Yazı

Ermeni Tehciri’nde Şehitlerimiz-III-
Ermeni Tehciri’nde Şehitlerimiz-III- 

Asil S. Tunçer

Diyarbakır Valisi Dr. MehmetReşit Bey

 Ermenilerin Osmanlı ülkesi ve milleti aleyhindeki çirkin emelleri fiilen sabit olmuş ve hiçbir devletin tahammül ve kabul edemeyeceği dereceyi çoktan geçmişti. Dolayısıyla Ermenilere karşı önlemler alınması bir mecburiyetti. Bunun tersi, yani Ermenilerin yaptığı hazırlıklar ve işledikleri cinayetlere karşı eli bağlı durmak, millet ve hükümet için sadece bir intihar olurdu.

 
I.Dünya Savaşı sırasında meydana gelen olayların mahiyetinin ne olduğu hususunda o dönemin Diyarbakır Valisi Dr. Mehmet Reşit Bey’in hatıra ve notlarında somut ve çarpıcı örnekler bulunmaktadır. Reşit Bey, olayların içinde yer almış, sorumlu makamlarda bulunmuş döneminin gerçekten muktedir bir mülki amiridir.
 
Ayrıca ülke sorunlarına gençlik yıllarından beri ilgi duyan ve konuyu XIX. Yüzyılın sonlarından itibaren takip eden birisidir. Ona göre mesele bütünüyle ele alındığında ancak sağlıklı değerlendirilebilir ve ancak o zaman adaletli karar verilebilir. Dolayısıyla Ermeni meselesinde sadece tehcir kararını alan ve uygulayan hükümeti veya mülki amirleri suçlayarak ve yargılayarak bir sonuca varılamaz.
 
Seferberlikten önce ve sonra, Müslüman nüfusu katlederek köylerini yakıp tahrip eden, ülkeyi parçalamak için düşmanla iş birliği yapan ve bu emellerin peşinde koşan Ermenilerin ve onların teşvikçilerinin, dini ve sivil liderlerinin en önce yargılanmaları gerekir.
 
Ayrıca mesele dar bir çerçevede değil, Ermenilerin aynı hedefe yönelen ilk girişimlerinden itibaren, olayların bütünlüğü ve kapsamı göz önünde bulundurularak ele alınmalıdır. Dr.Reşit Bey, meselenin ancak böyle bir bakışla sağlıklı çözülebileceğini savunmaktadır.
 
Ermeni göç ve iskânının gerçekleştirildiği tarihlerde Diyarbakır Valisi olan Dr. Reşit Bey, dönemin şartlarında olabildiğince olayların önünü almaya çalışmış ve Ermeni olaylarının gerçek yüzünü ortaya çıkarmış birisidir. Gençlik yıllarında Ermeni isyanlarının sert önlemlerle bastırılmasını, muhalefet duygusuyla katliam olarak tanımlamasına rağmen, sorumluluk makamına geçtiğinde meselenin gerçek yüzünü sağduyu ile görebilmiş ve değerlendirmelerini de o yönde yapmıştır.
 
Reşit Bey’in ısrarla vurgulamaya çalıştığı şey, her meselede olduğu gibi bu meselede de doğru zamanda doğru karar vermek ve uygulamaktır. Bazen gecikilmiş de olsa doğru kararın uygulanması zorunluluğu doğabilir. Ancak gecikmenin bedeli sonucu kaçınılmaz olarak etkiler ve bedeli ağırlaştırır.
 
Tehcir kararı da böyledir. Hem geçmişte hem de günümüzde tehcire yönelik eleştirilerin hemen hepsi alternatifsiz görüşlerdir. Şüphesiz trajik yanları vardır. Fakat aynı dönemde, Türklerin de mağduriyete uğradığı ve mezalim gördüğü gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.
 
Reşit Bey'in hayatı Osmanlı Devleti'nin son dönemiyle paralel olarak sıkıntılı ve karmaşık sayılabilir. Aslında bu durum Reşit Bey'e mahsus da değildir. Osmanlı'nın son yılları bütünüyle Türk toplumunun sıkıntılı ve çalkantılı yıllarıdır.
 
Reşit Bey Osmanlı'nın son yıllarına damgasını vuran Jön Türk hareketi ve İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde şahsi olarak etkili olmakla beraber fazlaca ön planda yer almamıştır. Konuşmaktansa iş yapmayı tercih eden bir uygulama adamı olduğu söylenebilir. Belki de bu yüzden pek fazla kalem oynatmamıştır. Ancak yaşadıklarını bazen notlar halinde, bazen da hatıralar halinde yazdığı gibi, ülke meseleleriyle ilgili raporlar da kaleme alınmıştır.
 
Kafkasya'nın Adigey yöresinde bir Bjeduğ köyünde doğdu (1873). Hanakhe adını taşıyan ailesi 1874 yılında Osmanlı topraklarına göç etmişti. Öğrenimini İstanbul'da Beşiktaş Askeri Rüştiyesi, Kuleli Askeri İdadisi ve Askeri Tıbbiye'de yaptı. Üniversite öğrenimi sırasında, daha sonraları Osmanlı Devletinin kaderine hâkim olacak olan "İttihat-ı Osmani Cemiyeti" (İttihat ve Terakki Partisi) adlı gizli cemiyetin kurucuları arasında yer aldı (1889).
 
 Askeri Tıbbiye'yi bitirdikten sonra doktor yüzbaşı olarak Osmanlı ordusuna katıldı ve Haydarpaşa Hastanesi’nde Zührevi Hastalıklar ihtisası yaptı. 1897 yılında devrimci faaliyetleri nedeniyle tutuklanarak Trablusgarp’a (Libya) sürüldü. On yıl süreyle buradaki sürgünlerin lideri olarak çalışmalarını sürdürdü. Sürgündeki Osmanlı basınında yayımlanan yazıları ve yazışmalarında "Çerkez Lali", "Cevri', "Şahingiray" vb. takma adlar kullanıyordu.
 
 1908 Meşrutiyetinin ilanından sonra askerlikten ayrılarak yönetim görevlerine geçti. Çeşitli yerlerde kaymakamlık, mutasarrıflık; valilik yaptı (1909-1917). Osmanlı topraklarındaki Kafkas sürgünleri tarafından oluşturulan "Çerkezİttihat ve Teavün Cemiyeti", "Şimali Kafkas Cemiyeti", "Kafkasya İstiklal Komitesi" vb. politik ve kültürel örgütlerde aktif görevler almıştır.
 
Mütareke döneminde, Osmanlı hükümetince savaş yıllarında uygulanan Ermeni sürgünü ve kırımının sorumlularından biri sayılarak tutuklandı. Tutuklu bulunduğu sırada yayınlanan "Sebat" (1919) adlı kitabıyla kendisine yöneltilen suçlamalara açıklık getirmeye çalıştı ise de bu kitap hükümet tarafından toplatıldı. Tutukevinden kaçtı, yakalanacağını anladığı bir anda kendini öldürmek suretiyle yaşamına son verdi (6 Şubat 1919).
 
Dr. MehmetReşit Bey'in küçük yaşlardan başlayarak yazdığı anılarından bir bölümü sağlığında "Cevri" takma adıyla yayınlanmıştır: "İnkılap Niçin ve Nasıl Oldu?" (Mısır 1909). Anılarındaki bazı bölümler ise ölümünden sonra yayımlanmış bulunmaktadır: "Dr. Reşit Bey ve Hatıraları" (Yakın Tarihimiz, Cilt: 3), "İttihat ve Terakkinin Kurucu Üyelerinden Dr. Reşid Bey'in Hatıraları, Sürgünden İntihara" (İzmir 1992, İstanbul 1993)...
 
Kaynak:

Yrd. Doç. Dr. Nejdet Bilgi, Dr. MehmedReşidŞahingiray'ın Hayatı ve Hâtıraları.



1 Mayıs 2014  23:11:53 - Okuma: (426)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik