Yazı

Nemrut’un Laneti
Nemrut’un Laneti 

Asil S. Tunçer

İki Nemrut’tan Biri

 15-20 yıl öncesine göre ulaşım belki daha kolayladıama şimdi dahaçok tahribat ve yıpranma söz konusu. Diyoruz ki turistik ziyaretler Nemrut’taki heykellere zarar veriyor. Bunun doğruluk payı var. Yalnız şunu da bilmekte fayda var. 2.000 yıldır sapasağlam bu heykellere bir şey olmadı da neden son 30 yıldır özellikle gözle görülür bir yıpranma meydana geldi. 

 
Bunu hiç düşündük mü? Bu yıpranmada ziyaretçilerin payı, onların verdiği zarar yok değil; elbette var. Heykellere tırmanıp fotoğraf çektirmek, ellemek ve sanki onlar bahçe duvarıymış gibi üstüne çıkıp cambazlık yapmak ve her taşı, her heykeli asker arkadaşına sarılır gibi yapışarak fotoğraf çektirmek. Elimizdeki teri, asidi oraya bırakmak. Ondan başka defineciler, talancılar. Doğa şartları tabi ki etken ama bir düşünün 2.000 yıldır ordalar ama bozulma, ziyan olma son 30 yıldır, hele hele 20 yıldırçok fazla. 2.000 yılın yapamadığını 20 yılda ne, kim nasıl yaptı?Oranlarsak hız korkunç: tam 100 misli.
 
Günlerin uzun olduğu aylarda günbatımı için öğleden sonra Adıyaman’dan saat 14.00 ya da mevsime ve programa göre misal Kâhta’dan saat 15.00 gibi hareket ederek Karakuş Tümülüsü, Cendere Köprüsü ve Arsemia görülüp dağa doğru tırmanılmaya başlanılır ki bu gezilere genelde günün yarısından başlanıldığından hareketler ağır ve aksak olur. Bir de işin kavurucu sıcağını hesaba katarsak. Biz rehberlerde de belirli belirsiz bir panik. Yolda bir şey olsa gün battı ve gitti; haydi buyur ondan sonra. Mutlaka ve ister istemez stres yaparsın biraz. Sabah gündoğumu ise tam bir yorgunluk ve insanın kendi kendine işkence yapmasıdır. Lokasyona göre gece 02.00 veya bilemedin duruma göre 03.00’te yola koyulursun. Kalkılır lafını etmiyorum zaten ha uydun ha uyumadın arası birşeydir bu.
 
Oysa Antiochus’un gerçek ritüeliakşamüstü güneşin batışıyla alakalıdır. Kültür ve tarih tembelliği yapıp arkeolojiyle kim uğraşacak şimdi deyip işi safi gün doğumuna bağlayarak ve bir şekilde içini de doldurarak harala gürele direk dağa çıkarsın. Bizdeki meşhur söz gibi “delinin biri kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz” ya yerli guruplara tur yapan bir acente bunu çıkardı ondan sonra önünü alabilirsen al. Sabah 08.00 civarında aşağıya inip Arsemia, Cendere Köprüsü ve Tümülüs’ü ziyaret et o uykusuzluk ve yorgunluğun üstüne. Biz Türkler daha çok güneşin doğuşundaki görsellikle ilgileniyoruz; inişte tur yerine tam gaz otel ve kahvaltı. Sonra bir yorgunluk çöker ve uykun gelir ki sorma. Taşa yatsan uyursun inan.
 
Yine de hem rehber hem yolcu güneşin doğuşunda çok yorgun olduklarından ertesi günkü turları verimsiz ve sancılı geçer. Hatta olası kazalara da davetiye çıkar. Atatürk Barajı, Balıklı Göl ve Harran’ı artık nasıl ve ne derece görürler, gezerler Allah bilir. Hele bir de başka bir saçmalık da güneş doğarken sabah sabah şarap içenler. Ya çılgınlığın da bir doruk noktası var. Bu überbir durum. Sabaha karşı tan yerine bakarak şarap içmek, boş mideye alkolü indirmek hangi akla hizmetse. Hele ertesi gün tura devam edilecekse. Diyecek sözüm yok. Ben ancak o saatte ya süt ya da çay içerim. Olmadı su.
 
Gelelim asıl konuya. Konu bu değil. İster doğuşa çık ister batışa. Hatta istersen orda kal; hem doğur hem de batır. Ayrıca ne içersen iç. Derdimiz bu değil. Sorun başka. O da şu: 1970li yıllardan 80li yıllara kadar bırakın Kahta’yı, Adıyaman’da bile otel yoktu. Nemrut için gelen turistler karavan, kamping ve ev pansiyonculuğu şeklinde konaklama ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. İlginçtir; o yılların turist rakamlarına baktığımızda bugünden sanki daha fazla o imkânlara ve şartlara göre.
 
Misafir oldukları evlerin avlularında uyku tulumuyla uyuyan turistlerden bugüne 3-4 yıldızlı otellerde konforlu odalarında konaklayan turistlere doğru şöyle bir göz attığımızda ortaya artan hizmet ve yükselen kalitesi ile ters orantılı olarak azalan kalite ve daha düşük turist profili göze çarpıyor. Bana inanmazsanız, gidin bölgede çoğu şuan profesyonel otel, restoran, acente veya taşımacılık yapan o günlerin öğrenci ve genç yaştaki kılavuz, ev pansiyoncusu, ekmek arası köfte yapan ya ailelerin çocukları ya da bizzat kendileri bugün sektörün tam orta yerindekilere sorun.
 
Bir de bunun yanında bizim giden, kaybolan ve bir daha geri gelmeyecek Nemrut Milli Parkı içindeki kültür varlıklarımız, eserlerimiz var. Yiten kalite, fırsat ve olanaklara nazaran azalan sayı vedüşen profillere nazaran… En kötüsü yok olmaya ramak kalmış bir Nemrut. Telafisi yok. Geri getirebileceğiniz bir şey değil. Öyleyse ne yapmak lazım, onu düşünelim. Tarzımız gereği sadece sorunu dile getirip, soruyu sormak değil işimiz. Beraberinde çözümü de getirmek veya çözümleri sıralamak. Olur ya da olmaz; en azından beyin jimnastiği yapmak. Yeni ve farklı fikirlerin oluşmasını sağlamak; tartışma ortamını yaratmak.
 
Şimdi önce Nemrut adından başlayalım. Neden Nemrut demişiz, daha doğrusu diyoruz? Dünyanın 8. Harikası diye bahsediyoruz ama adı Nemrut. Yani lanetli ve kötülük dolu. Peki, gerçek adı bu mu? Hayır, değil. Bu ad ne zaman ve nasıl türetildi? Kim çıkardı ve neden? Bu sorunun cevabını bulmak lazım. Urfa’daki Kale’de Nemrut yaşamış. Burada da Nemrut. Ahlat’taki dağ da Nemrut. Bu Nemrut acaba kim ola ki bu kadar geniş bir coğrafyada ve çok da nefret edilen bir kişi olduğu halde…
 
Buralarda hüküm sürmüş birileri veya bu yerlere hâkim bir hükümdar çok Nemrut yani kötüymüş. Öyle ki; insanların yıllarca buralara nasıl gözle baktıklarını ve ne derece nefret ettiklerini tahmin etmek çok da zor değil. Bölgenin ilerlemesini istemeyen birileri, bölgede aydınlanmak yerine cehaletten medet uman birileri, kötü güçler bu mitleri yaratmış ve bundan bir çıkar sağlamış olabilirler mi? Nemrut mitosunu kullanarak halkın inançlarını sömürmek istemiş olabilirler mi? Bu yaftalama neden hala devam ediyor? Bu adam çok mu kötüydü? Peki, hiç başka hükümdar yok muydu da tek bu adama mı tukaka yapıyoruz?
 
Diyelim o günlerde öyleymiş de bugün farklı. Hani nerde? Bu dama sayesinde para kazanılıyor ve dünya harikaları arasına girmeye namzet oluyoruz ama bakıyorum hala o içimizdeki, bilinçaltımızda yaşattığımız ve nedense söküp atamadığımız Nemrut kalıbı hala sürüyor sanırım ki Nemrutlarda durum hiç de iç acıcı değil. Dün öyleydi de bugün çok mu farklı? Acaba hala birileri bu Nemrutlama ve lanetleme işinden nemalanıyor mu? Turist gelince para gelecek ve insanlar paralanacak, elimdeki işgücü, tarladaki ırgatlıktan turizme kayacak ve insanlar Avrupalı, Amerikalı tanıyacak, gözleri açılacak, yabancı dil öğrenecek… Ve sonuçta bir kuşak, bilemedin iki kuşak sonra sen gel o adamı ırgat yap; ağanın marabası olarak kalmasını sağla. Mümkün mü? Değil.
 
Peki, buradaki aydınlanma nasıl engellenecek? Önce bu taşları kötülemek, bu dağı lanetlemek ve ardından da burada karışıklık ve terör yaratmak. Bölge dini hassasiyetleri gereği, din adamlarına kısacası şeyhe yahişıha bağlı. Bu dağ lanetlidir ve taşlar puttur, bunları gezmek ve görmek haramdır diye başlatılan kara propaganda sayesinde bu taşlara zarar veriliyor mudur? Fısıltı gazetesi etkisini gösterip yukarıdaki taşların değerini yitirmesini ve gözden düşmesine neden oluyor mu? Dağdaki heykellere dikkatli baktığımızda sanki bu heykellere taşlı, çekiçli saldırılmış gibi bir görünüm arz ediyorlar. Put kırmak yobazlıkta mevcut malum. Ayrıca terör örgütünün listesinde hep turizmi kalkındıran ve haklın refahını yükselten yerler, Türkiye’nin turistik, kültürel değerleri var. Buranın neden olmasın?
 
Sonrasında malum PKK terörü bölgede yıllarca silahlı eylemleriyle kan döktü. Allah’tan yapılan heykeller çelik gibi taş da çok fazla zayiat verilemedi yalnız kopan, kırılan ve yıkılan heykeller ne yazık ki geri döndürülemez tahribata uğradı, uğramaya devam ediyor. Ben buranın tam olarak ve gerektiğince korunduğuna inanmıyorum zaten. Koruyorsa tek Allah koruyor. Bunu size her türlü izah ederim. Nereden başlıyayım? Karakuş Tümülüsü’nde ki aslan ve kartaldan mı yoksa üstünde artık neredeyse kalmamış kayrak taşlarından mı? Arsemia’daki el sıkışma sahnelerinden mi yoksa yazıttan mı? Hierotesyon’da ki aşağıya kayan taş parçalarında mı yoksa başından beridir bahsettiğim hızla tahrip olan, yok olmasına ramak kalmış heykellerden mi? 
 
Burası Nemrutlaştırılmasın! Buranın gerçek bilimsel adı ve izahı var; adı var: Hierotesyon. Neden bilimsellik değil de ısrarla Nemrutluk? Nemrutluğu biz yapıyoruz asıl? Adam yememiş, içmemiş arkasında muazzam bir eser bırakmış ve sen bundan para kazanıyorsun. Adını dünya duyuyor. İnsanlar oluk oluk ülkene geliyorlar. Lütfen! Verseler eline bir tanesini zor yaparsın bugünkü olanaklarınla. Yapamayacağına bin şahit… Yapamıyorsun madem bari koru. Gidip üstüne yazı yazıyorsun; adını kazıyorsun. Sprey boyayla boyuyorsun. Bu ne komplekstir? Bu ne Talibanlıktır? Anlaşılmaz sanat ve tarih düşmanlığıdır?
 
Nemrut adından çok ‘Hierotesyon’. Eski günlerin ve zihinlerin yadigârı Nemrut adının bir değişikliğe gidilmemesini hayretle karşılıyorum. Bu işte bir iş var. Bunu destekleyenlerle, buraları ‘Allah’ın taşı’ görenler ve tahrip edenlerin kafa yapıları aynı. Bu homo eraktuslar tam bir vatan haini. Kafaları sadece vandallığa çalışıyor. Yoksa Antiochus kendine Nemrut demedi, değil mi? Adam dağın başına şaheser kondurmuş, iyi ya da kötü yapmış, seversin sevmezsin, iyi ki de yapmış. Bak şimdi sayesinde para kesiyoruz. Adam size bu kıyağı yapsın, siz gidin adama Nemrut deyin.
 
Bir kere çelişkinin en büyük olanı burada. Gidip bunları tahrip ediyorsunuz ve adamın lanetlediği zarar veren insanlar durumuna düşüyorsunuz ama yine de Nemrut olan o, siz ise mazlum. Yok böyle bir şey. Bu kafa önce değişmeli. Bu zihniyet, Türkiye’yi bugünlere getiren ve bizden çok şey alıp götüren bir zihniyet.Uygarlık ve çağdaşlaşmaya Nemrutlaştırmamantığıyla varamayız. Bir zaman sonra Nemrut’un lanetine gerçekten uğrarız.
 
İşe önce eğitimden başlayacak, yobaz kafaları çağdaşlaştıracağız. Bize gerçekten bilim ve fen gerekiyor. Medrese ve tekke hurafeleri değil. Tam anlamıyla çağdaş eğitim.
 
Kısacası eğitim şart!


28 Kasım 2014  22:18:14 - Okuma: (448)  Yazdır




İstatistik