Yazı

Kelimeler
Kelimeler 

Ahmet Mocan

Bu yazımda dilimizdeki bazı kelimelerden bahsetmek istiyorum.

Bazı kelimeler gerçek anlamlarının dışına çıkmış, bazıları dilimize yanlış anlaşılmalarla girmiş, bazıları da zaman içinde değişip başka bir hâl almış. Ben çok fazla uzatmadan birkaç örnekle bunları anlatacağım…
        İlk önce tuvaletlere neden “100 numara” dediğimizden bahsetmek istiyorum. Fransızlar, otellerde kapılara numara verirlerken tuvalet kapısının numaralandırılmasının gerekmediğini düşünmüşler. Bu yüzden de tuvalete, numarasız anlamına gelen “sans numéro” demişler. Numarasız olduğunu belirtmek için de kapıya çift sıfır koymuşlar. Fransızlar’ın “sans numéro” demesini bizimkiler “cent numéro (100 numara)” olarak anlayıp numarasızı, yüz numara diye sokmuşlar Türkçe’ye. Yıllarca kapısında “00” olduğu hâlde tuvaletlerimize yüz numara deyip durduk.
        Gelelim banyo ve tuvaletlerdeki küçük, yukarı doğru açılan pencerelere… Bu pencerelerin adı “vasistas”tır. Bu tür pencereleri Almanya’da ilk kez üretip piyasaya süren firma, gazete reklamlarında pencere fotoğrafının yanına, “Bu nedir?” anlamında “Was ist das?” diye yazmış. Bu soru tümcesini o pencere türünün adı sanan uyanık arkadaşlarımız da Türkçe piyasasına Almancası “Bu nedir?” demek olan bir pencere armağan etmişler.
        Bir başka kelime de hepimizin kullandığı “serbest” kelimesi… Serbest kelimesi, Türkçe Sözlük’te, “Hiçbir şarta bağlı olmayan, istediği gibi davranabilen, erkin.” olarak tanımlanır. Farsça kökenli olan bu kelime iki kelimenin birleşmesinden oluşmuştur. “Ser” Farsça’da “baş”, “best” ise “düğüm, bağlı” anlamlarına gelir. Aslında birleştiklerinde “başıbağlı” gibi bir anlam oluşturması gereken bu kelimeler Türkçe’de tam tersi bir anlam kazanmıştır.
        Yine böyle başka bir kelime de “yavuz”dur. Yavuz Eski Türkçe’de “kötü, fena” hatta zaman zaman “acımasız” anlamlarına gelirken bugünkü Türkçe’de “çetin, güçlü” anlamlarına gelmektedir. (Yavuz Sultan Selim’e de “yavuz” sıfatının Şah İsmail tarafından, Sultan Selim’in acımasızlığı nedeniyle verildiği; ancak kelimenin anlamının zaman içinde değiştiği söylenir.)
        Eski Türkçe’de “ök” kelimesi, ilk zamanlarda “akıl” anlamına gelirken zamanla -aklı evde annenin temsil etmesinden olabilir- “anne” anlamını karşılamaya başlar. “Öksüz” kelimesi bugün de dilde varlığını korumaktadır.
        “Oğlan” kelimesi Eski Türkçe’de hem kız hem erkek çocuklar için kullanılırken zamanla bu anlamı değişmiştir. Günümüzde sadece erkek çocuklar için kullanılan bir kelime hâlini almıştır.
        Günümüz dilinde kullandığımız ve “damat” anlamına gelen “güveyi” sözcüğünün ilk hâli “güdegü”dür ve güdegü, “Kızın babasının hayvanlarını güden” anlamına gelir.
        Dişlerimize verdiğimiz isimlere hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Ön dişlerimiz tavşan dişlerimizdir, onların yanındakilere köpek dişi deriz; ama arka taraftaki dişlerimizin adı “azı” dişleridir. Diğer dişlerin isimleri hayvan adlarıyla karşılanırken arkadaki dişlere neden azı dişi denilmiştir? “Azı” kelimesinin ilk hâli de “ayı”dır. Türkçe’deki z > y değişimine uygun olarak günümüzde farklılaşmıştır.
        “Düğ” kelimesi ne diye sorsak, çoğumuz ne demek olduğunu bilemeyiz tıpkı “bet” kelimesi gibi. “Düğ” Eski Anadolu Türkçesi’nde “birbirine bağlamak” anlamına gelir. Günümüzde bu kelimeyi “düğüm, düğün” kelimelerinde görmek mümkündür. “Bet” kelimesi de “yüz” anlamına gelir. Onu da bugün “beti benzi atmış” derken kullanmaya devam ederiz.
 Son olarak “taş” kelimesine değinmek istiyorum. Taş, Eski Türkçe’de “dış” anlamına gelir. Her ne kadar kelimeyi günümüzde dış olarak kullansak da “taşra” kelimesinde eski hâlini hâlâ kullanmaktayız. (Ayrıca “Taşeli” derken de kelime kullanılır, Taşeli’nin iç kısmında İçel olduğu düşünüldüğünde iç-dış(taş) anlamı daha güzel anlaşılır.)    
                                         Ahmet MOCAN


22 Haziran 2007  00:04:17 - Okuma: (2581)  Yazdır




İstatistik