Yazı

Ayasuluk Kalesi –III-
Ayasuluk Kalesi –III- 

Asil S. Tunçer

Selçuk’ta Bir Kültür Mirası ve Turistik Değer.

 Şirince’den inerken Selçuk’a iyice yaklaştığınız anlarda artık Selçuk Kalesi en görülesi manzarasıyla karşınızda durur. Bu görüntü fotoğraf meraklıları için en güzel pozlardan biridir. Kale’de kendisi kadar değerli beş değerli yapı daha vardır. Bunlardan ilki hemen girişte solda yer alan, Batı Sarnıçlarıdır. Doğudakilere nazaran daha küçüktür. Buradaki sarnıçların hemen hepsi toplama ve oluklardan sızan sularla beslenen sarnıçlardır. Bizans Dönemi’nde sıkça kullanılmışlardır. Bu sarnıçların 1800’lü yıllarda askerlerin lüle çektiği yerler olduğu sarnıç kazılarında ele geçen kullanılmış lüle parçalarından anlaşılmıştır. Ne kadar ilginç değil mi?

 
İç Kale’deki Aydınoğulları Beyliği’ne ait sarnıçlar toplam beş adettir. Bazilika sarnıçla beraber ikisi batı kapısı yanında, diğer ikisi de doğu kapısı yanında bitişik olarak inşa edilmişlerdir. İç kısımları kuvvetli bir harçla sıvanmış, üstü taş tonozla örtülü olan sarnıçlar, İç Kale’nin su ihtiyacını yağmur sularını biriktirme yoluyla karşılamaktaydı.
 
Bu dönemden hemen evvelki Bizans Dönemi’ne ait sarnıçlardan da bahsetmek gerekirse öncelikle mimari yapılarının farklı olduğunu söylemeliyiz. Doğu girişinin kuzeyinde, sur duvarına bitişik olan bu sarnıç yere gömülü olup İstanbul’daki sütunlu ve basık kubbeli sarnıçlarla paralel benzerlik gösterir. Dört adet sütunla iki bölüme ayrılmış ve üzeri basık kubbelerle kapatılmış sarnıç kale içindeki Bizans Dönemi’ne ait yapılardandır.Yine yağmur suları ile beslenen bu sarnıcın da duvarları horasan harçla sıvalıdır.
 
İleri doğru yürürsek bu sefer önümüze 2007 ve 2008 yılı kazılarında ortaya çıkarılan güney teras evleri çıkar ki bu ada Kale Camii’nin güneydoğusunda yer alır. Evlerin güney ve batısını Arnavut kaldırımlı, taş döşemeli yol sınırlar. Ada şeklindeki bu alanda toplam 15 odadan oluşan 3 ev açığa çıkarılmış. Pek emin değilim  ama daha sırada çıkarılmayı bekleyen yapılar var sanırım… Evlerin iki katlı olduğu üst kattaki odaların yaşama alanı, alt katların ahır ve depo olarak kullanıldığı tahmin edilmekte.
 
Sola dönelim ve şu muhteşem yapıyı tanıyalım. Kale Camii’nin yakınında bulunan A Evi altı odadan oluşmakta. Yine altı odadan oluşan B evinin bazı harçlı duvarları Bizans Dönemi’ne tarihlenmiş ama yoğun kullanım Aydınoğulları ve Osmanlı dönemine ait. Doğudaki C Evi de üç odadan oluşmakta olup doğusundaki odada bulunan çok sayıdaki nal, bu katın ahır olduğunu kanıtlar. Bu evler Evliya Çelebi’nin 1671 yılında gördüğü evlerden bir bölümüdür ve asker ailelerine aittir.
 
Bu yapı grubunun tam karşısında ise Ayasuluk Kalesi’nin ve belki de yerleşkesinin ilk camisi yer alır. Kalenin, Güney terası üzerindeki tek kubbeli yapısı kısmen sağlam kalabilmiş bu eser, kare planlı olup kübik bir harim kısmı ile kuzeybatıdaki minarenin bileşiminden oluşur. İnşa kitabesi bulunmayan ancak Aydınoğulları Beyliği’nin Ayasuluk’u aldığı yıllarda inşa edildiği tahmin edilen yapının Güney Batı kısmına daha sonra bir son cemaat yeri eklenmiş. Yapı malzemesi olarak duvarlarda bir sıra taş ve bir iki sıra tuğla almaşık duvar tekniği uygulanarak kullanılmış. Taşlar arasında dikine kullanılmış tuğlalar görülür ki insanı büyülercesine bu zamana değin korunmuş.  Duvarların içinde atkı olarak kullanılmış ahşaplar yer alır.
 
Harim bölümünün üzerindeki kubbe sekizgen bir kasnak üzerine oturmakta. Yapının beden duvarları üzerindeki restorasyonda iki sıra, kubbe kasnağı üzerinde ise tek sıra kirpi saçak yapılmış. Kubbe önce kiremit kaplıymış ama 1670 yılı gravüründe kurşun kaplı gösteriliyor. O halde esaslı bir tamir görmüş diyebiliriz. Yapının kuzey-batı cephesi tamamen sağırdır. Kuzey-doğu cephede minare ile altta ve üstte birer pencere yer alır. Güney-doğu cephesinde mihrap çıkıntısının iki yanında altta ve üstte ikişer kemerli pencere açıklığı var.
 
Caminin tam kuzey-batı köşesindeki minarenin kürsüsünün alt kısmı silindirik, üst kısmı sekizgen olarak yükselmekte. Kürsüden sonra üçgen kuşakla minare gövdesine geçilir. Cami eğimli ve yüksek bir platforma inşa edildiği için minare gövdesi fazla yüksek değil. Silindirik gövdenin alt kısmında bir bilezik yer alır. Minarenin şerefe, petek ve külah kısmı tamamen yok olmuş, ne yazık ki. Ancak şerefe altındaki bölüm harap durumda iken 2009 yılında kısmen onarılmış ve yıkılmaktan kurtarılmış. Cami 2012 yılında kabul edilen onarım projesiyle İç Kale’de bulunan küçük eserlerin sergileneceği bir galeri haline getirilecek. Ben bu caminin ama özellikle minaresinin mimari tekniğine hayranım. Bu minareye baktığınızda Türk-İslam sanatının cami mimarisinde minare yapma tekniği nedir, çok net görüyor ve özgün bir örneğine şahit oluyorsunuz. İnanın bu camiyi ve minaresini daha önce görmüş olaydım belki bu hayranlıkla sanat tarihçi olurdum. Merak ettiniz biliyorum nedir bu kadar beni büyüleyen şey? Söylemek yerine gelip görmenizi istiyorum.
 
Şimdi geldik en tepeye. Ayasuluk Kalesi’nin en üst noktasındaki Türk Dönemi’ne ait sarnıç aslında Bizans Dönemi’ne ait bir bazilikanın doğu kısmı, apsis bölümüdür. Sarnıç haline getirilirken üstü tonozla kapatılmış ve orta kısmı bir ayak ve iki kemerle desteklenmiş. Apsis’in 1 m’den biraz kalınlıktaki düzgün tuğla hatıllı taş duvarı, yapı sarnıç haline getirilirken içten altta yeni bir duvarla desteklenmiş ve bunun üzeri güçlü bir kırmızı harçla sıvanmış. Yağmur sularıyla beslenen sarnıç, yakınındaki hamamın ve kuzeyindeki bitişik çeşmenin su gereksinimini karşılıyordu. Öyle ki Kale için çok can alıcı bir yapıydı. Bu yapı ve çevresindeki diğer yapılar bize resmen zaman içinde yolculuk yaptırıyor. 
 
Burada aslında çok şey var söylenecek. Bulgular, gezginlerin notları, mimari öğeler, tahminler ve hayal dünyamız. İnanın o kadar çok söz var ki anlatıları ve aktarılası… Sabırla bekliyorum ve daha çok bulgunun elimize geçmesini, değerli Bilim Adamı ve Arkeolog Sayın Mustafa Büyükkolancı’nın burada daha uzun yıllar çalışmasına izin verilip, daha çok şeyi bulmasının ve var olanı da restore etmesinin sağlanmasını istiyorum; ondan sonra da bazı şeylerden daha emin olup sizlere çok çarpıcı şeyler fısıldayacağım. Ayasuluk Kalesi’nin bir kültür hazinesi olduğunu, kültür tarihimiz açısından çok değerli olduğunu ve Selçuk’un turizm gelirlerini arttıracağına adım gibi eminim.
 
Bu mütevazı bilim insanımızın özelliğidir; bulduğu şey, eriştiği katman veya kazdığı alan ne kadar değerli ve önemli olursa olsun, etrafına sükûnetle anlattığından, yaptığı işlerin reklamı çok olmuyor ne yazık ki. Yani yaygara koparmıyor ve insanlar da sanıyor ki, burada pek kayda değer bir şey yok. Bu yüzden halkımız yapılan ve başarılan işin ne denli önemli olduğunu pek kavrayamıyor. Şimdi size soruyorumSelçuklu hemşerilerim; Kale’yi kim, kaç kişi gezdi ve bilgi aldı? Kaç Selçuklu aile reisi yanına eşini ve çoluk-çocuğunu alıp Kale’ye çıkardı, gezdirdi? Nüfusu 35 bin olan bir kentte rahat 14-15 bin insanımızın yetişkin ve sokağa çıkabilir yaş grubunu oluşturduğunu düşünürsek en az 10 bin Selçuklunun burayı görmüş, gezmiş, olanlardan haberdar olup ilçesinin kültür değerlerine sahip çıkması beklenir. Sizce 10 bin kişi gezmiş midir? Sanmıyorum, bin kişi varsa vardır.
 
Bunu nerden biliyorum. Ana Cadde’yi gezin ne dediğimi anlayacaksınız. Selçuk’ta yol kenarları kahve ve gece kulübü doludur. Kadınlı-erkekli yolda yürüyen ve bir kültürel ortama takılan insan çok azdır. Zaten kentte eşli, gruplu etkinlikte bulunulacak yer yok gibi hemen nerdeyse. En fazla parka gidip çay içer, pişpirik oynarsınız. Parklarda ya erkekleri ya da bayan olarak memureleri görürsünüz. Selçuk’un yerlisi bir beyin eşiyle beraber Kale’ye çıkıp sonra İsabey Cami’sini gezmesini beklemek bu durumda abesle iştigaldir.
 
İlçe yöneticilerini bu konuda özeleştiriye davet ediyorum. Kentin kültürel noktalarını halkın ücretsiz veya çok cüz’i ücretle katılmaya teşvik edecek kararlar alın. Karpuza’nın neden ziyaretçisi az çünkü o fiyatlara Selçuklu oraya gitmez. Müşteri değil ziyaretçi, rant değil kültür hizmeti. Yıllardır kültür ekilmeyen kent toprağından biranda fidanların fışkırması beklenemez doğal olarak ama bir yerden de başlamak lazım. Haliyle bu kısırlık maalesef nesilden nesle aktarılmakta.Buna bir son vermek gerekiyor. Kale ve çevresini gerçekten turistik, özenli bir görünüme büründürün. Üç otobüs buradaki park yerini dolduruyor ve manevra yapamıyor. Etrafı rahatlatın; giriş-çıkışı kolaylaştırın. Efes’e el atın. Yedi Uyurlar’a da. 
 
Kale’yle çok ilgilenildiğini zannetmiyorum. Kale’yi ve Efes’i insanların gezmesini özendirin ve çekici kılın. Meryem Ana’ya kent merkezinden düzenli ulaşım olsun. Bir Selçuklu, Meryem Ana’ya rahatlıkla gitsin-gelsin. Tonla para verip taksicilere teslim olmasın. Kentinizde rantçılık değil, akılcılık egemen olsun. İşleri göstermelik değil, halkın yararına olacak şekilde kotarın. Selçuk Belediyesi, bu anlamda diğer yerlere örnek olmalıdır, zira bünyesinde Türkiye’nin belki de en can alıcı ve önemli eserlerini barındırmakta. Halka inin; halktan kopuk yaşamayın, yapay belediyecilik yapmayın. Konferanslar, sempozyumlar düzenleyin. Halka kentini, sahip olduğu mirası anlatın; farkını fark ettirin.
 

Sürecek…



18 Şubat 2015  21:41:49 - Okuma: (878)  Yazdır




İstatistik