Yazı

Uyan İnsanoğlu Uyan
Uyan İnsanoğlu Uyan 

Özcan Nevres

Özcan Nevres-Serbest Kürsü Cuma, 23 Şubat 2007 Bin dokuz yüz altmış yediden beri Türkiye'de su sorunu yaşanacağını yazmaktayım.

CHP'nin yayın organı Ulus gazetesinde yazmış olduğum bir makalemde Sayın Süleyman Demirel'in boğaz köprüsü projesine oldukça sert çıkmıştım. Boğaz köprüsü demek, iki yüz elli ila üç yüz sulama amaçlı baraj demektir. Bize köprü değil su gerek demiştim. Parmak kadar akan bir suyun etrafında oluşan yeşil cennetten de söz etmiştim. İnsan bedeninin yüzde altmışının su olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda suyun önemi çok daha iyi anlaşılır. Bir insan haftalarca aç kalsa bile ölmez.
      Oysa susuz kaldığında ölüm beş altı günde gerçekleşir..
      Televizyonda TEMA Vakfı Onursal Başkanı Karaca Dede'yi dinliyorum. Ömrünün son günlerine ramak kalmasına rağmen hiç ölmeyecekmiş gibi kendini doğaya adamış. Çocuklarının ve torunlarının geleceğini düşünen herkesin yapması gerekeni yapıyor. Oysa ülkenin kaymağını yiyen sanayiciler ise gününü gün etmekten yana tavırlarını sürdürüyorlar. Öyle olmasaydı Gediz, Ergene ve Melen çayı, Sakarya ırmağı ve daha nice akarsularımız olabildiğince kirletilir miydi?.
      Bir dağ eteğine paralel giden bir yolda seyahat ederken yamaçlardan sayısız dere yataklarının indiğini görürsünüz. İşte bu yataklara yapılacak üç beş metrelik bentler bile erozyonu önlemekte ve yeraltı sularının çoğalmasına büyük katkı sağlar. O bentlerde tutulacak üç beş metre su, kısa zamanda çevresinde olağanüstü güzellikte yeşillikler oluşturacaktır. Suyun tırmanma gücü sayesinde oluşan o yeşillikler daha da yükseklere doğru gelişecektir.
      Datça'da makine mühendisi bir arkadaşın adı barajcı olarak anılır olmuştu. Merak edip kendisine bunun nedenini sordum. "Tevfik Dede'den beş yüz metre kare bir bademlik aldım. Bademliğin alındaki kuru dere yatağının önüne gücümün yettiği kadar bir set yaptım. Yağmur yağdığında o setin arkasında en az iki metre yüksekliğinde bir su oluşmaya başladı. Bu cahil insanların suyun tırmanma gücünden haberleri olmadığından akıllarınca beni tiye alıyorlar. Bir ara bademliğime gidelim. Gör bak ağaçlar ne kadar canlandı." dedi. "Görmeme gerek yok. O suyun önemini çok iyi bilirim." dedim. Bir gün kahvehanedeki mahallilerle sohbet ederken konuyu Mühendis Şadi Bey'in barajına getirdiler.
      "Keşke her biriniz Şadi Bey gibi olabilseydiniz." dedim. Datça'nın içme suyu problemi yıllardır sürüyor. Neden? Çünkü Datça yarımadası en az yağmur alan bir bölge. Oysa DSİ bu dereciklerin önüne yüzlerce bent yapacak olsa o bentlerde toplanan su nereye gidecek? Elbette ki yeraltına!
Yeraltında yeteri kadar su toplandığında da çakarsın artezyeni. Bulduğun su ile hem bahçeni sularsın ve hem de içme suyunu sağlarsın.
      Küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliğinden en çok zarar görecek olan ülke Türkiye. Eğer yıllardan beri savunmakta olduğum göletler, bentler ve sulama amaçlı barajlar yapılmış olsaydı bu gelen felaketi en az zararla atlatan bir ülke olacaktık. Ne yazık ki halen işin önemini yöneticiler kavrayamamışlar. Neredeyse ülke gelirinin yatırıma ayrılan payı oto yollarına harcanılıyor. Şüphesiz oto yolları da gerekli ama kuraklık için alınması gereken önlemler, taşıdıkları aciliyet bakımından o yolların çok önüne geçmiştir.
      Demokrat Partinin en önemli icraatlarından biri bazı gölleri kurutup elde edilen araziyi oy deposu gördükleri kesime dağıtmak olmuştu. Oysa yok edilen o göllerin sağladığı ekolojik dengenin önemini ya anlayamadılar ya da hiçe saydılar. Aradan yıllar geçince kurutulan göllerin neden olduğu felaketler açığa çıktı. Elmalı Gölü düden ağızları genişletilerek suyunun boşalması sağlandı. Ovacık gölü de bir kanal açılarak denize boşaltıldı.
Şimdi uzmanlar o gölleri yine nasıl oluşturabiliriz hesaplarını yapıyorlar.
Boşuna dememişler. Geçti Bor'un pazarı sür eşeğini Niğde'ye diye. Bence kuru dere yataklarına bent yapmaya öncelikle Konya Ovası için başlanılmalıdır.
Zira en büyük tehlike çanları o büyük ova için çalmaktadır.


27 Mart 2007  23:18:56 - Okuma: (655)  Yazdır




İstatistik