Yazı

Muhteşem'e Muhteşem Kritikler
Muhteşem'e Muhteşem Kritikler 

Asil S. Tunçer

Rüstem ile Mihrimah’ın Sevişmesi mi Muhteşem Yüzyıl?

 Deniz Çakır, Şah Sultan’ı canlandırdı. Tırnakları cilalı ve tırnak uçları beyaz beyaz, kamerada görüntülendi. Şimdi Muhteşem’i yakıştı mı bu hata?

 
Vahide Gördüm; tiyatro oyunculuğuna diyeceğim yok ama gerek yaş ve gerekse olgun ve sakin oyunculuğu Hürrem karakterine hele Meryem Uzerli’den sonra hiç gitmedi. Uzerli oynadığı karaktere göre kiloluydu gerçi gerçek Hürrem’e daha az benziyordu belki ama Hürrem tarifine Vahide Gördüm (Perçin) daha durgun ve yaşlı kaldı.
 
Burada sanatçının belki de geçirdiği rahatsızlığın da etkisiyle yaşı resmen okunuyor. Adeta Kanuni’nin ablası gibi. On veya onbeş yaş daha küçük olacağına tam tersi. Vahide zaten Onur’dan 10 yaş büyük. Bu üstelik yüzlere de yansıyor maalesef. Bir de saray kadını rolü hele her türlü cilve edasıyla Süleyman’ı kendine âşık etmeyi başarmış Hürrem karakteri için Vahide Gördüm bence çok iyi oturmamış.
 
Yani Afife Hatun rolünü Deniz Çakır oynasa nasıl oynardı? Aynen onun gibi bir şey demek istediğim. Dizide şuan kadın karakterlerden tek Meltem Cumbul’un canlandırdığı Fatma Sultan karakteri iyi gidiyor. Mihrimah ise alıştığımızdan belki; kabul edilebilir.
 
Burak Özçivit diziden ayrılınca iyi bir jönünü ve genç kızların sevgilisini kaybetti. Malkaçoğlu ile iyi bir oyunculuk daha doğrusu karakter yakalanmıştı. Eksikliğini hissediyoruz, değil mi? Yani tarihi kişilik, senaryodaki rol ve oyuncunun o karaktere verdiği, verebildiği ruh. Nasıl bu kadar olay oluyor her oyuncunun rolü? Çünkü tarihi, belgesel nitelikli bir film çekiliyor da ondan.
 
Bizim insanımız az okuyan ve daha çok TV’den öğrenen, TV’yi okul gibi eğitim-öğretimde kullanan, tiyatro-sinema-konser yerine eğlence ve kültür aracı gibi gören izleyici. Bu izleyici filmde nasıl görüyorsa öyle öğreniyor ve sanıyor. O yüzden Kanuni Sultan Süleyman’ın filmini izlemek farklı. Zaten tarih danışmanlarının da üstlendiği görev bu. Yoksa onlara bir şey sorulmazdı ve dizi senaristi kafalarına göre senaryo yazardı.
 
Sokullu Mehmet Paşa hiç uymayan ve gitmeyen bir oyuncu. Adam bir kere esmer, kara sakallı-bıyıklı. Sokullu aksine daha sarışın ve oldukça uzun boyluydu. Olmamış beyler! Adam Sırp, Arap değil. Ya Sokullu’yu neden bu kadar alakasız bir karaktere büründürdünüz ki?
 
Gürkan zengin, Mimar Sinan rolüyle sadece 2 bölümde rol aldı o da; çok parlak değildi. Ya Vadi’den sonra o rol Gürkan Zengin’e gitmedi ya da biz seyirciler hala kendisini Memati olarak hatırlıyoruz. Bazen bazı roller oyuncunun üstünde kalıyor. Kemal Sunal bu olaya başka bir örnek. Ne oynadıysa oynadı ama Şaban karakteri yakasını hiç bırakmadı.
 
Diziye dönersek Mimar Sinan gibi önemli bir tarihi karakter neden dizide yok. Herkes var ama Sinan yok ve bu çok düşündürücü; can sıkıcı. Bu dizide Kanuni’den sonra Meryem’den sonra üstünde duracağınız en önemli karakterlerden biri Sinan.
 
Öte yandan Piri Reis karakterine bakın! Adam sadece devlet içinde devlet teşkilatının başı, çete reisi adeta. Yahu bu adam dünya haritası çizebilecek bilgi ve donanıma sahip ama Kanuni’nin hışmından kurtulamayıp kellesini vermiş çok önemli, tarihi bir kişilik. N’apıyorsunuz Allah aşkın?
 
Osman Gazi, Fatih, Fatih’in oğlu Bayezid (II), Kanuni ve IV. Murat nıkris yani gut hastalığından vefat ettiler. Nıkris o yılların amansız hastalıklarından. Özellikle et tüketimiyle doğru orantılı olduğundan zengin hatta kral hastalığı da deniliyor.
 
Nıkris yani gut hatalığını arttıran sebeplerin başında söylediğimiz gibi kırmızı et tüketimi en başlı sebeplerden. Kalıtsal olması bir diğer önüne geçilemez sorun. Gerçi kalıtsal olmadığını söyleyen kaynak yok değil. Ayrıca şarap tüketimi, kilo alma yani artışı, bol yağlı yeme ve tatlı ve karbonhidrat zengini besinler hastalığı arttırıyor.
 
Peki, bu hastalıktan kurtulma daha doğru riski azaltmak için ne yapmalı. Etten uzak durmalı, kilo vermeli, sebze ağırlıklı beslenmeli ve tatlı yememeli. Ayrıca az yemeli ve içki içmemeli; sadece su içmeli. Bunun bir padişah için pek uygun reçete olması beklenemez. Bu diyet kolay bir diyet değil. Yapsa yapsa Hintliler yapar herhalde.
 
Dönem Avrupası elçileri ve ajanları sayesinde saraydan haber uçuruyorlar kendi ülkelerine. Avrupa seferine çıkan ve kıtayı sallayan bir padişahın hayatı kendi ülkesi kadar hedef ulusları da o kadar ilgilendiriyor. Daha kendisi 16 yaşındayken babası Yavuz’un dedesi Bayezid’i tahtan inmeye zorlaması ve bu süreçte cereyan eden çatışmalara şahit olması ve derken padişah olması… Aynı akıbetin kendi başına da gelebileceğini öngörmemiş olamaz.
 
Taht kavgası ve kardeş katlini her dönem yaşayan hanedan, devletin bekası için taht dışında kalmış erkeklere ölümü reva görüyor ve böyle bir dönemde böyle bir düzende ardında beş şehzadeyle gezen bir sultanın kafasında, hastalandığında ve yatağa düştüğünde kim bilir kaç tilki dolaştı?
 
Şimdi böyle bir yaşam ve anlayış, böyle bir düzen ve idare ile devlet erkini elinde tutan hanedan ve padişah yönetimine bugün bile özenenler bana göre sadece bir zamanlar Bağdat’tan Viyana’ya, Kırım’dan Mısır’a dayanan sınırlarımızın ve eski gücümüzün özlemi içindeler. Yoksa sultanlığın ve monarşinin özenilecek bir tarafı yok.
 
Aslında bunu herkes biliyor ama diyemiyor ki “toprak kaybetmeye başladığımız dönemden itibaren yeteneksiz ve yetersiz padişahlarımız sayesinde bu kadar küçüldük. Atatürk olmasaydı elimizde bu kadarı da kalmayacaktı…”. Doğru değil mi?
 
Diyorlar ki bir de “bizler Fatih’in torunlarıyız”. Ya da Yavuz’un, Kanuni’nin… İyi de hanedanın nerdeyse erkek soyu tükenmek üzereyken ilaçlarla, büyülerle erkek evlat edindirilen Sultan (Deli) İbrahim’in torunları nereye gitti? Torunluk varsa o zaman Vahdettin’in veya öncesinde tahta oturmuş olan bir-iki padişahın torunları var. Zaten Fatih, Yavuz ve Kanuni ruhu bitmeseydi biz bugün hala 15 Milyon km2’de vizesiz ve imparatorluk vatandaşı olarak elimizi kolumuzu sallaya sallaya geziyor olacaktık beyler.
 
Neyse, biz diziye dönelim. Bu film Avrupa’da izleniyor. Kırktan fazla ülkede gösterimde olan ve halkımızı da Çarşamba akşamları ekran başına kilitleyen bu diziye lütfen biraz düzen. Sırf reyting uğruna olayları saptırmayalım ve insanların zihinlerini bulandırmayalım.
 
Şimdi ben çıksam desem ki “Şehzade Mustafa babasını suikasttan kurtarmıyor, böyle bir vakıa yok”, eminim ki kimse inanmaz çünkü dizide Şehzade Mustafa dörtnala gelip yalın kılıç otağa daldı ve suikastçıları bertaraf etti. Aslında tarihte böyle bir şey olmadı. Filme aksiyon katmak için yapıldı ama herkes şimdi bunu böyle bildi, öğrendi.
 
Filmin senaristinden yönetmenine bunun bir normal dizi olmadığını tekrar hatırlatmakta fayda var. Bunu neden söylüyorum? Çünkü Rüstem ile Mihrimah’ın sevişme sahnesini seyrettikten sonra bilhassa. Haremi ve hanedanı rezil boyutlara taşımanın manası yok. Üstelik dizi zaten tavan yapmış; böyle ucuz sahnelere lüzum yok. Yapmayın, ucuza kaçmayın!
 
Öte yandan insanlar bu diziyi çoluk-çocuğuyla, anne-babasıyla birlikte izliyor. Çok kurguya imza atıyorsunuz zira haremle ilgili elde fazla veri yok ama padişahın kızıyla başveziri seviştirmek ne kadar prim yapacak? Etmeyin, eylemeyin beyler!
 
Onun yerine bilgisayar oyunlarıyla yapılan çekimleri daha kaliteli hala getirin. Çarpışma ve savaş sahnelerini daha adamakıllı çekin. Diyelim; bu dizi harbiden seyredilir. İki kişiyi milyonların gözü önünde 70’li yılların Yeşilçam’ın krizden çıkmak için çektiği üçüncü kalite seks filmlerine benzetmeyin. Bunu çok yerde yapıyorsunuz. Mirza ile Fatma Sultan’ın buluşmalarında da aynı şey oldu.
 
Daha söyleyecek çok şey var. Hata üstüne hata, olmadık kurgular ve olmadık edepsiz sahneler. Lütfen, bu diziyi aile dizisi olmaktan çıkarmayın. Çocuklarımız bu dizi sayesinde tarihi sevdiler, tarih kitapları okumaya başladılar. Şimdi ise tersi olmaya başladı.
 
Demek ki, bu konuda bu konuda hata yapıyorsunuz. Bizler de bu kusurunuzu söylemek durumundayız. Kusuru kendisine söylenmeyen adam, ayıbını hüner sayarmış ve yine kusurların en büyüğü insanın kusurundan bihaber olmasıymış.
 
Reytinginiz düştü. Diziye ilgi her geçen gün azalıyor. Bizden söylemesi. 


9 Mart 2014  23:43:17 - Okuma: (506)  Yazdır




İstatistik