Yazı

AB ve Mülyecilerin Kabulu Meselesi
AB ve Mülyecilerin Kabulu Meselesi 

Etem Kutsigil

AB ve Mülyecilerin Kabulu Meselesi

Sevgili okurlarım;
Gazete ve TV’lerde gerek “Büyük başarı” diye duyurulan ve 13 Aralık 2013 tarihinde büyük bir törenle “”Avrupa Birliği’yle imzalanan “Geri Kabul Anlaşması”,  gerekse 1996 yılında Tansu Çiller zamanında yürürlüğe giren Türkiye-AB Gümrük Birliği anlaşması, Türkiye’ye büyük bir ulusal kayıp niteliğinde iki anlaşmadır. (Bu anlaşmaların öngördüğü örneğin “İnsan Hakları” ve “Hak ve Özgürlükler” hariç.)
Kanaatimce “Gümrük Birliği” anlaşması Türkiye’nin AB’den yediği kazıklardan ilkidir. Çünkü anlaşmanın öngördüğü “Türkiye’ye AB’ye tam üyelik hakkı verileceği”, neredeyse yirmi yıl olduğu halde, bu hak    verilmedi. Buna karşılık, 20 yıldan beri de bizi sömürüyorlar. Oysa ki, güzel Türkçemizde bir atasözü vardır. “Eşek düştüğü çukura bir daha düşmez” diye. Öyle görünüyor ki; Rahmetli İsmet İnönü’nün de zaman zaman, söylediği şu sözü bütün ekonomistlere ve Dışişleri Bakanlarımıza ezberletmek gerekecek.
“Avrupalıyla tokalaştıktan sonra parmaklarını say.”
 Ne hikmetse siyasetçilerimiz, Avrupa Birliğinin kuruluş aşamasında, gelişmekte olan ülkelere dağıttığı kredilere imrenmiş olmalılar ki, ‘AB’ye sevdalandılar. Oysa bilmeleri gerekir ki, “KLASİK SÖMÜRGECİLİK” zihniyeti, kılık değiştirmiş ve  “ekonomik işbirliği anlaşmaları”,” globalleşme” kılığına girmiş ve bu sıfatla, üye ülkeleri yıllarca SÖMÜREGELMEKTEDİRLER. Yunanistan, İspanya ve İtalya buna örnektir.
Bugünkü siyasilerin küçümsediği Atatürk zamanında Türkiye, Birleşmiş Milletler’e başvurmamış, DAVETLE BM’ye kaydolmuştur. Sonraki iktidarlar gibi AB’ye yalvarmamıştır.
Serbest Dolaşım Hakkı’na gelince; Biliniz ki, Türkiye bugünkü Avrupa Birliği’nden çok önce 1924’te Avusturya ile serbest yerleşim, serbest seyahat etme, oturma, çalışma, ticaret yapma ve mülk edinme hakkı anlaşması, 1927’de Almanya ile karşılıklı serbest seyahat, ticaret ve çalışma hakkını öngören oturum anlaşması, 1932’de İsviçre ile serbest dolaşım anlaşması imzalamıştı. Dikkat edilirse görülür ki bütün bu anlaşmalar Atatürk döneminde yapılmıştır.
Avrupa Birliği, “1964’te yürürlüğe giren Ankara anlaşmasına rağmen, halâ Türkiye ile yapmış olduğu çeşitli anlaşmaların gereğini yerine getirmemekte, sözünde durmamaktadır.” Bu yetmezmiş gibi, “havucun peşinde koşan tavşan” misali bizi oyalamakta ve işine geldikçe, yeni bir havuç göstermektedir.
40 yıldan beri Türkiye’nin gözü, yapılmış anlaşmalar gereği, hakkı olan “Vize Muafiyeti Anlaşması”nı yürürlüğe koydurmaktır.
Biz bunda ısrar ettikçe, AB nazlanmaya devam etmektedir. Sonunda şöyle bir teklifte bulunur AB: “Türkiye üzerinden Avrupa’ya gelecek göçmenlerin iadesini kabul ederseniz ve bunu ciddiyetle uygularsanız biz de, “ÜÇ BUÇUK YIL” İÇİNDE Türklerin AB’ye vizesiz girişini kabul edeceğiz”. Buna halk dilinde, “Ölme eşeğim ölme, yonca bitsin de ye” derler.
Tayyip Erdoğan da bir acayip. AB’ye:
“Yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz” dedi.
Yahu, Türkiye hamal mı ki, AB’nin yükünü taşısın... Bir Türk Başbakanı milletini Avrupa’nın hamalı yapar mı?
Bir mesele daha var:
Biz peşinen Ortadoğu ve Afrika ülkelerinin Avrupa’ya kaçak girenlerini geri alacağız. Büyük bir ihtimalle ülkelerine gönderemeyeceğiz. Mülteci kampları kurup onlara barınak verecek, besleyecek, giydirilecek, çocukları için okullar açılacak vs.vs.
Bunlara rağmen göçler önlenemezse, AB bizden vize alma zorunluluğunu kaldırmayacak.
Ve Türkiye bir “Kaçak göçmenler cenneti” olacak. Ekmek elden, su gölden, harçlık AKP’den.
İnsanın, Aziz Nesin’e hak veresi gelecek.
 
 
 
 
Yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz.” diyen Başbakan Acaba yük almaya geliyoruzdan kasıt Avrupa’nın bugüne kadar baş edemediği mülteci ve kaçak göçmen yükü müdür?”
  Türkiye üzerinden gelecek göçmenlerin iadesi şartını getirdiğine dikkat çekerek, bunun “Türkiye’nin 16 Aralık 2013 tarihinde imzalamış olduğu “Geri Kabul Anlaşması” ile 1996 yılında yürürlüğe giren Türkiye-AB Gümrük Birliği anlaşmasından sonraki, Türkiye’ye en büyük mali yükü getirecek ikinci anlaşma niteliğinde” olduğuna vurgu yaptı. Tongüç şöyle konuştu: “Başbakan Erdoğan’ın şu açıklaması da bunu teyit eder durumdadır. “AB ile vizeler kalktığında kimsenin endişesi olmasın, en küçük bir sorun yaşanmayacaktır. Yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz.” diyen Başbakan Acaba yük almaya geliyoruzdan kasıt Avrupa’nın bugüne kadar baş edemediği mülteci ve kaçak göçmen yükü müdür?”
 
Vize Muafiyeti Bahane, Geri Kabul Anlaşması Şahane
 
Saadet Partisi Mahalli İdarelerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İlyas Tongüç, söz konusu anlaşmanın getireceği bazı sakıncaları şöyle sıraladı:
“-Türkiye üzerinden geçerek AB ülkelerine giren düzensiz göçmenlerin Türkiye’ye iadeleriyle göçmen kampları oluşturulacaktır. Milyarlarca lira para harcanacaktır. Bugüne kadar kabul etmediği Kıbrıs Rum kesimini Türkiye kabul etmek zorunda kalacaktır.
 
Türkiye üzerinden, belki de başka yollarla Avrupa’ya giden tüm göçmenleri, ister Afrikalı olsun, ister Iraklı Türkiye geri alıp burada beslemek zorunda kalacak. Kendi insanlarımızın önemli bir kısmı, zaten sıkıntılarla boğuşurken, bütün Avrupa’nın masrafına dahi dayanamadığı göçmenler için Türkiye AB’nin göçmen toplama merkezi haline getirilecektir.” İlyas Tongüç, bu anlaşmaya göre Türkiye’nin, AB’nin vize sistemine uyum çerçevesinde daha önce vizeyi kaldırdığı pek çok ülkeye, AB vize uyguladığı için, vize koymak zorunda kalacağını ülkeleri de şöyle sıraladı: “Arnavutluk, Azerbaycan, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Fas, Ekvador, Gürcistan, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Kolombiya, Lübnan, Makedonya, Maldivler, Sırbistan, Ukrayna, Ürdün, Rusya, Moğolistan, Özbekistan, Peru, Tacikistan, Tunus ve Türkmenistan.” AB vize rejimine uyum çerçevesinde, Türkiye’nin halen umuma mahsus pasaportlara vize uyguladığı bazı ülkelere de vizeyi kaldırması gerekeceğini ifade eden Tongüç, bu ülkeleri; ABD, Kanada, Avustralya, Hong Kong ve Meksika olarak açıkladı.
 
Ab’ye güvenilmez, aldanılmaz!
 
Tongüç, AB’nin Türkiye’ye karşı çifte standartlı tutumunun çetelesinin uzun olduğunu belirterek, bunun en bariz örneğinin ise BM’nin sunduğu Annan Planı’nı kabul eden KKTC tarafı lehine gelişmeler beklenirken “evet” diyen Türkiye’yi değil, “hayır” diyen Güney Kıbrıs’ı AB üyesi yapması olduğunu kaydetti.
 
Tongüç, tamamen Türkiye’nin menfaatine aykırı olan bu anlaşmayı büyük bir zafer havası içerisinde millete sunmaya çalışan hükümet, dış politikadaki zafiyetlerine yeni bir madde daha koyduğunu ifade ederek, “Bu kadar mühim tarihi bir hatayı hükümet yaparken, Meclis’teki muhalefetten ses çıkmaması da hayrete mucip bir durumdur.Bu olay karşısında Saadet Partisi dışında AB’ye karşı bir tepkinin olmaması Milli Görüş’ün bugüne kadar söylediklerinde haklı olduğunu ortaya koymuştur.” şeklinde konuştu.

19 Ocak 2014  21:49:18 - Okuma: (668)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik