Yazı

Zillet !
Zillet ! 

Hüseyin Taşyakan

Bu gün mevcut iktidarın sayesinde yaşamakta olduğumuz durumu anlatmak için daha uygun bir başlık bulamazdım değerli okuyucular.

 İfade anlamı itibariyle Zillet aşağılanma, hor görülme durumudur ve aslına bakarsanız AKP iktidarının elinde koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu durumu tam 12 yıldır yaşamaktadır. Demokrasi yoluyla geldikleri iktidarda ilk ve her daim birinci sırada vazife edindikleri iş sadece geçmişle hesaplaşmak, intikam almak ve özellikle de kendi saflarında olmayan insanları asimile etmek buna güçleri yetmiyorsa da; İktidar gücüyle ellerinde bulundurdukları güvenlik güçleri marifetinde zulmetmek ve illaki yine vesayetleri altına aldıkları yargı yoluyla da hayatlarını karartmak olmuştur.   

     Daha iktidar oldukları ilk günden bu yana özellikle genel başkanlarının ağzından herkesi kucaklayan bir söylem duymuş olamazsınız. Balık baştan kokar hesabı, ülkenin en tepesinde oturan adamın kustuğu kin, nefret ve intikam duygusu ile tam 12 yıldır ülkede yaşayan insanlar amansız bir çatışma içindedir.  Heleki halkın sokak hareketlerinden duyduğu korkuyla, bütün dünyanın bir araya gelip başaramadığı bir durumu RTE tek başına başarmıştır ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti' nin tarihinde hiç görülmediği kadar, bu ülkenin (özellikle AKP ile RTE yandaşı olmayanlar) vatandaşı ile yine bu ülkenin polisi, birbiriyle kanlı bıçaklı düşman gibidir.  Yaşadığımız günlerde de bu ülkenin Başbakanlık koltuğunda oturan insanın tüm olanlara,  azmettirdiği polis gücüyle hayatını kaybeden insanlara rağmen aynı kışkırtıcı konuşmalarına devam etmesine de bakarsanız eğer; Bırakın bu durumdan rahatsız olmasını, daha çok övünç duyduğunu da anlarsınız. Uyguladığı şiddet, zulüm ve ölümlere kadar varan faşizminden övünen bir insanın da kalkıp ileri demokrasi demesi kadar bir ironi, kargaların bile güleceği kadar bir komedi olamaz. Hatta Gezi Parkı eylemlerinin 1.Yıldönümü olan 31 Mayıs' ın bir gün öncesinde AKP Gebze İlçe Gençlik Kolları yöneticisi ile İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı bir polis memurunun sosyal medyadaki, Gezi olaylarının yıldönümüne ilişkin kin ve nefret dolu   ‘Vur çelik bileklerin kopana kadar, olanca kininle, nefretinle vur’ ve buna cevap olarak ‘Tayyip baba yeter ki talimatı versin. Allah için vuracağım. Biz onları sevmeyiz. Dövmem yaa, geberteceğim’ 
 şeklindeki yazışma, bu ülkede, nefretten beslenen adamların hasbelkader ülke yönetimine getirilmesinin nasıl sonuçlar doğurduğunun en büyük ispatıdır.
 
     Bu arada halkına karşı özellikle kin ve nefret duygularıyla kışkırtıp saldırganlaştırdığı polisiyle zulmeden RTE' nın Güney Doğu' daki kepazeliğe olabildiğince sessiz kalması ise bu ülkenin vatandaşları için tam bir zillettir, utançların en büyüğüdür. Zira Ülkenin batısında sırf kendisine biad etmiyor diye polis gücüyle masum insanları darp ettirip ölümlerine bile yol açarken, bu ülke toprakları dahilinde teröristlerin yol kesip kimlik kontrolü yapmalarına, daha doğrusu devleti tanımayarak o bölgede ayrı bir hükümranlık kurmalarına seyirci kalmaktadır ki; RTE' nın artık şehit gelmiyor diyerek başka mecradan göstermeye çalıştığı durumun asıl görüntüsüdür bu. Evet, söylemesi bile zilletlerin en ağırıdır ama, şehit gelmemesinin yegane sebebi, orada artık savunulacak bir devlet otoritesi olmadığı gibi, bölge fiilen PKK terör örgütünün iradesine  teslim edilmiştir. Kısacası RTE' nın batıda kan dökerek, can alarak destan yazan (!) çetin ceviz polis gücü o bölgede pamuk helva durumundadır. Askerden ise hiç medet beklemeyin zira, açılım dedikleri ihanet zincirine zeval gelmesin diye, o nu da kışlasına kilitlemişlerdir. Bu noktada ise Şırnak Valisi Hasan İPEK' in RTE' na yaranmak için yalakalıktan öte ihanet ölçüsündeki  ''Öcalan' ı takdir ediyorum şeklindeki'' açıklama, zerre kadar onuru olan her vatandaş için de utanç vesilesidir.
 
   Şimdi bu satırlara bakıp bazıları sorabilir. Bukadar zillete, utanç duyulacak durumlara düşmemize neden olmalarına rağmen o kadar oy almaları, mitinglerinde o kadar kalabalıkların toplanması nedir? Hepinizce de malumdur ki; her ne kadar kendisi kabul etmese de, RTE' nın siyaset tarzı diktatörlük, despotluk ve korku salmak üzerinedir değerli okuyucular. Bunun hiç bir şekilde lamı cimi yok ! Biz bu sualin cevabını Soma' daki maden ocağı felaketiyle ve tüm detaylarıyla öğrendik. Çalışan insanların yemek fişlerine kadar rehin alıp o mitinglere katılmadığı takdirde işinden, ekmeğinden olacağı tehdidiyle onlara şantaj yapmak bizim bile bu güne kadar bilmediğimiz bir AKP meziyetiymiş meğer. 
     Bu noktada insan merak ediyor, ''daha bu ülkenin hangi noktalarında hangi insanları ne gibi tehdit ve şantaj yoluyla mitinglerinize taşıdınız ve daha hangi ölçülerde korku ve tehdit yoluyla, hangi bölgelerdeki sandıkları ipoteğiniz altına aldınız''
    Bütün bu yaşananlar gösteriyor ki sevgili okuyucularımız, ikide bir içinde boğulduğu kin ve intikam duygusundan bir türlü kurtulamayıp bu ülkenin, devletin temelini atanlar için Hitler benzetmesi yapan kafa, aslında bizati kendisi Hitler'e rahmet okutacak kadar diktatördür. Gencecik çocuklarımızın ölümlerine yolaçan bu halk düşmanlığını dahi alkışlayanlara ise söyleyecek söz bulamıyorum zira kin, nefret ve intikam duygularından haz duyanların ruh halini tasvir bile edemiyorum kafamda. 
    Ancak alkış çalan ellerinin insan kanına bulaştığının bile farkında olmayan bu insanların, sebep oldukları felaketin ölçüsü öyle iki kelam edilip geçilecek kadar bir mesele değildir ki hiç bir şey bilmediği halde her şeyi biliyormuş gibi davranan cehalet örneği adamların bu ülkeyi yönetiyor olması, bu alkışçıların yüzünü kızartması gerektiği kadar vahim bir durumdur. 
     Ben kendi adıma, bu durumdan ötürü Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak utanıyorum, utanmayanların ise bir sağlık kuruluşuna uğramaları gerektiği kadar büyük bir problemi olduğunu söyleyeceğim ancak; Bildiğim kadarıyla  dünyada  henüz, Ar Damarı Ana Bilim Dalı  diye bir sağlık birimi geliştirilmedi sevgili okuyucularımız.
    
   Bu yazının sonunu Cumhur Başkanı Aptullah Gül' ün, oğlunun mezuniyet töreni için gittiği üniversitede Dr.Emrah ALTINDİŞ' in kendisine yönelttiği ''Türkiyede iktidar yoluyla yaşanan zulüm ve ölümlere rağmen o koltukta oturmaya, demokrasi dersi vermeye utanmıyormusunuz şeklindeki'' sorusuna a verdiği cevapta, ''Ben ölenlerin ailelerine Mecliste yaptığım konuşmada baş sağlığı diledim'' deyişiyle aklıma gelen bir fıkrayla bağlayacağım sevgili okuyucularımız zira, Bu ülkenin en tepesinde oturan adamların özürü kabahatinden büyük tavırlarıyla bizi düşürdükleri durum tam da başlıktaki gibi ağır bir zillettir.
 
   Fıkra bu ya, bir gün sarayda canı sıkılan kral vezirini huzuruna çağırır ve;
 - Bana öyle bir şey yap ki özürün kabahatinden büyük olsun. 
der. Kralın kendisini soytarı gibi kullanmak isteyişine oldukça içerleyen vezir, içten içe kurularak kralın isteğini kabul eder. Bir gün sarayın banyosundan, bornozuyla çıkmakta olan kralın göremeyeceği bir yerde saklanan vezir, onun arkasından dolanarak kralın poposuna şiddetli bir parmak sallar. Duruma oldukça hiddetlenen kral, en sinkaflı ifadelerle vezire küfretmektedir ki; Vezir ellerini ovuşturarak Kraldan şu şekilde özür diler:
  - Bağışlayın kral hazretleri, ben sizi kraliçe sultanımıza benzetmiştim.....!

  - !!!!



2 Haziran 2014  00:53:55 - Okuma: (486)  Yazdır




İstatistik