Yazı

MOMO
MOMO 

Prof. Dr. Seyhan Hasırcı

Budizm’in Küçük Bekçisi

 Momo; Dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan milyonlarca çocuktan biri, ama o çok farklı özellikleri sahip olan bir çocuk... 

İlk adı ''Birma'', sonra da ''Burma'' olan ve askeri yönetim tarafından amansız bir şekilde yönetildiği dönemde ise adı; ''Myanmar'' olarak değiştirilen Güneydoğu Asya ülkesinde yaşamını turistlere rehberlik yaparak sürdüren küçücük bir çocuk Momo...

Daha önce bu ülkeyi ilk kez ziyaret ettiğimde, buraya ilişkin bir yazı dizisi kaleme almıştım, ancak Myanmar'ı ikinci kez ziyaret etme fırsatını bulunca daha etraflıca gezmeye ve tanımaya çalıştım. Bu seyahatimde ayrıca söz konusu çocuk Momo’yu tanımanın sevincini de yaşadım.
Budizm’in Hindistan’dan çıkarak, diğer ülkeler yayılmasında Hindistan'nın yakın komşusu olan ''Myanmar'' önemli bir rol oynamıştır. Budizm’in ilginç olan yönü ise, Hindistan sınırlarına yakın olan ''Bagan'' şehrinde şekillenerek tüm ülkeye yayılmış olmasıdır. Bagan sokaklarında adım başı Pegodalar’a rastlamak mümkün. Pagoda, Budistlerin dini inançlarını icra ettikleri  önemli yapılardır. İçerilerinde bazen 5, bazen 10 ve bezende 25 hatta 50 metreye ulaşan ve büyük bir özen gösterilerek yapılmış‘’Buda’’ heykelleri bulunmaktadır.
Momo, Myanmar’ın Bagan şehrinin önemli bir pagodasının bekçiliğini yapan ve bunun karşılığında ayda sadece 20 Dolar kazanan 10 çocuklu bir ailenin 6. oğlu,  küçücük bir Budist. Küçük yaşına rağmen İngilizcesini geliştirmiş ve gelen turistlere rehberlik yaparak para kazanıyor Momo. Ailesinin bütçesine katkı sağlamaya çalışan zeki bir çocuk. Baktığında gözleri adeta ışık saçıyor ve çok parlak bir geleceğinin olduğunu gözlerinden okuyabiliyorsunuz, ancak bunun hayata geçebilmesi iyi bir eğitim alabilmesine bağlı!..
Momo’yu düşünürken aklıma birden kendi ülkemin çocukları geliyor. Hatırlıyorum...  Hem de acılı anne ve babalarının feryatlarını hissederek hatırlıyorum ve bir yandan da düşünüyorum!
 
Son yıllarda özellikle, ülkemizde çocuklar üzerinde oynanan oyunlar oldukça üzücü ve düşündürücü bir boyuta ulaşmış olup, gün geçmiyor ki, çocuklarımız istismara uğramasınlar. Bu istismarın birçok nedeninin olduğu da apaçık! Sorunun sağlıklı kişilerce daha etraflıca araştırılarak çözüme ulaştırılması gerekirken, yetkililerin sessizliklerini bozmamaları beni daha da çok üzüyor! En acı olanı da, istismara uğrayan bunca çocuk varken, bunu yapan suçluların yakalandıkları halde gerekli ve yeterli cezaya çarptırılmamaları!
 
Son zamanlarda düzenlenen yasalar bir nebze de olsa yüreğimize su serpse de; bunca süre sessiz kalınmaması gerekirdi. Yapılan düzenlemelere "yeterli" demek için ise;  vakit henüz çok erken. Bu da üzücü bir durum 
 
Ülkemizde sayısı her geçen gün artan çocuklara yönelik cinsel istismarlar belki de cinsel gelişim döneminde insanlarımıza gerekli ve önemli bilgilerin sağlıklı bir şekilde verilmemesinden kaynaklanıyor olabilir. Bu konunun; psikolog, sosyolog ve pedagoglar tarafından daha detaylı bir şekilde araştırılarak, elde edilecek verilerin toplum ile paylaşılmasına ihtiyacımız var belli ki! 
 
Çarpık yapılaşmanın sonucunda bozulan toplumsal yapı, ekonomik açıdan gelir dağılımındaki büyük uçuruma, dahası acımasız bir toplumun oluşmasına neden mi oluyor acaba? Günden güne bir uçuruma mı sürükleniyoruz hep birlikte?
 
Ortada uçuşan yalanlar, bu yalanların birileri(!) tarafından ört bas edilmesi, yakalanan faillerin ifade ve itirafları doğrultusunda, hiçbir ağır ceza görmemeleri bu konudaki çözümü her geçen gün daha da zorlaştıracağı gibi kapkaranlık yarınların da hazırlayıcısı olacağa benziyor adeta!!!  İnsanları tek susturan varlığın "para" ve yıllar geçtikçe ilişkilerin "çıkarlar" üzerine yapılanıyor olması da beni hayli üzüyor doğrusu.
 
Tekrar Momo’ya dönersek: Momo, önce  (izleri hala sürmekte çünkü hitap ederken dahi her defasında isimlerin önüne Mr. / Mrs. ekini kullanıyor) İngilizlerin sömürgesi olarak, adeta kanı emilmiş ve daha sonra da Japonların acımasız hegemonyası altında ezilmiş ve en sonunda ise  solukları kesen ve ülkede erki hala elinde bulunduran askeri bir yönetimin yaptırımları altında ezilen binlerce çocuktan biri. Momo’nun, tüm bu ezilmişliklere rağmen tek amacı; bu yaşamdan kurtularak, iyi bir eğitim almak ve önemli bir yerlere ulaşabilmek. Bu bağlamda Momo'nun tek bir engeli: Bambu ağaçlarından yapılmış küçük bir kulübede 10 kardeşle birlikte yaşamak zorunda olması. Bu yaşam Momo için hayli zor olsa da, tüm olumsuzluklara rağmen ana ocağını bir türlü bırakıp, gidemiyor, gitmek içinden gelmiyor. 
Momo ülkede bulunan bir yığın misyonerin ve bunların okul yöneticilerinin de dikkatini çekmiş. Yöneticiler hatta kendisini yatılı bir okulda burslu olarak eğitim görmesi çok defa ikna etmeye çalışmışlar onu. Ne var ki,  gel-gelelim Momo kendinde o cesareti bulup ta bir türlü‘’Evet’’ geliyorum diyememiş onlara…
Haksızda değil Momo! ‘’Ben bu küçücük yaşta annemi -babamı ve daha da önemlisi bu kadar kardeşimi terk edip nasıl gidebilirim gurbet ellere’’ diyor. Diyor, demesine ama tüm bunları bana anlatırken de gözlerinden şu ifadeleri rahatlıkla okuyabiliyorum Momo’nun; ‘’Ben buraya aitim, her şeye rağmen böylesi bir yaşam bana mutluluk veriyor , şimdilik burada kalacağım diyordu’’ adeta!
Bizim ülkemizde çocuklar tacize uğruyorlar ve öldürülüyorlar. Burada böyle bir şeye rastlamak mümkün değil! Ben duymadım ve görmedim. Bunun birkaç nedeni var kuşkusuz; Bunlardan birincisi: Bu ülkede hiçbir kimse sevgisini göstermek amacıyla da olsa bir başka kişiye ya da çocuğa dokunamaz, okşamaz ve bu durumu hiç hoş karşılamıyorlar, çocuklarda dokunulmaktan son derece rahatsız oluyorlar.


İkincisi: Budizm’in çok önemli yaşam biçimlerinden bir de; Ne kadar varlıklı olursanız olun ya da tam tersi ne kadar fakir olursanız olun, orta yolu bulmanız gereklidir. Buda’nın önemli felsefesinden biri de: ’’İnsanların hiç bir şeyi abartmadan yaşamayı amaç edinmiş olmalarıdır''.
Bunu durumu biraz daha iyi anlayabilmek için bu ülkede dillerde dolaşan ünlü bir hikâyeyi anlatmam gerekir; 
 
Siddhartha Gautama Klanı ve Sakya Kabilesi'nden bir prens olarak dünyaya gelen Buda, doğumundan kısa bir süre sonra babası Kral Suddhodana'yı bilge olduğu varsayılan bir kişi ziyaret eder. Siddhartha hakkında "Bu çocuk ya muhteşem bir kral veya muhteşem bir kutsal adam olacak" der. 
 
Siddhartha'nın ileride kral olarak yerine geçmesini arzulayan babası ise onun yaşamı boyunca acı ve ölüm gibi hayatın gerçeklerinden habersiz sarayda yaşamasına çaba gösterir. Bundan dolayı Siddhartha, hayatının ilk 29 yılını insan nefsinin arzu edebileceği her tür zenginliğin içinde yaşar. Babasının çabalarına rağmen Prens Siddharta, 29 yaşındayken ilk kez bir yaşlı insanın acı çektiğini görür. Bu olaydan sonra sarayın dışında yaptığı gezintilerde hasta bir adam, çürümüş bir ceset ve çileci bir derviş görünce hayatın acı içerdiğini farkeder ve acıyı altetmek için çileci bir derviş olarak yaşamaya karar verir.
Derviş olmak için görkemli hayatı arkasında bırakarak sarayından ayrılan Siddhartha, başlangıçta çeşitli dervişlere katılarak, onların çileci öğretilerini izler. Bu dervişler toplumdan ayrı, yoksun bir hayat sürerek; açlık ve kendine eziyet gibi çeşitli yöntemlerle nefislerini engellemeye çalışmaktadırlar. Uzun süre bu yoksun hayatı izleyen Siddhartha, bu yöntemlerin insana açlığa dayanma, hassas fısıltılar duyma, vücutta ağrı hissetmeme gibi olağanüstü ruhani güçler kazandırdığını farkeder, ancak aynı zamanda vücuduna zarar verdiğini de görür.
Siddhartha, bu yöntemlerin aradığı cevaba ulaşmasına katkıda bulunmadığını, prens olarak zenginlikler içindeki hayatında olduğu gibi tatminsizlik ve huzursuzluk yarattığına karar verir. Böylelikle çileci yaşamına son vererek anapanasati denilen "nefesi dikkatle takip etme" meditasyonunu geliştirir. 
Aydınlanmasından sonra Buda veya Gautama Buddha adını alarak öğretilerini yaymaya başlar. Hindistan'ın kuzeyini, Ganj nehri kıyılarının kutsal kenti Benares ve dolaylarını yeni felsefesini anlatarak gezen Gautama Buddha, kayıtlara göre 80 yaşında Kuşinagar'da (Hindistan) ölür.
Umarım bir daha ki ziyaretimde Momo’yu artık kararını vermiş ve daha iyi eğitim alabileceği okullarda görebilirim. Çoğu zaman çilekeş ve mütevazi olunmaya çalışılan bu hayatın sınırında yaşayan Momo, ayrılırken ısrarla harçlığından biriktirerek aldığı bir ''Bagan'' hatırasını verdi bana. 
 
Çok ama çok mağrurdu gözbebekleri...  Hani haksızda değil Budizm'in küçük bekçisi Momo!.. 20 Dolarlık aylık gelirli 12 kişilik bir ailenin çocuğu. O gururlanmayacak da ben mi gururlanacağım. Artık benim de ona her yıl ödeyeceğim bir borcum oldu. Bir daha ki sefere kalemi ele aldığımda, Momo için, ülkemdeki çocuklar için, acı çeken yürekler için "keşke'lerin, iyiki'lere dönüştüğü" yarınlara şahit olmayı umuyor ve temenni ediyorum.
 
Yolun açık olsun Momo...
 
Prof. Dr. Seyhan HASIRCI
 


24 Mayıs 2014  02:10:39 - Okuma: (475)  Yazdır




İstatistik