Yazı

1900 Yılı İngiliz Toplama Kampları-II-
1900 Yılı İngiliz Toplama Kampları-II- 

Asil S. Tunçer

İngiliz Toplama Kampları ve Türk Esirlere Yapılan Zulüm

 Esirleri kamplara doldurup ölüme terk etmek 1900lerde İngilizlerin icadıydı ve bunu Afrika’daki savaşlarda uyguladılar. Hollanda’dan kopup Afrika’ya yerleşen ilk işgalciler olan Boerlerle giriştikleri savaşta İngilizler yüzbinlerce Boer’i yani Hollandalıyı ve de yerliyi ölüme terk etti. Beyaz adamın beyaz adamla mücadelesinde olan yine Afrikalılara olmuştu. Bunu geçen haftaki yazımızda ayrıntılarıyla ele almıştık.

 
Şimdi gelelim 1905lerden 1915lere, 20lere. Dünya Savaşı’nda Mısır’da İngilizlere esir düşen Türklere. İskenderiye yakınlarındaki Seydi Beşir Usare Kampı’na tıkılan binlerce askerimize. Filistin savaşlarında esir düşen 150bin askerimizin büyük çoğunluğunu İngilizler buraya tam adıyla Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı’na doldurmuşlardı. Bu esir askerlerimizin hemen tamamı 16. Tümen’in 48. Alay’ına aitti.
 
Tarih 12 Haziran 1920. Savaş bitmiş ama kamptaki askerimizin acısı bitmemişti. Normalde esirlerin salıverilmesi gerekirken İngilizler Türk askerinin serbest bırakılması durumunda cepheye koşacağını ve tekrar karşılarına çıkıp savaşacağını biliyordu. Zira Mehmetçik yeri geldi mi 10 yıl savaştan savaşa koşar bir cepheden ötekine geçerdi. Onun onur ve namus savaşını bırakması ancak ya yaralı ya da tamamen ölmesi durumunda mümkündü.
 
Bunu iyi bilen İngilizler bu esirleri bu kamptan sağlam çıkarmamak niyetindeydi. Bunun bir formülünü bulmak gerekiyordu. İmdatlarına tercümanlık yapan Ermeniler geldi. Osmanlının dil ve tercüme dallarında çoğunlukla Ermeniler çalışırdı. Zaten hemen hepsi Türk düşmanı olan Ermeni tercümanlar tüm sözlü ve yazılı haberleşmeyi, tercümeyi maniple ediyorlar, ifadelere türlü yanlışlıklar karıştırıyorlardı. Bu yöntemle de kampın sorumlusu İngiliz subay ve askerleri esir Türklerden nefret eder hale getirdiler. Düşmanlık duygularının daha da artmasını sağladılar.
 
Nihayetinde Ermeniler İngilizlerle ortak bir çözüm buldular. O da dezenfektan olarak kullanılan havuz ve banyolarda işi bitirmek, hepsinden bir anda, kolayca kamp şartlarında kurtulmaktı. Bunun için tüm askerlerimizi içine krizol maddesi konulmuş havuzlara soktular. Daha ayağını suya sokan cayır cayır yanıyordu çünkü bu madde haddinden fazla konulmuş, aşırı yakıcı hale gelmişti. Girmek istemeyen ve direnenleri dipçik darbeleriyle ve tekmeyle havuzlara soktular. Hepsinin derisi kavruldu ama ölmüyorlardı, sadece yaralı kalıyorlardı oysa bunlardan tamamıyla kurtulmak gerekiyordu.
 
Bu sefer İngiliz komutanlar ve Ermeni tercümanların ve de sağlık görevlilerinin aklına daha parlak bir fikir geldi. O da hepsinin kafasını suya sokturtmaktı. Esir askerlerimiz buna başta direndiler ama suyun üstünü silme makineli tüfekle yaylım ateşine tutan İngiliz askerlerin zorlamasıyla bu sefer gözlerini kapatarak suya başlarını sokmak durumunda kaldılar. Ne kadar kapatsalar da yüksek dozdaki krizol göz kapaklarından içeri nüfuz ettiğinden hemen oracıkta hepsini kör etti. Evet, tastamam 15bin askerimizo anda anında kör oldu. Düşünün sadece esir eratın %10’undan bir banyoyla bu şekilde kurtulundu. Diğerleri de işkence, hastalık ve kötü muameleden zaten hayatlarını kaybetmiş ya da iş görmez hale gelmişti.
 
 
1919-1920 yıllarında Bilindiği gibi, İstanbul 1918’de İngiltere ve müttefiklerince işgal edilmiş, Osmanlı Devleti ve bürokrasisi tam bir kontrol altına alınmıştı. Bu işgal sırasında İngilizler birçok İttihat ve Terakki idarecisini, politikacıları ve fikir adamını yani aydınını tutuklayarak Malta Adası’na sürmüşlerdi.
 
Bunu başını İngilizlerin çektiği İtilaf güçleri ve Damat Ferit ve avenesi yani saray çevresi Hürriyet ve İtilaf Çevreleri istiyordu. 1919 Şubatında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın İstanbul’daki temsilcisi, Ermeni Patrikhanesi’nin de yardımıyla oluşturduğu listedeki sözde tehcir ve savaş suçlularının İngilizlere teslimini resmen talep etti.
 
Hükümet de bu iddialara karşı koymayıp 1919 Ocak sonu itibariyle 112 zanlıyı tutuklatıp o dönemin ünlü hapishanesi Bekir Ağa Bölüğü Koğuşu’na koydu.İngilizler bu Türk aydınlarını suçlamak ve mahkûm etmek için çok uğraşmışlar ve Ermeni olaylarındaki rolleri hakkında deliller aramışlardı. Ancak tüm çabalarına rağmen bu yolda Türk idarecilerini suçlayacak hiçbir belge ve bilgi ortaya koyamamışlardı. Öyle ki tüm Osmanlı arşivleri, devletin bütün dosyaları ve her türlü şahit dinleme imkânları, işgal kuvveti olarak ellerinde bulunmaktaydı ve buna rağmen ortada fiili bir suç olmadığı için sadece mahkeme soruşturma ve bahanesiyle yüzlerce yurtseveri içeride tutarak eylemsizleştirdilerve halka bir nevi gözdağı vererek korku devleti yarattılar.
 
Maalesef İngilizlerin bu zulümlerine hükümet yani padişah ve kabinesi sessiz kalmıştı. Bu tür araştırmaları, işgal altındaki diğer şehirlerde de yapmışlar ancak doğal olarak iddialarını kanıtlayacak bir belge ya da ipucuna ulaşamamışlardı. Suçlayacak bir şey bulamayınca da ABD Hükümeti’nden yardım istemişlerdi.Zaten, Malta’ya sürülenler, İngiliz işgalindeki İstanbul’da İttihat ve Terakki Partisi Hükümeti’nin yerine kurulan kukla Hürriyet ve İtilaf Partisi’nin kurduğu düzmece mahkemelerde İngiltere’nin isteği üzerine mahkûm edilmişlerdi. Bu kurgu mahkemelerden en bilineni Nemrut Mustafa Paşa Divanı’dır.
 
Söz konusu Hürriyet ve İhtilaf Partisi’nin o sıralar Hınçak ve Taşnak Partileri ile işbirliği yaptıkları da söylenmekteydi.Daha sonra 1919–1922 yılları arasında, sürgünlerin çoğu Türkiye’de TBMM Hükümeti’nin elinde tutuklu bulunan İngilizlerle değiş-tokuş yapılarak serbest bırakıldı. Kimi kaçtı kimiyse kendi imkânlarıyla yurda döndüler. Hepsi haksız yere sürgün hayatı yaşadılar ve ailelerinden, yurtlarından ve de özgürlüklerinden mahrum bırakıldılar.
 
 
Nokta Dergisi’nin Şubat 2007 16ıncı sayısında kapaktaverilen bir haber eğer yanlış hatırlamıyorsam şöyleydi:”101 yaşında ölen Kürt büyüklerinden Esat Cemiloğlu’nun itiraf mektubu- 1915 Büyük Felaketinde Kürtlerin Rolü”. Derginin editörü yazıyı manşete taşırken, “Bu haftaki kapağımızla, bir süre önce kendi aralarında kendi 1915’lerini tartışmaya başlayan Kürt aydınlarına bir zemin sunmuş oluyoruz” diyordu. Dergide anılarına değinilen Kürt Esat Cemiloğlu’nun ailesinin İngilizlerin kışkırttığı vurgulanıyor ve genç Cumhuriyeti çokça meşgul eden, Misakı Milli sınırları içinde olduğu halde Musul-Kerkük’ü kaybetmemize neden olan 1925 yılındaki Şeyh Sait Ayaklanması sonrası yaşananlar ele alınıyordu.
 
 
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında başlayıp, 1983 Paris Orly katliamına kadar geçen sürede ASALA başta olmak üzere bazı Ermeni örgütlerince yoğun bir terör kampanyası sürdürüldü. Bu süreçte 40a yakın Türk diplomatı ve yakını, insanımız hayatını kaybetti, şehit oldu. Ne ilginçtir; 1973’te başlayan olaylar 1974 Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra hız kazandı ve 1980-1984 arası çok yoğun bir sürece girdi. Toplam 180 taciz ve saldırı olayı yaşandı, dış temsilciliklerimiz basıldı, bombalandı ve görevlilerimiz, aileleri kadın çocuk demeden kurşun yağmuruna tutuldu, katledildi.
 
Ne yazık ki bu terör olaylarını engellemede aciz kalındı, görevlilerimiz korunamadı ve de katillerin çoğu ellerini kollarını sallaya sallaya cinayetleri işlediler ve sonra da serbest kaldılar. Biz yitirdiklerimizle, acılarımızla baş başa kaldık.Saldırılar sona erdi ve ASALA bitti derken bu sefer Türk Milleti’nin başına PKK musallat oldu. 1978 yılında Diyarbakır-Lice Fis köyünde kurulan örgüt yurtdışından hızla ve tam destek görerek daha kuruluşunun 2nci yılında 1980 yazında ASALA’ylayanyana gelecek, uluslararası diğer örgütlerle işbirliğine gidecektir. ASALA, PKK ile işbirliğine başlayacak, bu ortak FKÖ kamplarında ortak eğitim, lojistik destek vs şeklindeperçinleyecektir.
 
Öte yandan bakarsanız olayların gelişimine hemen hiçbiri İngiltere’de cereyan etmemiş ve mahkemelere Ermeni Sorunu tasarıları gelmemiştir. Sakın kanmayın! İnanmak istemiyorsanız 1815 Doğu Sorunu eski deyimiyle Şark Meselesi’nin çıkışına, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak ve Türkleri Avrupa Kıtası’ndan ya da daha net şekilde Balkanlardan atmak, gerekirse Anadolu’dan da söküp çıkarmak siyasetinin fikir babasına bir bakın. Öte yandan ülkesinde ve hele parlamentosunda sorun istemeyen bir ülkenin Ortadoğu’yu kan gölüne nasıl çevirdiğini, Çanakkale Savaşı’nı nasıl inşa ettiğini görmek için istihbarat örgütü yardımıyla, siyasi manevralarla adanın dışında çevirdiği dümenlere iyi bakmak ve kullandığı taşeronları, siyasileri, işbirlikçileri iyi görmek lazım. İngiltere bu. Kendisi yapmaz, ABD’yi kullanır. Gerekirse başkasını.
 
Kendilerini masa başında herhalde bir tek Lozan’da mağlup etmişiz. O da Mustafa Kemal ve İsmet Paşa gibi devlet adamlarımızın üstün dehasıyla, İngilizlerin kurnaz ve sinsi politikalarını alt eden, masada bırakan siyasetleri sayesinde. Yalnız İsmet Paşa’ya çıkarılan Ermeni ve Kürt kartlarını cebine geri sokan Lord Curzon; harapsınız, fakirsiniz, gün gelecek elimize düşeceksiniz, bizden yarım dileneceksiniz ve biz o zaman bu kabul ettiremediklerimizi, tekrar cebimizden çıkaracak ve sizleri kabule zorlayacağızdemişti. İsmet Paşa’nın inatla direttiği istekleri karşısında benzer sözler söylemişti.
 
Bakın, o gün geldi çattı. 1914… 2014; 1915… 2015 (şuracıkta 8 aydan az bir süre kaldı). ASALA yeraltında ve diaspora olarak ülke meclislerinde çalışıyor. PKK hem dağda hem düzde çalışıyor. Gündemleri Tehcir’in intikamını almak ve Mondos’u ve de Sevr’i yeniden hortlatmak. Zira Lozan’ı hiç sindiremediler. Biz iç siyasetle, seçimle ve saçma sapan gündemlerle vakit geçirirken onlar harıl harıl çalışıyor. 
 
Asıl gündemimizi biran evvel belirlememiz lazım. Kartlar yeniden çıkıyor. Lord Curzon’un dediği o gün, bugündür.


17 Mayıs 2014  23:04:02 - Okuma: (609)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik