Yazı

Kadın Bedeni Süstür.
Kadın Bedeni Süstür. 

Özcan Nevres

Bunu söyleyen sözüm ona bir din adamıdır.

Üstelik bu adam ilahiyat profesörüdür. Ey Türk kadını bu sözleri özenle zihnine kaydet ki her zaman siz kadınlara nasıl bir oyun oynanmak istendiğimi hiç unutmayasınız. Bir zamanlar Afganistan’ı Muhammed Zahir Şah yönetiyordu. Muhammet Zahir Şah Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’sini örnek almıştı. Bu nedenle Türkiye ile sıkı bir iş birliğine girmişti. Bu nedenle Mustafa Kemal’in gönderdiği subaylarla, öğretmenlerle Afganistan’da büyük bir eğitim seferberliği başlatılmıştı. Ne yazık ki çağdaşlığı hazmedemeyen dinciler yaptıkları bir darbeyle kralın ülkesini terk etmesine neden olmuşlardı. O günden bu güne Afganistan’da kanlı olaylar sürüp gidiyor. Din adına korkunç cinayetler işleniyor. Ülke içine düştüğü kaostan bir türlü kurtulamıyor. Günümüzde burka giymek zorunda olan Afgan kadınları tek başına sokağa çıkamıyor. Yani orada kadınlar esir muamelesi görüyorlar. Görünen o ki bazı kırılasıca kafalar ülkemizin özgür kadınlarını Afgan kadınlarına benzetmek istiyorlar. Türk kadınları gözlerini açmazsa kendilerine oynanmak istenen oyunu fark etmezse, bu gün türban derken yarın burka giyiminin gelmeyeceğine hiçbir kimse garanti veremez. Eğer özgürlüklerini bir kaptırırlarsa yeniden Özgürlüklerine kavuşmak için yeni bir Mustafa Kemal Atatürk gerekir. Onun gibi bir liderin gelme olasılığı olmadığından Türk kadınları da Afgan kadınları gibi köle muamelesi göreceklerdir. Tek başlarına sokağa çıkamayacaklar. Oy kullanamayacaklar. Okuyamayacaklar ve hiçbir şekilde iş güç sahibi olamayacaklardır.
Değerli okuyucularım. Zaman, zaman Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü küçültüp, devleti işgalcilere teslim eden Vahdettin’i ise yüceltmek isteyenlerin yalanları ile karşılaşıyoruz. Bu adamlar neyi amaçlıyorlar? Vahdettin'i yüceltip Mustafa Kemal'i küçültmeyi mi? Mustafa Kemal’in Anadolu’ya gidişini aklımda kaldığı kadarıyla Falih Rıfkı Atay'dan öğrenelim. Üsküdar'da Mustafa Kemal'i Anadolu'ya göndermek için bir toplantı yapılır. Toplantıda Askeri Erkan Dairesi Başkanı İsmet Bey de (İnönü) vardır. Heyet gönderme konusunda kesin bir karar alamaz. İsmet Bey masaya yumruğunu vurur ve tarihe mal olan şu sözleri söyler. YOLLAR ÇOK MINTIKALAR ÇOK. İsmet Beye ısrarla sorarlar nasıl bir yol bulunacak diye ama o sorulanlara yanıt vermez. Zira o hiçbir sırrın gizli kalmayacağını çok iyi bilmektedir. Bu nedenle ne yapacağının sırrını kimse ile paylaşmak istemez. İsmet Bey Mustafa Kemal'in Erzurum'a tayin kararnamesini hazırlar. Padişahın onayını bekleyen evrakların arasına koyar ve imzalaması için padişaha sunar. Padişah diğer evraklarla birlikte farkında olmadan Mustafa Kemal'in kararnamesini de imzalar. Durum fark edildiğinde padişah Mustafa Kemal’in yakalanması için İngilizlerden yardım ister. İngiliz savaş gemileri Mustafa Kemal'in bindiği gemiyi açık denizde aradığı için bulamaz. Buradan ötesini hepimiz biliyoruz. Bu olay üzerine İsmet Bey görevinden azledilir ve daha pasif bir göreve verirler. İsmet Beyin Anadolu’ya silah kaçırmayı organize ettiği anlaşıldığında Mareşal Fevzi Çakmak İsmet Beyi uyarır. Kaç, kaçmaz isen seni halledecekler der. Bunun üzerine İsmet Bey iki adamıyla er kaputu giymiş halde yola çıkarlar. Gündüz gizlenirler. Yola geceleri devam ederler. İzmit’te konuk olduğu evdeki iki kişi şüpheli bir şekilde evden ayrılınca İsmet Bey adamlarını gönderir. Adamları muhbir olduklarından şüphelendikleri o iki kişiyi öldürürler. Yolculuk yaya olarak Eskişehir’e kadar sürer. Eskişehir’de trene binerek Ankara’ya varırlar. Ankara’da büyük bir törenle karşılanır.
Ortadoğu’da durum çok vahim. Amerika’nın Akdeniz’e gönderdiği savaş gemilerinin ardından Rusya’da savaş gemilerini Akdeniz’e gönderiyor. Bu durumda Ortadoğu’daki hava daha da gerilecektir. Böyle bir durumda savaşın başlaması için küçük bir kıvılcım yeterli olur. Akdeniz’de iki süper gücün çatışması üçüncü dünya savaşına neden olur. Günümüzde top yekun bir savaşa kalkışmak yalnızca savaşa katılanların değil tüm dünyanın felaketi, olur. Böyle bir çatışmada nükleer silah kullanmak kaçınılmaz olur. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları on tonluktu. Bu bombaların Japonya’ya nelere mal olduğunu biliyoruz. Yüz binlerce insan ölmüş. Milyonlarca insan radyasyondan etkilenmiş kimi sakat kalmış, kimileri de kansere yakalanıp yaşamlarını yitirmişlerdir. Oysa günümüzdeki nükleer bombalar milyon tonluk. Nükleer bombalar kullanıldığında nelere mal olacağını düşünmek bile istemiyorum. Mamak Muhabere Okulunda telsiz teknisyeni olarak yetiştirildiğimizde nükleer konusunda çok geniş bir şekilde bilgilendirilmiştik. Bu nedenle atom bombası ile ilgili bilgilerimi okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Bir nükleer savaşın etkilerinden korunmak mümkün mü? Geçici olarak evet mümkün. En az atmış santim kalınlığında beton duvarları olan bir sığınağa girip o anki radyasyon etkisinden kurtulabiliriz ama ne zamana kadar. Ölünceye kadar o sığınakta kalamayız ki. Sığınaktan çıktığımız an uzun yıllar sürecek olan radyasyonun etkisi altında kalmamız kaçınılmazdır. Bu da kanser hastalığına yenik düşmek demektir. Dileğim tüm insanlığın böyle bir felaket ile karşı karşıya kalmamasıdır.
Not: www.ozcannevres.com başlıklı sitemde Bilim Nereye Gidiyor başlıklı yazımdan konu ile ilgili daha geniş bilgi edinebilirsiniz.
Özcan Nevres      ozcan.nevres@gmail.com

4 Eylül 2013  09:32:53 - Okuma: (453)  Yazdır




İstatistik