Yazı

Bunu, bu parti tabanı yemez
Bunu, bu parti tabanı yemez 

Ahmet Çipli

Yaşlandıkça bana bir şeyler oluyor.

 On altı yaşından beri sol ideolojiyle tanışıklığım var. İnanın yıllardır çokta okurum. Bir şeyler bildiğimi de zannederim. İşin pratiğinde de bulundum. Yıllardır da CHP üyesiyim.  Ama ben son üç dört yıldır CHP’nin ve en üstten en alta bazı CHP’lilerin ne yapmak istediklerini anlayamıyorum. Ya ben bir şey bilmiyorum ya da onlar. Hadi CHP olarak şu oldu bu oldu son yerel seçimde bir kez daha çuvalladık. Yanlış ve anti demokratik yöntemlerle bir çok yerde yanlış adaylarla seçime girdik. Ancak hala ders almamışık ki CHP  Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve yakın ekibi döndü dolaştı, bir sürü görüşmeler yaptı ve Cumhurbaşkanı "çatı adayı" olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ismini MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ilettiği toplantı sonunda ilan ediverdi. Bahçeli’ de  'Milletimiz için hayırlıdır' deyip el sıkıştılar. Bu isim benim için tam bir sürpriz oldu. Sanırım başta CHP üyeleri ve milyonlarca seçmen tarafından da böyle olmuştur. Günde sekiz yazılı medya, bir o kadar görsel medya ve onlarca sosyal medya adresini takip eden bir gazeteci olarak ben Ekmeleddin İhsanoğlu adını yeterince duymamış ve kendisini yakından tanımamıştım. Klavyenin başına geçince küçük bir araştırma yaptım ve şaşkınlığım daha da artı. Sağ olsunlar oda tv yöneticileri sesimizi duymuş ki   Edebiyatçı Demirtaş Ceyhun’un 23 Mart 2008'de Aydınlık Dergisi'ne yazdığı 'Ekmeleddin İhsanoğlu kimdir, biliyor musunuz' yazısını yayınlayı vermiş. Ben Demirtaş Ceyhun’a inanan ve güvenen bir kişilik olarak bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Okuyun ve Kılıçdaroğlu’nun tercihi konusunda fikrinizi oluşturmaya çalışın. Bence 10 Ağustos tarihinde yapılacak seçimde bunu, bu taban yemez. Gerek seçilme yöntemi olarak, gerekse adayın nitelikleri ile olan doku uyuşmazlığı nedeniyle partisinin bu tercihine biat etmez. Şahsen ben etmeyeceğim ve boş oy kullanacağım.

İşte Demirtaş Ceyhun’un o yazısından bazı bölümler ve işte Ekmeleddin İhsanoğlu :

"Bilmem, farkında mısınız? Cumhuriyet Başsavcısının AKP'nin kapatılması için dava açtığı gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül eşiyle birlikte Afrika'da gezideydi. Senegal'deydi.”

“Gerçi 1992 yılında bir anlaşma imzalanmışsa da olanaklarının sınırlılığı yüzünden dişe dokunur bir ticari ilişkimizin de bulunmadığı, gerçekten bildiğimiz kadarıyla herhangi bir turistik çekiciliği de olmayan, Atlantik kıyısındaki daha düne dek Fransız sömürgesi küçük ve fakir bu Afrika ülkesine Sayın Cumhurbaşkanı niçin gitmiştir acaba?”

TÜRKİYE'Yİ TEMSİL ETMEYE GİTMİŞMİŞ ...

“Cumhuriyet Başsavcısının, laik Cumhuriyet'in yerine bir şeriat (din) devleti kurmaya çalışmakla suçlayıp AKP'nin kapatılmasını istediği iddianamesinde de İslam Konferans Örgütü'nden bilmem söz edilmekte midir? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı da eşiyle birlikte Senegal'e meğer turistik bir amaçla değil, İslam Konferans Örgütü Liderler Zirvesi'nde Türkiye'yi temsil etmek için gitmiş. Toplantıda 2009-2014 dönemi Genel Sekreteri seçilecekmiş ve Türkiye'nin yaptığı Ekmeleddin İhsanoğlu'nun bu görevi bir dönem daha sürdürmesi önerisi İslam Konferans Örgütü Dışişleri Bakanları'nın Uganda toplantısında kabul edildiği için, Sayın Gül de meğer kulis yapmaya gitmişmiş Senegal'e. Ola ki laik Cumhuriyeti nasıl bir din devletine haline dönüştürdüklerini dosta düşmana göstermek için de, haremini yanına almış ... Senegal'de de doğrusu büyük bir başarı kazanarak, Ekmeleddin İhsanoğlu'nun İslam Konferans Örgütü Genel Sekreterliği'ni bir dönem daha sürdürmesini sağlamış.”

"LAIK DEVLET" OLDUĞUMUZ İÇİN KATILMAMIŞTIK

“İslam Konferans Örgütü de, bilindiği gibi Soğuk Savaş'ın dünyayı kasıp kavurduğu günlerde, hiç kuşku yok ki Amerikan emperyalizminin toplumları dinselleştirerek Sovyetler Birliği'ne karşı oluşturduğu Yeşil Kuşak politikasının bir parçası olarak 1969 yılında Fas'ın başkenti Rabarta düzenlenen bir toplantıda kurulmuştur. Türkiye bu toplantıya güya laik bir devlet olduğu gerekçesiyle katılmamıştır, ama Dışişlerinden bir görevli göndererek izlemiştir. Milliyetçi Cephe hükümetleri döneminde ise, önce 1975 yılında İhsan Sabri Çağlayangil Dışişleri Bakanları toplantısına katılmış, 1976'da ıstanbul'da yapılan toplantıda İslam Konferans Örgütü'ne üye olmuştur. 1984 yılında Kenan Evren Türkiye'yi ilk kez Cumhurbaşkanı düzeyinde temsil etmiş, AKP iktidarı da 2004 yılında Türkiye Cumhuriyeti adına Ekmeleddin İhsanoğlu'nun İslam Konferans Örgütü Genel Sekreteri olmasını sağlamıştır.”

MISIR VATANDAŞI

“Çünkü 12 Temmuz 2004 tarihli Nokta dergisine bakılırsa, "Atatürk'e karşı olduğu için şapka devrimi üzerine ülkeyi terk edip Kahire'ye yerleşen son şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin yardımcısı Şeyh İhsanoğlu'nun oğlu olan Ekmeleddin İhsanoğlu" 1943 yılında Kahire'de doğmuş, 1966'da Kahire'deki Ain Shams Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik-Kimya Bölümü'nü bitirmiş "bir Mısır vatandaşıdır" ve "bir süre El Ezher Üniversitesi'nde de çalışmıştır". İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nce 1995'de kendisine armağan olarak yayımlanmış Feza Günergun'un hazırladığı Osmanlı Bilimi Araştırmaları adlı kitapta verilen bilgilere göre de "Kahire'de organik kimya konusunda yüksek lisans yapan" İhsanoğlu "1970 yılında Türkiye'ye gelerek Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'ne asistan olarak girmiş, 1974 yılında organik kimya üzerine doktor yapıp, 1975 yılında gittiği İngiltere'den döndükten sonra da 1978'de Ankara Fen Fakültesi'nde organik kimya doçenti olmuştur.”

YILDIZI 12 EYLÜL'DEN SONRA PARLADI

“Gene Nokta dergisindeki bilgilere göre, "Türkiye'deki ilericilik o kadar ileri gitmişti ki Kuran'ın böylesine şiirsel bir mealinin varlığı herkes için zararlı olabilir" diyerek 1936'da İstanbul'da ölen Mehmet Akif'in "Mısır'da kaleme aldığı Kuranı Kerim'in Türkçe çevirisini" güya "vasiyeti üzerine yakıp yok ettiğini" söyleyen Ekmeleddin İhsanoğlu'nun yıldızı ise, asıl 12 Eylül darbesinden sonra birden olağanüstü parlamıştır. Daha 1980 yılında, Suudi parasıyla Kenan Evren'in Yıldız'da bir köşk bağışlayıp kurdurduğu İslam Konferans Örgütü'ne bağlı İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırmaları Merkezi (IRCICA) direktörlüğüne getirilmiştir hemen. 1984 yılında da, Kimya Doçenti iken Kültür ve Bilim Tarihi Profesörü yapılıp, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde YÖK'ün kurdurduğu "Bilim Tarihi Bölümü" başkanlığına atanmıştır. Sanki bu tarihten itibaren "Türk Kültür ve Sanatı" veya "Osmanlı Kültür ve Sanatı" terimleri yerine "İslam kültür ve sanatı" terimi planlı biçimde yerleştirilirken, "Türk-İslam sentezi" tezi de politikada egemen kılınmıştır.”

NE ZAMAN NASIL PROFESÖR OLDUĞU BELLİ DEĞİL

“Gerçekten, Sayın İhsanoğlu asistan olabilmek için ne zaman TC vatandaşlığına geçmiştir acaba? Kahire'de okuduğu üniversitenin denkliği ne zaman kabul edilmiş, "kimya doçenti" iken birden "kültür ve bilim tarihi profesörlüğü"nü hangi üniversitede, hangi çalışmasıyla kazanmıştır? Bu soruları, taaa 14 Ağustos 2000'de Cumhuriyet'te çıkan "Gerçekten Kimdir Bu Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu" adlı yazımda da sormuştum. Nasıl unuturum... İstanbul Üniversitesi Rektör yardımcısı Prof. Nur Serter de beni arayıp "teşekkür" etmiş ve "yazım üzerine Sayın İhsanoğlu'nun Üniversite'deki dosyasını getirtip incelediğini, ancak nerede ne zaman profesör olduğuna dair dosyada da bir bilgi bulunmadığını ve hemen YÖK'e yazıp profesörlük dosyasını istediğini, gelir gelmez de bir kopyasını bana göndereceğini" söylemişti. Demek, iyi saatte olsunlar buna da izin vermemişler.”

İşte ünlü aydınımız Demirtaş Ceyhun böyle anlatmış ilk kez halk oyuyla seçilecek Cumhurbaşkanı adayımızı. Gerisini de sanırım önümüzdeki günlerde CHP Milletvekili Nur Serter ve bazı Atatürkçü CHP Milletvekilleri anlatacaklardır. Tekrar edeyim ve kendimi bazılarına ihbar edeyim. BENİM OYUM BOŞ OLACAK.



24 Haziran 2014  11:13:36 - Okuma: (423)  Yazdır




İstatistik