Yazı

Yüzleşme...
Yüzleşme... 

Hüseyin Taşyakan

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sonrası günlerden birinde, bir arkadaşımın işyerinde rastladığım başka bir arkadaşımla ayak üstü sohbetimiz sırasında, başkalarından da duyduğum ''son yazılarında bazı kesimleri geçmişleriyle yüzleştirdiğini görüyorum'' ifadelerini kullanmıştı ki; o sırada açık olan televizyondaki bir haber kanalında Negehan Alçı'nın Cumhuriyet Balosundaki bir fotoğraf karesiyle ilgili açıklamalarının yer aldığı haber geçti. Arkadaşımın henüz cümlesi bitmemişti ancak, haber sanki onun bana sual etmek istediklerinin cevabı gibi, muazzam bir rastlantıyla tam da gerektiği zamanda kulaklarımızda patlamıştı adeta.

 Kendisine, ''Bu yüzsüzlüğün, bu pişkinlik ve hatta ar damarı çatlamışlığın olduğu bir durumda ne yapmamı bekliyorsun'' dediğimden sonra, kendisi de en az benim kadar, medyada  Fethullahçı terör örgütünün yarattığı bu tetikçileri iyi tanıdığı için tek bir kelimeyle ''haklısın' diyerek konuyu kapattı.

Habere göre Nagehan Alçı, Resepsiyonda eski Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ve eşi Ferda Paksüt' ü  Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çektirirken görüp, yazısında bundan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. Rahatsızlığının dayanağı olarak yaptığı açıklamada da şu cümleyi kullanmış dönemin medyasındaki Fethullah tetikçilerinden Nagehan hazretleri!
 ''AK Parti'ye kapatma davası açıldığında Paksüt, 'kapatılsın' yönünde oy kullanmış, eşiyle birlikte çok net ve sert siyasi tavır almış bir isim'' Öncelikle birileri bu hanımefendiye; devletin bekasını tehlikede görüp gereğini yapmış biri ile, bugün devletin en tepesinde oturan birinin aynı karede buluşması kadar tabii bir durumun olamıyacağını hatırlatması gerektiğini düşünüyorum.
 Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ve eşi Ferda Paksüt'ün Fetö'nün Ergenekon kumpasında hedef  olduğunu hatırlatıp Nagehan Alçı'nın kim olduğuna bir bakalım.
AKP iktidarı ile beraber medyada türeyen yandaş, yalaka, liboş takımının önde gelenlerinden Nagehan Alçı, Fethullah denilen alçağın devlete sızma operasyonları ile beraber, özellikle Ergenekon kumpaslarının kurgulandığı dönemde yazıları ve çıktığı televizyon kanallarındaki açıklamaları ile; Fetö terör örgütünün devlete sızmış örgüt üyelerine methiyeler dizip, en ateşli savunuculuğunu yaparken; kumpas davaları ile zindanlara kapatılan vatanperverlere en alçakça ifadelerle saldırıp hakaret ediyordu. Bütün bu hizmet aşkı(!)nın yanında ise Fethullah'ın bankasından Milyon dolarlarla ifade edilen bir krediyi alıp köşeyi dönmeyi de ihmal etmiyordu tabiki. Aynı zamanda kendisi gibi hizmet aşkı(!)yla yanıp tutuşan eşi Rasim Ozan Kütahyalı' da özellikle Melih Gökçek'in oğluna ait kanalda ve çıktığı diğer yandaş medya kanallarında, Fethullah denilen şarlatana övgüler yağdırırken, kumpas maduru özellikle TSK mensubu vatanperverlere salyalar dökerek saldırıyordu. Buarada tam da salyalardan bahsederken; Fetö kumpaslarının, medyadaki en ateşli savunucularından bir başka tetikçiyi, Engin Ardıç'ı da hatırlatmamak olmaz değerli okuyucular. Medyanın bir başka yandaş ve yalaka liboşu bu alçak ta;  Fetö kumpasıyla kendisine atılan iftiraları onuruna yediremeyip intihar eden Yarbay Ali Tatar'ın ardından, en çirkef ifadelerle dolu köşesinden  ''Hesap vermeden nereye gidiyorsun?'' diyerek, adeta ağzından salyalar akıtıyordu.
Geçmişlerinde, bu eylemlerde bulunan dönemin Fethullahçılarının, şimdi kimin kiminle aynı karede yanyana gelip gelmemesi hakkında telkinde bulunup,sanki o eski söylem ve eylemlerin sahipleri değillermiş gibi davranıyor olmaları karşısında; eminimki, zerre onuru olan herkesin midesi bulanıyordur değerli okuyucular. Zira bu lkede, yüzsüzlük ve arsızlık hiç bu kadar tavan yapmamıştı.
Dolayısıyla değerli okuyucular; en başta bahsi geçen arkadaşımın da irdelediği gibi; yerel yada ulusal medya mensubu olsa da, sokaktaki sıradan vatandaş olsa da, en nihayet babamızın oğlu olsada, dün bu ülkenin başına çorap örülürken susanları, ikbal, makam ve menfaatleri uğruna üç maymunu oynayanları, geçmişleriyle yüzleştirmek ve geçmişteki aymazlıklarıyla içinde oldukları gafleti onlara hatırlatmak  bizim namus borcumuz olacaktır.
Ha bir de şu; sokakta, orada burada rastlaştığımızda bize Atatürkçülük dersi vermeye çalışanlara da iki kelam etmeden bitirmiyeyim diyorum. Biz kendimizi bildiğimizden beri,Atatürk'ün çizdiği yolda ve gösterdiği hedefte yürümeyi kendimize en soylu görev bildik. Kraldan çok kralcılık yapmaya çalışan şaklabanlar ve meczuplar en aşağılık ifadelerle Atatürk' e saldırıp hakaret ettiği sıra, siz ''aman başım belaya girmesin''mantığıyla suspus olup saklanıyorken, biz her platformda ''Mustafa Kemal'in askerleriyiz'' diye bağırıyorduk. Atatürk' ün ''en büyük eserim'' diye tabir ettiği Cumhuriyet,  Pensilvanya'daki terörist başının tetikçileri tarafından bütün kurumlarıyla ele geçiriliyorken, biz yazdıklarımız, söylediklerimizle sizi uyarmaya çalışıyor; lakin siz gaflet, delalet ve aymazlıkta tavan yapıyordunuz.

Dolayısıyla bu gün ülkenin karşı karşıya olduğu ve olacağı her felakete karşı sığınılacak yegane limanın Atatürk olduğunu geçte olsa anlayan herkesin başımızın üstünde yeri olduğu muhakkaktır ki biz onlara bu günlerde ''Aramıza hoş geldiniz'' demeyi de borç biliriz. Ancak dünkü hallerine bakmadan, geçmişleriyle yüzleşemeyip, gaflet halindeki aymazlıklarından utanmayanlarla, Atatürk'çülük üzerine muhatab bile olmayız.



15 Kasım 2017  14:46:53 - Okuma: (123)  Yazdır




İstatistik