Yazı

Geçmiş Zaman Olur Ki
Geçmiş Zaman Olur Ki 

Asil S. Tunçer

Tarihte 18 Ocaklar

 1778.01.18

1778 yılı Ocak ayının 18’inde İngiliz kâşif James Cook, Hawai adalarına ulaştı. Uzak Batı’da bilinmeyen kıta topraklarına ayak basan ilk Avrupalıydı. Kristof Kolomb’dan farkı ayak bastığı toprakların neresi olduğu hakkında bilgisi vardı ve Kolomb gibi Hindistan zannetmemişti. Hatırlayınız; Kristof Kolomb gördüğü yerlilere yani Kızılderililere Hintli yani Hindistanlı anlamına gelen İngilizce “Indians” demişti. Hala da öyle deniliyor.
 
Bizim Osmanlı tarihçilerinin ‘Yükselme Dönemi’ dedikleri ve çoğunlukla İstanbul’un Fethi ile başladığı kabul edilen ve genellikle II. Viyana Kuşatması'na kadar devam eden dönemde tüm Akdeniz bir Osmanlı iç denizi haline gelmişti.
 
Bir dipnot vermek gerekirse Kâtip Çelebi, imparatorluğun bu döneminin 1593'te Celâlilerin ortaya çıkmasına kadar sürdüğünü belirtirken, Naima 1683'teki Viyana bozgununu bu dönemin bitişi ve yeni bir dönemin başlangıcı olarak ilan eder. Naima'nın İbn-i Haldun'un tarih anlayışına göre yapmış olduğu bölümlendirme sonraki dönem Osmanlı tarihçileri tarafından da benimsenmiştir.
 
Akdeniz’e giremeyen daha doğrusu serbestçe dolaşamayan ve ticaret yapamayan Avrupalı denizci ve tüccarlar bu sefer gözünü Akdeniz dışından Hindistan’a ulaşmaya diktiler. Bu da zaruri olarak yeni deniz yollarını keşfini tetikledi. Yani biz Avrupalılara yeni ticaret yollarının keşfine ve yeni sömürgeler elde etmelerine, dolayısıyla sanayi devrimi yapmalarını teşvik etmiş, özetle zenginleşmelerine vesile olmuşuz.
 
1910.01.18
Günümüzde otel olarak kullanılan İstanbul'daki Çırağan Sarayı yandı. Saray, 1865 tarihinde Sultan Abdülaziz tarafından inşa ettirildi. Peki, neden inşa edildi, gerekli miydi; ona göz atalım: Dönemin hükümdarı olan III. Ahmet (1673-1736) buradaki mülkünü gözde Vezir-i Azam'ı İbrahim Paşa'ya hediye etti ve ilk yalı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından eşi, III. Ahmet’in kızı Fatma Sultan için inşa ettirdi. Kendisi burada Çırağan Şenlikleri denilen meşale şenliklerini yapıldı. Bu yüzden buraya Farsçada ışık anlamına gelen 'Çırağan' denildi.
 
Sultan II. Mahmut 1834'te bu alanı yeniden yapılandırma kararı aldı. Önce mevcut olan yalıyı yıktırdı. Yapının etrafında bulunan okul ve cami ortadan kaldırıldı ve Mevlevihane yakında bulunan bir yalıya nakledildi. Yeni saray için büyük ölçüde ahşap kullanılır gibi görünmesine rağmen esas bölümün temelinin yapımında tamamen taş kullanıldı.
 
Abdülmecit 1857'de Sultan II. Mahmut'un yaptırdığı ilk sarayı yıktırdı, batı mimarisi tarzında bir saray yaptırmayı planladı ancak 1863'te vefat ettiğinden ve parasal sıkıntılar yüzünden sarayın yapımı yarım kaldı.
 
Abdülaziz, yeni sarayın inşaatını 1871'de tamamlattı ama stil değişikliğine gidildiğinden yapılan bazı kısımlar yıkıldı ve yıkılmayan kısımlarda oynama yapılarak batı yerine doğu mimarisi stiline sokuldu. Sarayın müteahhitliğini Dolmabahçe’de olduğu gibi yine Sarkis Balyan ve ortağı Kirkor Narsisyan yaptı. Sarayın paha biçilmez ve muhteşem işlemeli ve de her biri en az 1.000 altın değerinde olan kapılarından biri Vortik Kemhacıyan'ın elinden çıkmıştı.
 
Sultan II. Abdülhamid bu kapılardan bir tanesini, onları çok beğenen dostu Almanya İmparatoru Kayzer II. Wilhelm'e armağan etmişti. Dünyanın her yanından nadide mermer, porfir, sedef gibi maddeler getirtilerek sarayın yapımı için kullanılmıştı. Yalnız sahil inşasında 400.000 Osmanlı lirası harcanmıştı. Yapımına 1863'te başlanan Çırağan Sarayı 1871'de bitirilirken 2,5 milyon altın harcanmıştı. Bu paraların çoğu Pera’daki bankerlerden alınan borçla yapılmıştı.
 
Son kez 1876 yılının Mart ayında buraya gelerek bir süre dinlenen Sultan Abdülaziz, halk arasında Beşiktaş Mevlevihane’sinin yıktırılarak saray arsasına katılmasının uğursuzluk getireceği gibi söylentiler çıkması üzerine Çırağan Sarayı'nı terk ederek Dolmabahçe Sarayı’na yerleşmişti. Sultan Abdülaziz'in yeğeni olan V. Murat, 30 Mayıs 1876'da padişah olmuş, 31 Ağustos 1876'da tahttan akli dengesini yitirdiği için indirilmiş ve bugün Beşiktaş Lisesi olarak kullanılan Harem binasına nakledilmişti.
 
Ne de olsa Osmanlı’da saray da çoktu cami de. Daha doğrusu para yoktu ama borç alınıp yine de saray yapımına tam gaz devam ediliyordu. Zira Osmanlı’nın kafası sadece ya cami ya da saray inşa etmeye çalışıyor çünkü okullarında sadece İslam sofuluğu öğretiliyordu.
 
1919.01.18
I.Dünya Savaşı sonrası barış görüşmeleri Paris Barış Konferansı'nda başladı. Avrupa'nın haritası yeniden çizildi. 32 devletin temsilcilerinin katıldığı görüşmelere, İttifak Devletleri ile savaşmış veya onlara savaş ilan etmiş devletlerdi. Konferans 18 Ocak 1919'da, yani Alman İmparatorluğu'nun kuruluşunun yıldönümü günü açıldı. Fransızlara Urfa, Antep ve Maraş verildi. Batı Anadolu başta İzmir'in işgali olmak üzere Yunan işgaline maruz kaldı.
 
Konferansın kararlarına hâkim olan devletler; İngiltere, Fransa, ABD ve İtalya ise Macaristan ile 4 Haziran 1920 tarihinde Triyanon Antlaşması imzaladılar. Bunun bizimle bir ilgisi yoktur.
 
1924.01.18
1922 yılının son günlerinde kurulan Milli Türk Ticaret Birliği’nin çatısı altında bir araya gelmiş olan İstanbul’un Müslüman-Türk ticaret kesimi, kısa bir süre sonra Türk tüccarının Avrupa ve Amerikan ticaret çevreleri ile ilişki kurması yollarının araştırılması amacıyla İstanbul’da bir dış ticaret kongresi toplamak üzere harekete geçti.
 
Düzenlenmesi düşünülen kongreye İstanbul’daki bütün Türk ithalatçılar, ihracatçılar, anonim, kolektif ve komandit şirket müdürleri, banka müdürleri, nakliye ve sigorta işletmeleri temsilcileri, iktisadi ve ticari konularla ilgili diğer kişiler davet edildi. Ancak düzenlenmek istenen dış ticaret kongresinin hazırlıklarının tamamlanamaması nedeniyle kongre 15 Ocak 1923’e ertelendi.
 
Bu arada İktisat Vekâleti’nin 1923 yılı şubat ayında İzmir’de bir iktisat kongresi toplama girişimi gündeme gelmiş İstanbul'da Milli Türk Ticaret Birliği Kongresi toplandı. Kurtuluş Savaşından sonra İstanbullu Türk tüccarlar Milli Türk Ticaret Birliği’ni kurdular. Birliğin kuruluş amacı; yabancı ekonomilerle, dış ekonomik ilişkileri sürdüren azınlıkların tasfiyesiyle meydana gelen boşluğu doldurmaktı. Milli Türk Ticaret Birliği, Ocak 1923’te Ticaret-i Hariciye Kongresi düzenlemeye karar verdi.
 
Bu arada Ankara Hükümeti bir yandan Lozan’da karşılaşılan zorlukları Türk ve dünya kamuoyuna duyurmak, diğer taraftan ekonominin çeşitli sorunlarını tartışmak üzere İzmir İktisat Kongresi hazırlıkları içerisindeydi. Milli Türk Ticaret Birliği’nin de katıldığı İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında toplandı. İzmir İktisat Kongresi’ne çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi temsilcilerinden oluşan toplam 1135 temsilci katılmıştı. Nihayetinde toplantı 19 Ocak 1924 tarihinde İstanbul’da yapıldı.
 
1927.01.18
Lozan Antlaşması Amerikan Senatosu tarafından reddedildi. ABD, I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu ile savaşan ülkelerden olmamakla birlikte Osmanlı’nın mirasından büyük pay istedi. Alamayınca da Lozan Antlaşması’nı onaylamadı. Bu kavga bir anlamda Türkiye ile ABD arasında değil ABD ile Avrupa arasındaki mal paylaşımı kavgasıdır ama sonuç bizi yakından ilgilendirmektedir.
 
1922’de Yunanlılar ve İngilizlerin zararına sonuçlanan bir savaşın küllerinden doğmuş Mustafa Kemal Türkiye’sinin Lozan’daki galibiyeti İngiliz basını ve politikası etkisindeki ABD’de şok etkisi yaratmıştı. Hâlihazırda olaylara karışmış ABD Hükümeti, kapitülasyonları geri getirmeyen, Hristiyanlara cömertçe imtiyazlar vermeyen ve bağımsız bir Ermenistan yaratılmasını önleyen bir Türkiye antlaşmasına razı olamazdı. Senato da aynı düşüncedeydi ve kendilerinde gerekçeli haklılıklarını Lozan’ı onaylamayarak dolayısıyla T.C. Hükümeti’ni tanımamakla gösterdiler.
 
1928.01.18
Çerkez Hacı Sami çetesinden 3 kişi Eminönü Meydanı'nda idam edildi. Bu kişiler Atatürk'e suikast iddiasıyla idama mahkûm edilmişlerdi. Çete Nallıhan’daki boğazda Reis-i Cumhur Mustafa Kemal ile bakanlarının geçeceği treni bekleyecekler, bombalar patlatılıp trendekiler öldürüldükten sonra da Yunanistan’dan Çerkez Ethem ve avenesi gelecek ihtilal yapacaklardı.
 
Peki, kimdi bu Çerkez Sami Çetesi? Paşabahçeli Kuşçubaşı Eşref’in kardeşidir. İmparatorluk dağılmak üzeredir, kurtarmaya soyunan birçok fedai vardır. Hacı Sami’de vatanı kurtarmak için dağlara taşlara sarılmıştır. Enver Paşa Batum’dayken Hacı Sami de yanındadır. Mustafa Kemal Anadolu’da savaşırken Enver Paşa Kafkasya’dadır.
 
Batum’da ilk günlerde Enver Paşa’yı Anadolu’ya geçmeye özendirenlerin arasındadır Hacı Sami ve çetesi. Bu olmayınca, bu kez Türkistan serüvenine sürüklenenlerin arasına karışmıştı. O da olmayınca Türkistan’dan dönüp Yunan adalarına gelmiş yapacak bir şeyi olmadığından Atatürk’e suikast düzenledi.
 
1954.01.18
Yabancı Sermaye Yasası Meclis'te kabul edildi. Bu kanun, yatırım yapılacak teşebbüsün memleketin iktisadi inkişafına yararlı olması, Türk hususi teşebbüslerine açık bulunan bir faaliyet sahasında çalışması şartıyla ve Yabancı Sermayeyi Teşvik Komitesinin kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasvibi ile Türkiye'ye ithal edilecek yabancı sermaye ve dışarıdan yapılacak istikrazlara tatbik olunur.
 
Ancak, Türkiye'ye ithal edilecek yabancı sermaye, ülke çapında tekel teşkil edecek faaliyetlerde bulunan kuruluşlarda çoğunluk hissesine sahip olamaz. Bu maddede derpiş edilen ve 8'inci madde ile kurulmuş olan "Yabancı Sermayeyi Teşvik Komitesi" bundan böyle "Komite" diye zikredilecektir.
 
Yabancı Sermaye tabiri aşağıda gösterilen şekilde takdir ve tespit olunan kıymetlerin mecmuunu ifade eder: Bu kanun mevzuuna giren bir teşebbüsün verimli bir şekilde kurulması, tevsii veya yeniden faaliyete geçirilmesi için hariçten ithal edilen, yabancı para şeklindeki sermaye, makine, teçhizat, alet ve bu mahiyetteki mallar, makina aksamı, yedek parçalar ve malzeme ile komitenin kabul ettiği sair lüzumlu mallar, lisanslar, patent hakları ve alametifarika gibi fikri haklar ve hizmetler, sermayeye karları, mal, hizmet veya fikri haklar şeklinde ithal edilen sermayenin kıymeti ve Komitede kabul edilen teşebbüs mevzuu mallar ve kıymetler olup olmadığı Komitece seçilen uzmanlarca saptanır.
 
1991.01.18
Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümete savaş yetkisi verdi; İncirlikten kalkan Amerika Birleşik Devletleri uçakları Irak'ı bombaladı. Böylece Irak’ın parçalanmasında en büyük rolü oynadı. Kuzey Irak ile ilgili daha geniş açıklamalara göz atmak isteyenler için http://www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=1931
 
2012.01.18
Suriye'ye ‘CIA' benzeri müdahale başladı. Türkiye başrolde. Suriye’deki iç savaş ve istikrarsızlığa neden olan istenmeyen olaylarda ve devlet aleyhindeki ayaklanmalara, muhalif gruplara Türkiye tam destek veriyor. Türkiye, ABD yanlısı tutumu ile dünya gündeminde sıkça yer alıyor. Suriye’ye bir savaş ilan etmediğimiz kaldı. (Nitekim yaklaşık 2,5 ay sonra basında bu yönde haberler çıktı; http://www.ntvmsnbc.com/id/25336410/
 
Suriye Türkmenleri uzun yıllar örgütlenememiş ve Türkiye’den kopuk yaşamışlardır. Organize olamamaları ve hala kendilerini tam anlamıyla ifade edemediklerinden ve de bozulan ilişkiler yüzünden Türk Hükümeti'nin intikamını Suriye, orada yaşayan Türkmenlerden çıkarmakta. Suriye genelinde Mart 2011 tarihinden 18 Ocak 2012 tarihine kadar yaklaşık 350 Türkmen hayatını kaybetti. Ayrıca Suriye hapishane ve gözetim evlerinde yüzlerce kayıp ve tutuklu Türkmen bulunmakta. Lübnan sınırına yakın iki Türkmen köyü Suriye güvenlik güçlerince bombalandı.
 
Ne oldu? Din hatta mezhep uğruna olan yine Türklere oldu. Tarihte de Yavuz-Şah İsmail arasındaki savaş buna en iyi örnektir. Türkler olaylara ve tarihlerine ve de uluslararası ilişkilerinde din ekseninden bakmak yerine Türklük ekseninden bakmayı becerebildiklerinde sorunlar çözülmeye başlayacak. Güçlü bir Türkiye ve dünyada sesini duyuran bir Türk toplumu için önce biz Türkler birleşmek ve birlikteliği korumak zorundayız. Bu anlamda ‘ben Türküm’ ve ‘Türkiyeliyim’ diyen herkesi kucaklamak gerekiyor.
 
Haydi, Türkler Elele!


4 Mart 2014  09:30:26 - Okuma: (425)  Yazdır




İstatistik