Yazı

Nerdesin? Ey! Ulu Atam...
Nerdesin? Ey! Ulu Atam... 

Asil S. Tunçer

Irak’ın Kuveyt’i işgali ile başlayan süreç, bu ülkelere bekledikleri fırsatı onlara sağlamıştır.

Körfez krizi, BM tarafından Irak’a karşı alınan yaptırım kararları işlerlik kazandırmak, diğer yandan güneydeki petrol zengini Suudi Arabistan’ı muhtemel bir Irak tecavüzüne karşı korumak amacıyla özellikle Ortadoğu’ya devamlı bir müdahaleyi ve Irak’ın işgalini resmen gerekli kılmıştır.
         Başlangıçta Ortadoğu bölgesindeki mevcut statükoyu korumaya yönelik bu hareket, ABD tarafından kısa zamanda Ortadoğu politikasının merkezindeki İsrail’in güvenliği, dünya enerji akışı yani petrol çıkarları, kendisinin kontrolündeki bir yığınak bölgesi oluşturma projesine dönüşmüştür. Bu çerçevede, Irak’ta politikalarını gerçekleştirmek için kendine yakın gördüğü Kürtleri kullanmaya başlamış, bölgedeki varlığının devamı için, kendi çıkarlarına uygun yeni bir oluşum meydana getirerek, mevcut yapının değiştirilmesinde faydalanmak üzere kendisine bağımlı bir Kürt devleti kurma girişimlerini de desteklemiştir. Buna Türkiye’de farkında olmaksızın alet olmuş, adeta Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasına, bölgedeki “Çekiç Güç”ün varlığını desteklemekte yardımcı olmuştur.
         Türkiye açısından ise, güney sınırlarımıza bitişik olması, zengin petrol kaynaklarını kontrol eden konumu ve ülkemizin uzun bir süre uğraşmasına sebep olan PKK terör örgütünü barındırarak, güvenlik açısından ne denli hayati öneme haiz bir bölge olduğunu göstermesi bakımından Irak’ın bizim nazarımızda çok stratejik bir önemi bulunmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin güvenliği ile siyasi, ticari ve ekonomik çıkarlarının korunması, Türkmenlerin geleceğinin garanti altına alınmasına da öncelikli konular arasındadır.
         Bölgeyi bir şekilde elde etmeye çalışan batılı güçlerin (ABD ve İngiltere) aksine Türkiye’nin bu bölgeyi yeniden kazanma gibi politikası olmamıştır. Türkiye Kuzey Irak’a, genel Irak politikası çerçevesinde ilgi gösterdiği gibi, mevcut statükonun devamı için Irak hükümetleri ile de devamlı işbirliği içinde olmuştur. İzlenen bu politikalar PKK terör örgütünün ülkenin güvenliğini tehdit eden konuma geldiği 1980’lerden sonra değiştirilerek, özellikle 1990’larda yanlış ta olsa daha aktif bir Kuzey Irak politikası izlenmiştir. Bu politikanın temelinde ise, bölgede PKK ile mücadelenin yanı sıra gelecekte kendisi için tehlike oluşturabilecek bir Kürt devleti oluşumuna engel olmak gelmektedir.
         Ancak Türkiye belirlediği bu hedeflerin aksine bölgede Irak’ın egemenliğini tekrar tahsis edecek politikalar geliştirme yerine söz konusu Kürt devletinin kurulmasına kadar gidebilecek gelişmelerin içinde olmuş, bu oluşumu engelleyici politikalar oluşturamamıştır. Bunda ABD’nin Ortadoğu politikası ile Türkiye’nin Ortadoğu politikasının farklı olması, ABD’nin, Kuzey Irak’ta Türkiye’nin hareket alanını daraltan karşı-politikalarının etkisi görülmektedir. Ayrıca, Türkiye bölgede şekillendirici bir politika izlemediği gibi müttefiklerine de uyguladığı politikanın gerekçelerini net ve açık bir şekilde anlatamamıştır. Bunun sonucunda da kendi kara ve hava sahası müttefik kılıfında bir işgalci güç (ABD) tarafından kullanılarak sakındığı Kürt devletinin temelleri atılmıştır. Bu süreç, Körfez Savaşı’nın ardından ABD’nin bölgede bir güvenlik alanı oluşturması ile başlamıştır. Mayıs 1992’de yerel siyasi otoritenin tesisi için yapılan seçimlerin ardından Kuzey Irak’ta hukuken olmasa bile fiilen bir devlet oluşumu gündeme gelmiştir. Bölgedeki gelişmeler PKK terör örgütünün eylemleri ile sıkıntılı günler geçiren Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın gelecek yaşamlarına direkt etki edebilecek bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle bağımsız bir Kürt devleti için yapılacak herhangi bir tedbirin kabul edilmesi ulusal güvenliğimiz açısından mümkün değildir.
         Tüm bunların yanı sıra unutulmaması gerekli olan ana konu ise; Türkiye’nin bölgede yaşayan Türkmenlere olan asli görevidir. Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde belirlediği Türkmen politikası, geçmişten günümüze kadar gelen asimilasyon faaliyetleri ile Türkmen hareketini etkisiz, birliktelikten yoksun kalmasına neden olmuştur. Türkmenler izlenen asimile politikaları ile yoğun olarak yaşadıkları bölgelerden göç ettirilerek, Apar ve Kürt nüfusu içinde eritilmeye çalışılmış, kişi hak ve özgürlüklerinden yoksun yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Özellikle Körfez Krizi sonrası Türkmen bölgelerinin güvenlik alanı dışında tutulması onları bir yandan Saddam’ın diğer yandan da Kürtlerin baskısına maruz bırakmıştır. Şimdi ise işgal güçleri ve ABD yanlısı kurulacak yeni yönetimin baskısı altındadırlar.
         Bu bakımdan biran önce, Kürt devletinin varlığının engellenmesi ve Türkmenlerin de eşit hak ve söz sahibi olacağı bağımsız bir Irak Devleti’nin kurulmasına, ABD çıkarlarına yönelik politikaların terk edilerek, ülke çıkarlarının ön planda tutulduğu siyasete dönülmesine acilen büyük ihtiyaç vardır. Belirlenen öncelikli hedefleri gerçekleştirecek aktif bir Türk Dış politikasının oluşturulması çok elzemdir. Bunun içinde tam bağımsız bir Türkiye ve onun çok bilinçli siyasetçilerine gereksinim duyulmaktadır. Memleket meselelerine çok hâkim ve bunu yurt dışı platformlar da diğer ülke meclislerinde çok rahat dile getirebilecek, en az üniversite mezunu ve yabancı dil bilen milliyetçi, demokratik çağdaş Türk vekillerine, aynı çizgide de yine idealist ve dürüst bürokratlara ihtiyacımız vardır. Bazılarının dediği gibi “laiklik karın doyurmaz” sığ mantığıyla ve “ne olursa olsun ama AB ve ABD ile olsun” gibi peşkeşçi zihniyetlerle idare edilmek istemeyen Türk halkı, geleceğe bakabilen ve baktığında da en az 50yıl sonrasını görebilen vizyon sahibi devlet adamlarına bugün çok kanıksamaktadır. Tıpkı Mustafa Kemal gibi...
Nerdesin? Ey! Ulu Atam...
         …sürecek…


30 Mart 2007  18:57:18 - Okuma: (978)  Yazdır




İstatistik