Yazı

Öcalan Başkanlık İstiyor, Fetö Evetçi!
Öcalan Başkanlık İstiyor, Fetö Evetçi! 

Hüseyin Taşyakan

Bu defa yazımın en başında en son söylenecek şeyi söylemek gereği duyuyorum değerli okuyucular.

 Zira özellikle sosyal medyada karşı karşıya gelen ‘’Evet’’ çi ve ‘’Hayır’’ cıların birbirine karşı kullandıkları ifadeler yenilir yutulur cinsten değil.  Şerefsiz diyeni mi ararsınız, vatan haini diyeni mi yoksa kendisi gibi düşünmeyenlerin namusunu tartışmaya kalkacak kadar alçalabilenleri mi? Toplumun bu denli gerilmesinin birinci derece sorumlusu ise, bütünleştirici bir dil kullanması gerekirken insanları bölüştürüp parçalamaya yönelik söylemlerde bulunan iktidar temsilcilerinin ta kendisidir. İktidarları boyunca gösteremeyenlerin aksine, aynı coğrafyada yaşamanın gereği dolayısıyla toplumun bu sağduyuyu göstereceğine inanıyorum.

 
Değerli okuyucular, bugünlerde her kim çıkıpta, referandumda ''evet'' oyu kullanacağını söylüyorsa; açılımını sorduğunuzda, ya ''güçlü Türkiye'', ya da ''İstikrar'' için ifadelerini kullanır. Bunun dışında başka da bir şey duyamazsınız çünkü, büyük çoğunluğu, AKP' li Milletvekillerinin bile okumadan boş kağıda imza atarak kabullendiği bu 18 maddeyle ilgili zerre kadar bilgi sahibi değildir.
 
15 yıldır tek başına iktidarda olanların, üstelik ülkeyi bugünkü durumuna düşürdükten sonra ''Güçlü Türkiye'' çağrısında bulunmalarının, aklı selim hiç kimse için kıymeti harbiyesi olmayacağı muhakkaktır.
İstikrar iddiaları ise toplumun aklıyla alay etmekten başka bir şey değildir değerli okuyucular. Zira 15 yıldır bu ülkede, tek bir kişinin iradesi altında ve onun iki dudağının arasından çıkan talimatlarının paralelinde icraatlarıyla meşhur bir AKP iktidarı süregelmektedir. Yani ortada ne istikrarsız bir durum vardır, ne de güç eksikliği. Hatta o kadar ki; seçim kazanmış bir Başbakan (A.Davutoğlu) ve hükümetini istifaya zorlayıp, yine bir tek kişinin isteği doğrultusunda bir hükümeti oluşturmak muktedirliğine dahi sahip oldukları da yaşanmış bir gerçektir.
 
Bu arada istikrardan söz açılmışken, AKP iktidarının gerçek gayesini göstermesi açısından Star Gazetesi yazarı Resul Tosun' un 5 Şubat Pazar günkü yazısı içerisinde geçen ve aslında tam da ‘’ secaat arzederken sirkatin söyler’’ deyimini hatırlatırcasına farkında olmadan maksatlarını itiraf ettiği şu cümleyi dikkatinize sunmak istiyorum. '' Hükümet ne güvenoyu ne gensoru ne de sözlü soru gibi siyasi partilerin egolarını tatmin etmek için mecliste zaman kaybetmeyecek, icraatla meşgul olacak''.
 Benzerlerini başka yandaş kalemlerin de kullandığı gibi Resul Tosun' un bu cümlesi dahi, Başkanlık ısrarının ne için, kimi veya kimleri ömür boyu sorgu, sual ve yargılanmaktan korumak için düşünüldüğünün açık göstergesidir. Cümle içerisinde geçen ‘’icraatla meşgul olmak’’ ifadesinin ise, işaret ettiği olguları tahmin etmekte çok ta zorlanacağınızı düşünmüyorum, zira bugüne kadar yaptıklarının, bundan sonra yapacaklarının teminatı olduğu da muhakkaktır.
 
Ülkenin bütün istikbalini tek bir kişinin iradesine, arzu ve isteklerine mahkum etmek için iktidarın canla başla mücadele verdiği bu süreçte, hem geçmişteki icraatlarını hatırlamanız hem de başlıkta kulllandığım tespit açısından, Başkanlığı isteyenlerin arasında kimlerin bulunduğunu görmeniz için aşağıdaki detayları bilmeniz gerektiğini düşünüyorum. Buarada başlık için dikkat edin ‘’iddia’’ değil ‘’tespit’’ diyorum. Buradaki dayanağım 15 yıllık AKP iktidarı sürecinde yaşadıklarımızdır.
 
İmralıdaki katil için uzun uzadıya yorum yapmaya gerek yok değerli okuyucular, bu ülkede 40 bini aşkın insanın canına malolmuş katliamların tetikçisi caninin geçmişte yayınlanmış beyanlarıyla malumdur ki; başkanlık rejimini arzuladığı belge ve kayıtlarıyla bilinmektedir. Başkanlığa sıcak bakmalarının en büyük nedeni ise, bu yönetim şekliyle bütün yetkileri elinde toplayan biri, ülkenin her hangi bir bölümü için federasyon ilan edebilecektir ki; Türkiye üzerinde emperyalist güçlerin maşalığını yapan PKK terörü de aynı amaca hizmet etmektedir.
 
 
Buradan da yola çıkarsanız, geçmişte kimlerin meydan meydan dolaşıp, ben  BOP  Eş Başkanıyım dediğini, buradan daha öteye gidince BOP’ un aslında başını ABD’nin çektiği Büyük İsrail projesi olduğunu ve biraz daha ilerlediğinizde ise bu projenin içinde, Türkiye’ nin Güney Doğusunun da Kürdistan ismiyle andıkları coğrafya olarak yer aldığını da görürsünüz.
Ve gelelim Pensilvanyadaki din bezirganı şaklaban ile lideri olduğu (biz bunu daha AKP iktidarı öncesinden beri söylüyorduk) terör örgütüne. Bu alçak şerefsizin de geçmişteki beyanları ve icraatları, bugün hangi amaca hizmet ettiğinin aynasıdır.
AKP iktidarı sürecinde büyüyüp gelişmesine, devletin kılcal damarlarına kadar işleyip yayılmasına ise bizzat iktidarın bugün yine tekrarladığı gaflet hali sebep olmuştur değerli okuyucular. Mesela 2004 yılı Milli güvenlik Konseyinde bu şaklaban ve örgütü için alınan kararlar iktidar tarafından görmezden gelinmiş ve bununla ilgili Bakanlar Kurulu kararı da alınmamıştır ki; Fetö terör örgütünün önünü açan ilk etken de bu olmuştur.
 
Hatırlayınız, 2010 referandumunda Fethullahçıların temel amacının yargıyı ele geçirmek ve bu yolla devleti de ele geçirip, koskoca ülkeyi kendi iradelerine bağlamak olduğunu iddia edip oyumuzun ‘’HAYIR’’ olacağını söylemiş ve o günlerde de bugünkü gibi aymazlık halinde olanların hedefi durumuna düşmüştük. Oysa o gün ‘’mezardaki ölüler bile kalkıp evet demeli’’ diyen şaklaban ile çetesine referandum yoluyla devletin teslim edilip o sürecin 15 Temmuz kalkışmasına kadar devam etmesi bizim ne kadar haklı olduğumuzu göstermiştir.
 
Dolayısıyla 2010 referandumunda Okyanus ötesindeki çete reisinin ‘’EVET’’ çi olmasının önde gelen sebebi, hukuku yok etmek ve bu yolla devleti ele geçirmekti. Süre gelen gelişmelerde de, Ergenekon Kumpasları, Kozmik Odalara kadar CIA ajanlarının sokulup oradaki hayati bilgi ve belgelerin yabancı istihbarat servislerine ifşa edilmesi, terör örgütü üyelerinin şahitliğiyle TSK’ daki Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerinden ayrılmayan komutanların serdest edilip zindanlara kapatılması da, bu şaklaban ile çetesinin amaçları itibariyle ne kadar yol aldıklarının göstergesi olmuştur.
 
Bugünkü ortamda 2010 dan farklı bir durum söz konusu değildir değerli okuyucular. Yapılmak istenen değişiklikte dikkat edin, en belirgin ve öne çıkan ayrıntı; yine yargının bir kişinin iradesine bağlanması isteği vardır. O kadar ki; bu değişiklik Başkan olacak kişinin, olası bir durumda kendisini yargılayacak olanları bile kendisinin seçtiği, dolayısıyla seçilenleri o kişiye amiyane tabiriyle gebe bırakan bir sistemi getirmektedir.
 
Özetlersek, bu gün önümüzde duran mesele, Recep Tayyip Erdoğan’ ı sevip sevmeme meselesi değildir. Gelecekte o makama kimin geleceğine dair hiç kimsenin bir garantisi olmadığına göre, söz konusu olan ülkenin ve dolayısıyla devletin güvenliğidir.
Ayrıca bu değişikliğin ardından Allah korusun, mevcut Cumhurbaşkanı’ nın 15 Temmuz benzeri bir kalkışma ile başına bir iş gelip, o makama emperyal uşaklarından birinin geçtiğini, geçirildiğini düşünün.


6 Şubat 2017  14:07:44 - Okuma: (373)  Yazdır




İstatistik