Yazı

Global Sömürgecilik Üzerine
Global Sömürgecilik Üzerine 

Etem Kutsigil

Bundan önceki yazılarımda, zaman zaman bu konuya değinmiştim. Bir kez daha anlatmamın sebebi, konunun her geçen günün, bu konuyu daha da önemli kılmasıdandır.

AKP’yi önceki iktidara tepki oylarıyla iktidara getiren insanlarımızın da, içinde debelendiğimiz ekonomik ve siyasal durumun gerçek sebeplerini öğrenmesi ve AKP ye oy vererek, hem kendi hesaplarına, hem de ülkemiz hesabına ne kadar büyük bir hata yaptıklarını anlamaları, bu hatayı bu yılki seçimde tekrarlamamaları için yararlı görüyorum.
         Dünyada “SÖMÜRGECİLİK HAREKETLERİ” 15. yüzyılda pusula kullanımın yaygınlaşması ve COĞRAFî KEŞİFLERLE doğmuştur. Sömürgeciler genellikle fethettikleri ülkelerin yeraltı ve yer üstü zenginliklerine, ülkedeki insan gücüne, pazarlarına el koyarlar, hatta insanları bile kaçırıp, Avrupa ve Amerika’daki köle pazarlarında satarak zenginliklerine zenginlikler eklemişlerdir. Sömürgeciliğin bu ilk şekli asırlarca sürdü. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, bizim İstiklâl Savaşımızı da örnek alan sömürülen ülkeler, güçlü sömürgecilere karşı direnmeye başladılar.
Sömürgeciler, mazlum milletlerin bu uyanışı karşısında, binlerce kişi öldürmelerine rağmen kesin bir başarıya ulaşamayıp,  papucun yıllar içinde pahalıya malolduğunu görünce, onları sömürmeye devam edebilmek için başka çareler aramışlardır. Nitekim, yeni sömürgeciliği uygulamaya koymaları bundandır. Bulduklsı çareleri şöyle sıralayabiliriz:
Yeni sömürgecilik
-Ülkenin yöneticilerini kendi taraftarları arasından seçtirmek için çalışmak,
-Yapılan ikili ekonomik anlaşmalarla mazlum ülkelerin, gelişmiş ülkelere borçlandırılması
-Eski sömürgeci ülkelerin bu yolla, aynı ülkelerin ekonomilerini, baskı ve kontrol altına alma olanağı sağlanması. (Bu gün bu yollardan biri de İMF mi acaba?)
-İkili ekonomik anlaşmalarla, ticaret adı altında sömürmeye devam edilmesi,
-Kültür emperyalizmi ve teknolojik terimler ve yabancı kelimelerle dili yozlaştırmak,
-Kendi zararlı, çirkin yönlerine gençlerimizi özendirerek, gençleri züppeleştirmek, ulusal değerlerimizi unutturmak
-TV’lerdeki dizi çokluğu ile milleti uyutarak, iletişimini kesmek.
-Toplumun geleneklerini unutturarak, kutsal değerlerini küçümseyerek ve giderek kendisine de küçümseterek, köklü yapısını bozmayı amaçlamak,
Yeni Sömürgeciliğin araçlarıdır.
Sömürgeciliğin günümüzdeki moda ismi ise “Globalleşme”dir. Bu kelime önceleri çok hoş geliyordu insanlara.
Bunu, toplumların birleşmesi, refahın tabana yayılması ve hep beraber gelişme diye hayal ediyorlardı.(Kazan kazan diye ifade ediliyordu.)
Kısa zamanda anlaşıldı ki, adı geçen globalleme, kalkınmaya çalışan ülkelerdeki sermayenin, büyük kapitalistlerin eline geçmesi, küçük mahale bakkallarının manavların kapanması, yerlerine “supermarketler”, “hipermarketlerin” açılması demekmiş. Fabrikalarımızın satılması, üretimimizin azalması, dışalımımıızın (ithalât) artması demekmiş. Tarımda ilâçların, gübrelerin mazotun fiatlarının arttırılması tarımımımızın çökmesi ve tarımsal alanda da dışa bağlanmamız demekmiş. Bankalarımızın satılması paralarımızı yabancılara sermaye olarak verip, bizim karşıdan bakıp, ağzımızın sulanması demekmiş.
Yani GLOBALLEŞME BİR TRUVA ATI İMİŞ.
Bundan daha kötüsünü gördük ki, bu sermaye sahipleri paralarını fakir ülkelerin borsalarına yatırıp, iyilik yapıyormuş gibi gösteriyorlar. Fakat aslında işlerine geldiği zaman paralarını geri çekerek, o ülkeyi bir anda ekonomik krize sokmak demekmiş.
Zaman zaman bu kapitalistler, bu yolla, hükümetlere yaptırmak istediklerini, yaptırmakta, çıkartmak istedikleri yasaları, kendi çıkarları doğultusunda çıkartırabilmektedirler.
Hükümetler bu emirlere uymazlarsa ne olur? O zaman Kapitalistler, tatlı kârlarını da alarak paralarını Borsadan çekerler, borsa batar ülke krize girer. Borsalarda yabancı sermeyeye bel bağlamak, emanet elbiseyle damat olmaya benzer. Damat elbiseyi geri verirken, bakar ki, gelin de paralarla beraber gitmiş.
Giderek görüyoruz ki, koca koca devletler, büyük sermaye sahiplerinin emrine girmişler. Buna ek olarak görüyoruz ki, Global Sermaye, devletlerin yöneticilerini, -Afganistan’da, Irak’ta gördüğümüz gibi, adeta av köpeği gibi kullanıyor. Çünkü oralarda büyük sermayenin ağzını sulandıran petrol var doğal gaz var.- Neresi işine gelirse oraya saldırtıyor.
İMF denen örgüt ise, borçlu ülkelerin başlarının üstünde “Demokles kılıcı” gibi sallanıyor. Bunun bir işlevi de, ülkelere borç veren kurumların icra memuru imişcesine davranıp, onların alacaklarını tahsil etmesi. İşi gücü, borçlu ülkelere, halklarının aleyhineki konularda, sözde akıl vermek. –“Asgarî Ücret tesbiti, Özelleştirilmesi gereken kurumların tesbiti. Memur sayısı ve memur maaşları  gibi.”- Gerçekte ise ülkeyi borç bataklığının derinlerine sürüklemek, halkını kendi devletinden, idarecisinden soğutmaktır.
Global Kapitalizmin ve sömürgeciliğinin bir marifeti de fakir ülkelerin bankalarını fabrikalarını, madenlerini satın almak. Böylece bu bankalarda toplanan mevduatın az bir kısmını o ülke yatırımlarına, çoğunu ise, Kapitalist ülkenin başka ülkelerdeki borsalarda, daha çok kâr getirecek başka yatırımlara yönlendirmesi şeklinde oluyor. Borsamızda bu gün yabancı sermayenin oranı normalin çok üstünde. Yani biz günden güne fakirleşirken, adamlar bizim paramızla her gün daha da zengin oluyorlar. Bu gün Türk Bankacılığın % 25’i yabancılara satılmış durumda. Bankalarımızdan bazılarını alanların arasında Yunanlılar da var !!!
Şöyle bir düşünün; son yıllarda fabrikaların, maden işletme ayrıcalıklarının, Telekom gibi, Sümerbank gibi, Etibank gibi Cumhuriyetimizin yüz akı, gurur kaynağı olan ve bize altın yumurtlayan tavukların kaç tanesi yabancılara satıldı... Son yılların mirasyedi hükümetleri, bunları haraç mezat sattılar veya sattırıldılar. Bir çoğunu da paraları gelmedi.
Soruyoruz BU DURUMDA ÖDENMESİ TORUNLARIMIZA KADAR SÜRECEK OLAN DIŞ BORÇLAR NEYİN GELİRİYLE ÖDENECEK? Merak eden var mı? Hükümetler yıllardan beri günü kurtarmaya çalışıyor.
Gelen paraların nerelere sarfedildiği, kimlere peşkeş çekildiği ise meçhul! (Son cümlede sorum yabancı sermayeye değil) 
         Sömürge yönetimlerinin amaçlarını, araçlarını böylece gördükten sonra, bunların tuzaklarına düşmeden Devleti yönetecek, üstün nitelikli yöneticilere ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuz meydana çıkıyor. Değil mi?
Şimdi Türkiye’mizin ekonomik durumuna gelelim; Yıllardan beri dışardan yediğimiz bunca kazık yetmiyormuş gibi, iktidarların, yandaşlarına sundukları avantalar, hortumlama olanakları, lüks ve şatafat içinde bir “Lale devri” yaşamı sürdürtmeleri öncelikli görevleri sanki. Biliyor musunuz ki, Türkiye’de bu gün BİR EKMEĞİN SATIŞ FİATI ÜZERİNDEN, BOĞAZ TOKLUĞUNA ÇALIŞMA demek olan Asgarî Ücretten vergi alınıyorken, bir KART ZAMPARANIN METRSİNE SATIN ALDIĞI, İTHAL MALI BİR PIRLANTANIN, BİR ELMASIN KDV’Sİ SIFIR ( 0 ) YTL’dir. Bu mu AKP’nin fakir fukara, garip gureba edebiyatı?
         Geçenlerde, Kanal B de Sayın (lafın gelişi değil, kişiliğiyle müsemma SAYIN) Kâmuran İnan memleketin ağlanacak halini anlatırken, bir yurttaş olarak kahroldum. Hem iktidara, hem de bizlere ders veriyordu. Ve diyordu ki, Osmanlı da dahil olmak üzere, bu güne kadar, hiç bir dönemde Türkiye’de bu kadar çok devlet düşmanı ve vatan haini bulunmamıştır. Hiç bir Dış İşleri Bakanı bu günkü gibi yabancılarca bu kadar aşağılanmamıştır. (Nahit Duru’nun proğramı)
Vatan haini oranını, merhum Attilla İlhan “Türkiye’nin her dönemde % 10 Vatan Haini kontenjanı olmuştur” diye söylerdi. Demek ki çok iyimsermiş.
Bu gün ile olan benzerlikleri görmek istiyorsanız, Osmanlı İmparatorluğunun 1800 / 1920. yıllarının arasındaki olayları okuyunn, bu günle karşılaştırın. Oradaki “Yabancı derneklerin isimlerinin yerine, bu gün dışarısıyla bağlantılı bazı Vakıfları ve bazı Sivil Toplum Örgütlerini - ki adlarının yerine rahatlıkla “..tealli cemiyeti “ veya “... muhipleri cemiyeti” klişelerini koyabiliriz.- Bana kalırsa durumumuz, Osmanlı İmparatorluğun içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal durumdan daha fena. Zira maymunun gözü açıldı, yöntem geliştirdi. Allah’a çok şükür ki işgal yok.
Osmanlılar, zamanına göre bilgili, deneyimli bir çok devlet adamına sahipken ne hallere düştüler, bir de günümüze bakın. Bilgililer, deneyimliler, TBMM dışında veya muhalefet partilerinde, diğerleri iktidarda. Bunlar, bilgisiz deneyimsiz, bir durumda iken, kucağına yeni doğmuş bebek verilen taze gelin gibi, beklemediği bir anda iktidarı kucağında buldu. Ve bir taraftan zafer sarhoşluğu içindeyken, diğer taraftan da “Ben ne imişim be abi!” havalarına girdiler. Alçak gönüllülüğü unuttular, “kabadayı”diye nitelendirdiler kendilerini. Sormak isterdim. “Kabadayılık çok makbul bir ünvan mıdır?” Başkasını bilmem ama, Benim sözlüğümde ise, bu gün kabadayılar, her akşam dizilerde gördüğümüz, haklı haksız gözetmeden güçsüze saldıran adamlardır. Yani zayıfı ezen, güçlü olana dalkavukluk eden kişilerdir. Ama haklarını da yemeyelim, İktidarın ABD ve AB karşısındaki uysallığına karşı, içerde halka efelenmelerini, asabî hallerini gördükçe bu tanımlamada onlara hak vermez misiniz?  
Onlara en iyi nasihat, olarak, Sokrates’ten bir cümleyi biraz değiştirerek yazalım.
 “BİLMEDİĞİNİZİ KENDİNİZE İTİRAF EDİP ÇALIŞIN, DANIŞIN VE DEVLETİ YÖNETMESİNİ ÖĞRENİN” Devlet yönetimi çocuk oyuncağı değil, bilgi isteyen, kıvrak zekâ isteyen, deneyim isteyen, serinkanlılık isteyen ciddi bir iştir. Unutmamalısınız ki, ELİNİZDEKİ İKTİDAR, ÇEVRESİ DÜŞMANLARLA DOLU BİR ÜLKENİN KADERİDİR. BU YÜZDEN HEPİMİZİN KONUŞMAYA HAKKI VARDIR. SİZİN GÖREVİNİZ LAF EBELİĞİ YAPMAK DEĞİL, DİNLEMEK VE HATA YAPMAMAKTIR.  
 Ben de bir “ak saçlı” vatandaş olarak derim ki, “Eğer iktidarı kendi iradenizle, bilen ellere bırakırsanız ve bu arada kendinizi içinde bulunduğunuz “megaloman” lıktan kurtarır, zamanınızı boş geçirmeyip tarih ve devlet yönetimi konularında size ders verecek (yalaka değil) –az sayıda kalan yaşlı BİLGE KİŞİ henüz hayatta iken- gidip onlara danışırsanız, onlarla konuşarak kendinizi yetiştirirseniz, millet bu iyiliğinizin altında kalmaz, size ilerde devleti yine emanet eder. Aksini yaparsanız iyi biliniz ki, gittiğiniz yol Türkiye’nin hayrına bir yol değildir.
Ortalığı berbat ederseniz, sizler belki Talât Paşa, Cemal Paşa, Enver Paşa ve Vahidettin gibi, belki başka ellerde sığınacak bir kucak bulursunuz ama, halkımızın son durağı, içinde yaşadığımız MİLLİ MİSAK SINIRLARIDIR.”
Allah Türkiye’nin yardımcısı olsun. 
Bilgi Notu; Paşalar umduklarını dışarılarda bulamadıkları gibi, üçü de ermeni kurşunlarıyla öldürüldüler. Vahidettin ise yokluk içinde öldü.


25 Mart 2007  18:53:34 - Okuma: (869)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik