rakamlar sıralayarak,   “Nereden nereye geldik. "
der sık sık. Bir de biz bakalım geldiğimiz yere… Gazetelerden, açık oturumlardan öğreniyoruz ki, Tayyip Bey iktidara geldiğinde, 1950'li yıllardan 2002 yılına kadar dış borcumuz 200 Milyar Amerikan Doları idi.  Bugün 450 Milyar ABD Doları oldu, yâni iki katından fazla arttı!.. Ve bu borç dörtbuçuk yılda oluştu. Nereden nerelere geldik değil mi?
Ve nerelere gitti bu paralar?...
Nereye gitti bunca ÖZELLEŞTİRME PARALARI?...
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, bu özelleştirmelerden çok pis kokular geliyor.
 
Devamı Edecek…


10 Temmuz 2007  17:03:42 - Okuma: (782)  Yazdır




İstatistik