Yazı

Turizmde Sağlık Sorunu
Turizmde Sağlık Sorunu 

Asil S. Tunçer

Bir Reçete Vak’ası: Clarinase

Clarinase; çoğumuz biliriz, soğuk algınlığında, burun tıkanıklığında ve önceden sinüzit geçmişiniz varsa en iyi ilaçtır. Hanımın sık yaşadığı problemdir; ara sıra benim de. Burun akıntısını başlatıp rahatlamanıza yardım eden mucizevi ilaç. Eczaneden reçetesiz satın aldığınızda fiyatı 5 TL.
 
Nereden konumuza dâhil oldu, onu anlatalım önce: Bu yaz lazım oldu, alt yoldaki eczacı arkadaşıma gittim. Ne dedi beğenirsiniz: ”Artık reçetesiz veremiyoruz adaş”.
 
Hoppala, n’olucak şimdi? Bindik dolmuşa, indik merkeze ve sağlık ocağında yazdırdık. Bu arada gidiş-dönüş 4,5 TL. Neyse geldik eczaneye %20 ve muayene ücreti toplam 4 TL; etti 9,5 TL.
 
Yaz bitti, okullar açıldı İzmir’e geldik. Tekrar aynı ilacı yazdırmam gerekti. Bu sefer eczacım “ağbi, boşuna yazdırmışsınız bu ilacı artık devlet ödemiyor” dedi. Boşuna muayene parası 3 TL ilave ilaç bu sefer bana geldi 8 TL. Enteresan olan şu: Benim bu ilacı hep fazla ödeyerek sahip olmam. Bu benim şanssızlığım değil ya da salaklığım hiç değil. Mesele, hükümetin Clarinase gibi birçok ilaçta izlediği politika. Neden her ay ilaç oran ve yüzde ile katılım oranları ile oynanıyor?  
 
Evde çocuklar merak etmiş Clarinase’ın prospektüsünü okumak istemişler ama okuyamamışlar. Hanım, yakın gözlükle de okuyamamış. Gözlerim iyidir, diye ben aldım elime ben de okuyamadım. Yazılar o kadar küçük ki, okumak imkânsız. Firma neden bu kadar küçük yazıyla bir prospektüs hazırlar ki? Hasta sinüzitten sonra göz doktoruna da gitsin gözlük alsın diye mi?
 
Biz, geçen sene doktorumun bana anlattığı ve aklımda kalan bilgiyle yine bu hafta bu ilacı kullanmaya devam ediyoruz. Şimdi reçetesiz ve ödemesiz satılacaksa çoğu kimse gidip yine kendisi eczaneden alacak. Peki, prospektüsü nasıl okuyup bilgilenecek?  
 
Laf açılmışken bizdeki ilaç prospektüslerini okumak için ya eczacı ya doktor olmak lazım. Bir yığın terminoloji ve gereksiz ayrıntı. Hepimiz biliyoruz ki bu prospektüsleri biz hastalar için değil, doktorlar için hazırlıyorlar. Elleri çantalı röprezantlar verdikleri kısa bilgiden sonra bıraktıkları tanıtım numunelerini, doktor daha sonra içinden prospektüsünü çıkarıp okuyor ve daha da bilinçleniyor.
 
Ülkemizde bilgi, en az paylaşılan ve karşımızdakinin bilinçlenmesi için kullanılır. Bu böyle gelmiş böyle gidiyor. Doktor bile muayene esnasında sizi çok az bilgilendirir. Çoğu zaman zor soru sorarsınız ve sorduğunuzun çok azını cevap olarak alırsınız. Film veya ultrasonografi çekilirsiniz, içinde nadiren yazı vardır; o da anlaşılmaz. Kan, idrar tahlilinde de aynı. Hasta bir hafta muayene olur, tahlil yapılır hatta ameliyat olur ama doğru dürüst bilgilenmez. Bilgilense bile bu yetersizdir.
 
Şimdi diyeceksiniz, oturup her hastaya brifing mi vereceğiz? Hayır! Ama en azından kan tahlilindeki koyu renkli olan değerlerin karşısındaki kısaltmaların ne anlama geldiğini, yanında çok küçük açıklamayla belirtseniz de adam vücudu üzerinde yapılan işlem ve sonuçların ne olduğunu öğrense ve bir zahmet lütfen adamcağızı başka bir hastane veya doktora gittiğinde kendisine ne yapıldı, ne sonuç alındı derdini anlatacak kadar bilinçlendirseniz…
 
İlaç prospektüsleri bu çarpıklığın çok açık bir kanıtı. Ben içeceğim ilacın, süreceğim merhemin içindeki yazıyı okuyunca ne işe yaradığını neden öğrenemeyeyim? Çok basitçe bu ilaç şu işe yarar ve şunları tedavi eder diye halkın diliyle bir-iki satır açıklama yapsanız eliniz mi kırılır? Üzerinde ‘kaşıntı ilacı’ yazan ve altında ‘kaşıntıya, kızarıklığa iyi gelir’, ‘belirtiler başlayınca bir adet ilacı tok karna bir bardak suyla için’ diye yazan bir ilaç var mı? İlaçları anlamak için yarım eczacı ve çeyrek doktor olmak zorunda mıyım?
 
Türkiye’de hasta olma da ne olursan ol. Kapıda fırça yediğin güvenlik görevlisinden kan alırken damarınızı patlatan hemşireye kadar aşağılanma ve horlanmaya maruz kalıyorsun. O yüzden insanlar bir ton para vererek özel muayenelere ve hastanelere koşuyorlar. Bunun nedeni işte bu saydıklarım. Sizi dinleyen, size nazik davranan ve size gerekli tüm açıklamaları yapan muhatapları karşılarında bulabilmek için.
 
Ne yazık ki, çoğu hastanede hala hem randevu alma/alamama problemi yaşanıyor hem de aylar sonraya randevu alıp, hastalığın kendi kendine geçmesini bekliyorsunuz. Kendimden yine örnek vereyim: Nedenini tam bilemediğim, doktorlarımın da tam bir teşhis koyamadığı ara sıra nükseden ürtiker problemim için bana ilk yazılan reçetedeki ilaç Aerius tablet. Hoş ama bu ilacın koruyucu ve tatlandırıcı yan maddelerinden biri İndigotin. Onun yan etkisi ürtiker yapması.
 
Şimdi soruyorum: Ürtiker ilacına neden ürtiker yapabilen bir madde üstelik aktif madde değil sadece yan madde… Neden bu pek de gerekli olmayan ama yan etkisi büyük bir maddeyi koyarsınız? Kaplama veya tatlandırma yapacak başka madde mi yok? Akşam bir tablet alıp yattım. Gece yarısı müthiş bir kaşıntı ve kızarıklıkla uyandım. Acilde bana antihistaminik + kortizon yapıldı ve sakinledim. Devlet Hastanesi’nden randevu almam ise yalvar-yakar 15 gün sonraya verildi.
 
Uzatmayayım: Bu süre zarfında kullandığım iğneler ile ürtikerim geçti, ya da geçti gibi davrandı ama alerji kliniğine randevu aldığım gün muayene için geldiğimde sorunum kalmadığından doktorla üç-beş sohbet hastaneden ayrıldım; yani kendi kendime iyileştiğimden boşa gitti.
 
Yaklaşık bir ay süren ürtiker ve kaşıntı yüzünden çalışamadım. Elimdeki turları ya iptal ettim ya da arkadaşlarıma pasladım. Biz rehberler serbest çalışan meslek erbapları olduğumuzdan çalışamadığımız her gün zararımıza. Yani rapor alıp, ücretli-mazeretli ücretli sayılmıyor, maaşını alamıyorsun. Tabi haliyle külliyen zarar. Maddi kaybın yanına yaşadığım sıkıntı caba. Hastasın lakin randevu alamıyorsun; daha doğrusu alıyorsun ama günlerce sonraya…
 
O da pek işe yaramıyor çünkü o zamana kadar ya iyileşiyor ya da hepten fenalaşıp, mevta oluyorsun. Diyelim ki randevu almayı başardın. Hastaneye geliyorsun, poliklinikte 4 doktor ve 350 hasta. Arada giren, tahlil sonucu gösteren veya kontrole gelen bu sayıya dâhil değil. Bunlarla beraber toplamda bir doktor ortalama 90-95 hastaya bakıyor. Nasıl bakıyor? Hiç de kolay değil.
 
Sağlık, Türkiye’nin en önemli dört sorunundan biri olup ivedilikle çözülmeyi bekliyor. Birikmiş sorunlar biryana yanlış işleyen daha doğrusu iyi işlemeyen sisteme köklü çözümler getirilmezse sorunlar dağ gibi büyüyecek ve içinden çıkılmaz bir hal alacak. İşte o zaman halimiz duman.
 
Öte yandan ülkemizde tatilde olan bir turist rahatsızlandığında kaldığı otel anlaşmalı olduğu doktor ya da kliniğini veya özel hastaneyi arıyor. Bir basit muayene olacak hastaya öyle tetkikler ve tedaviler yapılıyor ki aklınız durur. Sonra da o biçim faturalar.
 
Daha önceki bir yazımda da yazmıştım. Benim yolcumun çocuğuna özel bir hastane öyle gereksiz tetkikler yapmış ve ilaçlar yazmış ki sormayın. Aynı hastayı devlet hastanesi aciline götürdük. Üşütmeye bağlı boğaz enfeksiyonu ve sonuçta bir antibiyotik ve bir ateş düşürücü şurup, iş tamam.
 
Sanıyoruz yiyorlar ama değil. Yemiyorlar ve bir daha Türkiye’ye gelmiyorlar. Gelecek olanları da yoldan çeviriyorlar. Türk turizmi her geçen sene reel anlamda gelir kaybediyor. Bu kadar yatırım ve bu kadar çalışmaya gelen turist ve bıraktığı para belli.
 
Kuşadası’nda ben hatırlıyorum kaç tane otel kapandı ve iş merkezi oldu. 90 TL’ye her şey dâhil ile turizm oluyorsa ve 45 TL’ye Kadınlar Denizi’nde Efes turu satılıyorsa (ki girişler toplam 63 TL, hadi hepsine girmesin yine 40 TL’den aşağı değil) ve bu turizm ise ben bir şey söylemiyorum.   
 
Öte yandan turizmde onca insan kaçak ve sigortasız çalıştırılıyor. Sigortalı çalıştırılan eleman sayısı çalıştırılmayana oranla belki onda bir. Abartmıyorum sahiden öyle. Otelde kâğıt üzerinde görülen eleman, acentelerin ofis elemanları ve restoranların daimi garsonları ile şefleri dışında sigorta olayı pek işlemez.
 
Son yıllarda yine bir nebze, eskiden hele hiç işlemezdi. Bütün yaz insanlar çalıştırılır ama bir ya da iki ay çalışır gösterilirdi. Benim belgemi kullanan acente benim sigorta primlerini yatırmamış ama acente tıkır tıkır işlemişti ve kimse sormamıştı “arkadaş senin sorumlu müdür nerde” diye…
 
Neyse, bu anlattıklarımı zaten herkes en az benim biliyor hatta belki de fazlasını bizzat yaşıyor. Ne diyelim! Böyle gelmiş böyle gider. Her zaman dediğimiz gibi “her şeyin başı sağlık!” demekten başka şimdilik diyecek bir şeyimiz yok.
 
Sağlık Olsun! Geçmiş Olsun!

7 Kasım 2013  13:14:04 - Okuma: (1096)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik