Yazı

Türkiye’de Eğitim Sorunu
Türkiye’de Eğitim Sorunu 

Asil S. Tunçer

Hiç Bitmeyen Sorun, Hep Kanayan Yara

 Ülkemizin bütçe harcamalarına baktığımızda sağlığa yatırımı, sağlık harcamaları Portekiz ve Yunanistan’ın çok gerisinde. Sağlık bitmiş, eğitim de ondan beter. Hemen aklıma gelen. Onlar 10 ise biz 7. Nüfusun %15’i üniversite mezunu. %20’si lise mezunu. %60’ı ilkokul mezunu. Üniversiteye giren öğrenci sayısı 725, bir bölüme yerleşen sayı 225. Bu durumda işsiz liseli sayısı 500. Yurtdışına kaçan öğrenci 25 binin üzerinde.

 
Biz gençleri üniversiteyi kazandırmıyoruz; üniversitelere öğrenci kazandırıyoruz. Ve onlardan çok yüksek puanlar almalarını, alamama durumunda da seneye tekrar daha iyi hazırlanmalarını bekliyoruz; oysa hergelen sene geçen senden daha kötü ve zor. Sonuçta her yıl binlerce lise mezunu genci yüzüstü ve 18 yaşında aç, açıkta bırakıyoruz. Öte yandan yurtdışından gelen öğrencilere ayrılan kontenjana baktığımızda yurtdışına giderek orada okul bitirip sonra yurda dönmek sanki daha mantıklı. Çünkü baktığımızda ülkemize gelip bizde denklik alanların çoğuna bakıp gıpta etmemek elde değil. Burada gençlerimiz üniversiteye girmek için canlarını dişlerine takıyorlar ama bir de bakıyorsunuz aynı üniversitenin yabancı öğrenci da hem ücretsiz hem kredili öğrenim gören yabancı uyruklu öğrenciler var. Şimdi bu saçmalığın ve aptalca uygulamanın bir mantıklı tarafını bana söyleyin lütfen!
 
Öte yandan burada okul bitirenlere iş yok ama dışarıdan gelenlere hem denklik var hem de iş. Başka bir deyişle; yurtdışından denklik almak için ülkemize gelenlerin çoğunu bizim burada üniversite sınavına sokmuş olsaydık çoğu söz konusu fakültelere giremezlerdi bile. Bizim çocukları üniversite kapısından kovuyoruz ve onları yurtdışındaki para kesen okulların kucağına atıyoruz sonra onlardan boşalttığımız yerlere yabancı çocukları üstüne para vererek sınavsız bizde okutuyoruz. Bu budalalığın maksadı nedir?
 
Geçen yıllarda yapılan bir yabancı dil sınavında yabancı diller okulundaki okutmanların birkaçının barajı bile geçemediğini ama ikinci dilinden soruları iyi belleyerek ve sınav tekniğini çok iyi özümseyerek sınavı geçenler olduğunu duydum. Hem de bunu yaşayanların ağızlarından…Bu ve bunun gibi ayrıntıları yan yana getirince hiç değilse "şu çarpık eğitim-öğretim politikasına ben araç olmazsa araç olmayayım" demek geliyor içimden aslında ama konuyu gündeme taşımadan da duramıyorum.
 
Aslında meseleleri milletçe hepimiz çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla ortak sorunlarımızı konuşmak ve çözüm aramak zorundayız. O halde kangren olan şu eğitim ve öğretim meselelerimiz önce bir masaya yatırıp, eğri oturarak yani doğru konuşarak ve de iğneyi değil çuvaldızı kendimize batıraraközeleştiri yapma zamanı geldi. Mesela okuldan başlayalım; ne de olsa eğitim şart.Öyle değil mi? Örneğin son hatırladığım verilere göre, ülkemizde okul sayısı 67.000 (bu rakamlar biraz olsun değişmiş olabilir ama söz konusu sorunlar ortadan kalkmış değil, malum!). Doğan çocuk sayısına göre bu rakam yetersiz, bunu herkes biliyor. Eğitim-Sen’e göre öğretmen açığı ise 200.000. Bu rakamlar Doğu ve Güneydoğu’da daha korkunç. Bayburt’ta, Ağrı’da, Van’da, Mardin’de, Şanlıurfa’da ve Diyarbakır’da… Sokakları dolduran, turistlerden para isteyen, üstü başı dağınık ve ayağı çıplak onlarca çocuk.
 
Kızıltepe’nin nüfusunu söylersem bana inanmazsınız, burada bu kadar insan yaşıyor mu diye? Evet, yaşıyor. Kızıltepe bir Aydın nüfusuna sahip çünkü Batı’ya göre ortalama ev başına iki kat nüfus barındırıyor. Benim iki çocuğum var. İkincisini yapalım mı yapmayalım mı bayağı düşünmüş hatta hanımla ufaktan tartışmıştık bile. İki çocuğa bakabilir miyiz, iyi bir gelecek sağlayabilir miyiz diye… Doğu ve Güneydoğu’da iki çocuk, hiçbir şey hatta öyle ki çocuksuzolmak gibi bir şey. Adama “kısır” derler, deyim yerindeyse… Kültür öyle. Kan davası ve soy sop devam ettirme ve de çoğalma. İnançlar, gelenekler, tabular ve yüzyılların feodal yaşam biçimi; ağaya ırgat ve maraba temini, başlık parası vs.Bir de kış geldi mi altı ay kar. Adam n’apsın, evden çıkamıyor; dönüp dolaşıp karısının başına geçiyor. Adeta oyuncak, oyalanma onunkisi… Daha da saymaya gerek yok; bunları hepimiz biliyoruz.
 
Şimdiye kadar sorun bizi ilgilendiriyordu ama şimdi İngiltere’yi, Amerika’yı ve de İsrail’i ilgilendiriyor. (Sözde) Kürt Sorunu, asıl adıyla Şark Meselesi İngiltere’nin tezgâhıdır. Bölgedeki süper güç ABD ve ‘vaat edilmiş topraklar’ siyasetiyle de İsrail’in. Bugün Yahudi-Kürt orijinli Kuzey Irak oluşumu, Türkiye’nin Güneydoğusu ve hatta uzun dönemde Doğusuyla birleştirilmek isteniyor. Şimdi se Suriye patlak verdi… Osmanlı’nın buradaki coğrafyası başından beridir Britanya İmparatorluğu’na hançer gibi batıyordu. Bugün de biz mirasçıları batıyoruz bu söz konusu devletlere…
 
Kürt Devleti kuruldu kurulacak… Yakında referandum nüfus sayımı. Sonra da sayıca üstünlük ve salt çoğunluk ilkesi… Derken Kürdistan.  Bunları Avrupa’ya, dünyaya anlatamazsınız. Yıllarca hemen her ülkenin muhalif gruplarına destek vermiş bir Türkiye, kendi muhaliflerine elbette kayıtsız kalamayacak. Siz biliyor musunuz ki Kürt Sorunu dışarıda nasıl biliniyor? Sözde Kürt Meselesi, Türkiye’nin Kürtlere eziyeti, zulmü ve hatta soykırımı olarak tanımlanıyor. Kütler bağımsızlıklarını hele bir ilan etsin bakın tüm dünya onları peş peşe nasıl tanıyacak ve siz üç-beş günde karşınızda bağımsız bir Kürdistan yani sizden koparılmış bir Güneydoğu’yu nasıl bulacaksınız…
 
Ermeni, Rum diye diye bugünlere geldik. Şimdi de Kürt çıktı. 1915 olayları ve 100.yıldönümü ile bir milat ve de Sevr’in rövanşı, Lozan’ın intikamı. 2015 çok olaylara gebe. Süreç işliyor; her şey istedikleri gibi ve planlandığı gibi yürüyor. İnşallah oyunlarını bozacak ve planlarını başlarına çalacağız. Şimdi ne zamandan beridir yapmak zorunda olup da bir türlü beceremediğimiz, bugünlere sürüklenmeyi engelleyemediğimiz çok önemli ve gerekli bir politikayı, daha doğrusu uygulamayı tekrar hatırlatmak istiyorum. Aslında haykırmak istiyorum, duysunlar artık diye: Daha önceki birkaç yazımda da bahsettiğim gibi, bu ülkeye ivedilikle nüfus planlaması şart. Hatta geç bile kalındı… Bu en önemli mesele ama hiç dile getirilmiyor. Bilmiyorum ama sanırım siyasiler bu hususu tabulaştırmışlar ki kimse ağzına bile almıyor.
 
Zira orantısız artan nüfus beraberinde eğitim, sağlık, yatırım, ekonomik ve diğer sorunları getirirken bizim gibi gelişmekte olan ve hassas bir coğrafyada yaşayan insanları bu sefer bir başka sorunu yani en önemlisi olanı anarşiyi ve terörü getiriyor. Bir ülkenin önce güvenliği, sonra adaleti, daha sonra sağlığı ve en sonda eğitimi birbirini kovalayan 4 temel unsur sağlandıktan sonra diğer faktörlere geçilir. Bakalım şimdi: güvenliğimiz tam mı? Hayır, çünkü ülkede son 30 yılı aşkındır adı konmamış bir savaş, terör var. 33 yıldır PKK terörüyle yatıp kalkıyoruz. Peki, bunu engelleyecek herhangi bir adalet mekanizması var mı? Hayır, çünkü terör suçu bile yeterince ceza görmüyor, af-uf derken ölen öldüğüyle kalıyor. Sağlık var mı? Hayır, bunu haftaya ele alalım isterseniz. Son olarak eğitim ne durumda? Ehh hepimizce çok iyi bilindiği gibi ortalık ya işsiz üniversiteli kaynıyor ya da eğitilip öğretildiği halde bir şey bilmeyenle…
 
Gelelim hepsini yani hemen tüm sorunları kendi kaynağında besleyen en önemli meseleye: Plansız ve oransız çoğalmaya… Oysa çocuk yapmak dünyanın en kolay işi ama ya bakmak, büyütmek, eğitmek, yetiştirmek ve topluma kazandırmak? Nusaybinli bir işsizle konuşuyorum. Bildik sokak mitinglerine katıldığını öğrendikten sonra soruyorum; “Neden, buradaki insanlar (malum) partinin mitinglerinde ülke aleyhtarı (terör örgütü lehine) gösterilere katılıyorlar ve slogan atıyorlar?” diye… -“İş yok, açız. Parti bizi toplayıp mitinge götürüyor, para veriyor ve biz de ne derlerse onu yapıyor, nasıl isterlerse öyle bağırıyoruz” diyor.
 
Kimsenin terörle bir anılmaktan hoşnut olmadığını ama bölgedeki zor yaşam koşullarının ve tetikleyici unsurların teröre alt yapı hazırladığını söylüyor. Sonra da benden iş istiyor, yardım bekliyor. Biraz daha konuşunca da boğazı düğümleniyor ve beni köyüne götürüyor; duvarları kurşun izleriyle dolu boş okul ve sağlık ocağını gösteriyor. Sokak başlarındaki kaydırmalar üstünde oturmuş delikanlıları kastederek, -“Hocam, bunların hiçbirisinin cebinde sigara parası bile yok” diyor ve ekliyor: “-Her evde en az 7–8 hatta 9 nüfus var ama çalışan, eve ekmek getiren en fazla ya 2 ya da 3 kişi. Onlar da ekseri asgari ücretli veya altı”.
 
Mesele dağa çıkanı af yoluyla indirmek değil, daha dağa çıkmadan hatta anasının karnından çıkmadan önlem almak, sorunları bertaraf etmek, hazırlayıcı koşulları değiştirip, düzeltmek. Yıllardır Türkiye’nin demografik oranı ve dağılımı çok çarpık biçimde değişiyor, dengesizleşiyor. Özellikle hassas olan bu bölgede… Bundan yararlanmak isteyen çok olacaktır. Ellerine hazır koz verilmiştir.
 
Türkiye’de doğum oranının doğu ve güneydoğu illerinde çok yukarılarda olduğunu herkes biliyor ve nüfusun Kürt/Türk oranı sürekli arttığından bu hem o bölgelere olan yatırımları yetersiz kılıyor, hem de eğitim ve işsizlik gibi diğer alanlarda sorunları beraberinde getiriyor. Bu olumsuz gelişmenin ileride daha başka sorunları doğuracağı son günlerdeki gündemde yer alan terör ve (sözde) Kürt Sorunu başlıklarında görüldüğü gibi açıktır. Doğu’ya ve Güneydoğu’ya çok acil doğum kontrol, doğanlara eğitim ve ardından yatırım yoluyla iş lazım.
 
Sen boşluğu doldurmazsan başkası gelir doldurur. Sen çözmezsen çözecek birisi aranır ve her zaman emperyalizmin “önce dövüştür ve sonra gel, hakemlik yap barıştır, başlarında da dur” siyaseti gereğince birileri çözüm sunmaya, reçete önermeye başlar. Türkiye 50 yıldır kötü yönetiliyor. Yanlış politikaların sahipleri işbaşından giderler ama sorunları yanlarında götürmezler, arkalarında bırakırlar. Kendilerine hiçbir zaman hesap sorulmaz. Hesabı hep millet öder. Burada yaşayan bizler bu coğrafyanın çok önemli ve tek biz Türklere bırakılmayacak kadar değerli olduğunu unutmamamız lazımdır. Topraklarımızda her zaman hâkim veya söz sahibi olmaya çalışan güçler olacaktır. Dış odaklı federatif (sözde) çözümler karne olarak beceriksiz ve basiretsiz hükümetlere sunulur ve onlarda bunları uygular, böylece emperyalizmin kucağına oturulur. Ve bir zaman gelir, Sevr hortlar, kolonyal özerklikler, federasyonlar konuşulur. Türkiye’nin bir bölümünü Kürdiye yaparlar; diğer bir bölümünü Büyük Ermenistan.
 
Çok acil nüfus planlaması ve köy-kent projesi… 50 yıl önce yapamadığımızı şimdi yapma zamanı. Her yatırımın ve her aktivitenin İstanbul’da yapılması yerine bu ülkenin doğusunda, güneydoğusunda da insanlar yaşıyor diye hatırlayıp, aynı sosyo-ekonomik ve kültürel yaşamı oralara da sokmak. Onların da medeni yaşamdan nasiplerini almalarını sağlamak. Zamanın köy enstitülerinin, rahmetli Ecevit’in köy-kent projesinin devamını getirmek. Türkiye’de başta sağ partilerin büyük yanlışlarını sonra da sol partilerin kör dövüşlerinin cezasını bu ülke ve insanı çekmemeli. Tek ölüme çare yok, gerisi mutlaka çözüm bulacaktır.
 
Parçalayıcı, ayrıştırıcı, açılımcı tüm politikalara, yasalara ve uygulamalara hayır. Oylarını doğu ve güneydoğudan garantileme yoluna gidip, AB ve ABD kaynaklı politikalara soyunan politikaların önünü tıkamak, doğacak her çocuk için artan oranda harç ve büyükşehirlerde yaşam bedeli olarak artı vergi. Yoksa tüm Doğu ve Güneydoğu önümüzdeki 50 yıl içinde İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de. Ben de Ardahan’da yaşayan biri olsam ve her akşam İstanbul’u seyretsem inanın cebimdeki ilk parayla İstanbul’a otobüs bileti alırım. Sonra da “ulan! Şuna bak. Burası da Türkiye bizim oraları da Türkiye! Farka bak; resmen uçurum”, diye önce içimden bir zaman sonra da dışımdan söverim. Özellikle tüm yatırımları İstanbul’a yığmak ve her başa geçen padişahın İstanbul’a cami yaptırıp Anadolu’ya bir çivi çakmaması gibi benzeri hatalarının cumhuriyet Türkiye’sinde de yenilenmesi yerine eşit ve adaletli gelir, yatırım ve beraber kalkınma. Bizi Kurtuluş Savaşı’na hazırlayan o kötü süreci tekrar yaşamamak için akıllı olmak, rasyonel politikalar üretmek.
 
Ben neden 2 çocuğu kendime çok görüyorum da Doğu ve Güneydoğu’da 4 çocuk az sayılıyor? Sonra o çocuklar dağa çıkıyor ya da çıkarılıyor; terörist oluyor. Sonra da bizim çocuklar askere alınıyor ve Güneydoğu’ya, Doğu’ya gönderiliyor o teröristleri bertaraf etsin diye. Sonuç: TV’lerde bayrağa sarılı şehit cenazeleri; ağlayan analar. Bu kısırdöngünün bir yerinde neşter vurup ülkenin bugün belki de en büyük sonun olan terörü bitirmek hiç de zor değil. Eğer seyirci kalmaya devam edersek, böyle böyle ülkenin nasıl bitirildiğini koskoca ülkenin, Türkiye’nin göz göre göre nasıl yok edilmeye çalışıldığına tanık olacağız hepimiz.
 

Biz bu ülkenin emperyalizmin yutacağı küçük lokmalar haline getirilmeye çalışılmasına göz yummayacağız. Bütünlüğümüzü koruyacağız ki boğazlarında kalalım; bizi yutamasınlar. Bunu da ancak önce kendimizi eğiterek ve insanımıza gerçeği yani bilimi öğreterek sağlayabiliriz. Hurafelerle, dogmalarla değil.



7 Temmuz 2014  16:33:22 - Okuma: (397)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik