Yazı

Vay Akit Vay
Vay Akit Vay 

Özcan Nevres

Vay Akit gazetesi vay. Demek Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı da olurdu.

Bir de bunun nasıl olacağını açıklasalardı bari. Akitçiler tam sayfa OLMASAYDI DA OLURDU ilanını hazırlayıp yayınlarken akıllarına ikinci dünya savaşının neden olduğu babasız çocukların Alman işgaline maruz kalmış ülkelerde ne denli ağır sorunlara neden olduğunu akıllarına getirdiler mi? İkinci dünya savaşı çok gerilerde kaldı. Yakın tarihe bir göz atalım. Irak’ı işgal eden Amerika’nın işgalcileri geride kaç tane babasız çocuk bıraktı. Kimileri o geride kalan çocuklara piç diyorlar. Oysa onların babasız doğmalarında hiçbir kusurları yok. Zira anneleri ya silah zoruyla, ya da açlık yüzünden o işgalcilerle yatmak zorunda kalmışlardır. Bu yüzden bu çocuklar için kullanılacak en uygun söz kaderin mahkûm ettiği talihsizlerdir. Mustafa Kemal Atatürk Türk kadınlarını böyle bir duruma düşmelerini engellediği için mi bu kadar kızıyorlar?
Olmasaydı da olurduk sözüne daha geniş açıdan bakmak gerekir. Osmanlının son zamanındaki durumuna bir göz atalım. Yunanlılar tüm Ege’yi işgal edip Ankara’nın kapısı sayılacak Polatlı’ya dayanmıştı. İtalyanlar Akdeniz bölgesinin tamamını işgal etmişti. Gözü doymayan Yunanlılar Muğla’ya doğru ilerlemeye kalkıştıklarında İtalyanlardan ağır bir ihtar almışlardı. Menderes nehrini geçerseniz bunu savaş ilanı kabul ederiz. Bu sayede Akdeniz bölgesinde yaşayanlar Yunan zulmüne maruz kalmamışlardı. İtalyanlar ise işgal sırasında tek bir kişinin burnunu kanatmadığı gibi Türk ordusu zafere doğru ilerlerken tek kurşun dahi atmadan bölgeyi terk etmişti. Güneydoğu Fransızların, Doğu Ana dolunun bir bölümü ise Rusya’nın işgali altındaydı. Karadeniz bölgesinin büyük bir bölümünde Pontus imparatorluğunun canlandırılması tasarlanmıştı. İstanbul ise ikinci dünya savaşı galiplerinin ortak yönetimi altındaydı. Geriye ne kaldı? Ota Anadolu’nun, batı Karadeniz’in ve doğu Anadolu’nun bir kısmı kalmıştı. Peki, o kalanların bir garantisi var mıydı? Kalamazdı. Zira iştahı kabarmış olan Yunanlılar ile Ermenileri aldıkları ile yetinmeyeceklerdi. Galip ülkelere kayıtsız şartsız teslim olan ve bu gün bazı çevrelerce yüceltilmek istenen Osmanlı Padişahı Vahdettin kalmış olduğunu sandığı saltanatını korumak için her şeye razıydı. Zaten dört yüz yıl enselerinde at koşturduğumuz Avrupalılar tüm Anadolu’dan tüm Türk’leri silip süpürmek istiyorlardı. Zira Türk’ler Mete Hanın ve Atilla’nın torunlarıydı. Geçmişteki yenilgilerin tüm intikamını almak için Türk’leri geldikleri yere yani Orta Asya’ya süreceklerdi. Sürülseydik orada da atalarımızın yaşadığı gibi yaşardık diye düşünenler olabilir. Bu durumda sormak gerekir. Orada yaşayanlar gelenleri kabullenecekler miydi? Yoksa onlara karşı ülkelerini korumak için savaşacaklar mıydı? Elbet de savaşacakları. Sonuç ise orada da büyük bir yenilgi olacaktı.
Bu günkü varlığımızı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz. O, ordusu, parası ve gerekli silahı olmadığı halde azmiyle, becerisiyle, inandırıcılığıyla milis kuvvetlerini, asker kaçaklarını bir araya toplattırarak Kurtuluş Savaşını başlatmıştı. Teşkilatçı bir kimliği olan İsmet Beyi (sonradan İsmet Paşa) Garp Cephesi Komutanı ve Erkânı Umumiye reisi yani genelkurmay başkanı tayin etmişti. Birinci İnönü zaferinin ardından gelen İkinci İnönü zaferi Türk halkına moral olmuş ve güven vermişti. Bu güven sayesinde orduya katılımlar artmış ve büyük zafere hızla ilerlenmişti.
Ey Akitçiler…. Şunu iyi bilin. O devirde babasız çocuk acısını yaşamamamızı Atatürk’e ve onun yönettiği kahramanlara borçluyuz. Türk milletine büyük bir özür borcunuz var. Ama siz bu özür dilemeyi yapmayınız. Zira özür dilemenizle küçülmek istemiyoruz.
Özcan Nevres    ozcan.nevres@gmail.com

13 Kasım 2013  14:07:59 - Okuma: (2802)  Yazdır




İstatistik