Yazı

Berlin, Berlin –IV–
Berlin, Berlin –IV– 

Asil S. Tunçer

Zeus Sunağı – III -

Ele geçirdiği güçle ikinci bir Atina olmak isteyen Pergamon, Helen tanrılarını kendine mal etmişti ve Akropol’de müthiş yapılaşma başladı. Öyle ki bu bayırdırlığa ne insan gücü ne de para dayanırdı. 9.000 talentlik hazine de bu zamana zor gelmiştir sanırım. Sonuçta sonsuz ve bedava işgücü yani köle işçiler, esirler ve karın tokluğuna çalıştırılan kentli köylü emekçiler. Hepsi Akropolün imarı için kan ter içinde çalışmış olmalılar.
Sahiden de Kaikos zaferinden sonra yaklaşık kırk bin Galatyalı esir alındı, köleleştirildi. Güzel kızlar zengin Bergamalıların evlerine kâh hizmetçi kâh metres olarak girerken, eli ayağı düzgün erkekler de en ağır işlerde çalıştırıldılar. İşte sunak da bu yapılar arasında olmalı. En azından temel ve çevre düzenlemesi ve de ham mermerlerin taşınması işleminde. Zafer Bergamalılarındı, mağlup olanlarsa Galatyalıların.  
1886 yılında Mimar Schinkell tarafından Berlin’deki müzeye götürülüp orada aslına uygun olarak yeniden inşa edildiğinde bu kez de kutlayan taraf Almanlardı mutlaka, mağdur olanlarsa biz Türkler.
Sunak levhalarında gördüğümüz zengin bezemeler, ihtişam tanrı ve tanrıça süslemelerine gösterilen özenin yanı sıra o dönemin Bergama’sında elit toplumun hayat standartlarından ve yaşam kalitesinden de örnekler yansıtmakta. Bunu Hekate’nin kıvrımlı ve dökümlü elbisesinde görür ve o dönem aristokrat sınıfa ait bir hanımın giydiği kıyafet olarak da gözümüzde canlandırabiliriz. Zira gerçek yaşam ve zevk-ü sefa bu elit sınıfındı.
Sunakta tanrıların devleri nasıl yendikleri anlatılır. Oysa egemen elitler tanrıların var olmadığını elbette çok iyi biliyorlardı ama alt sınıflara bunu farklı aksettiriyorlardı çünkü tanrı maskesi takanlar kendileriydi. Zaferin sahibi o savaşta ölen ve yaralanan ve de sağ salim kurtulanlar değil bizzat o ordunun başkomutanı sayılan krallarındır. Zira mutlak zafer tanrıların yardımıyla onu hak eden soylu kralların eseridir.
Frizlere yüzeysel bakıldığında düzensiz ve karmaşık bir izlenim veriyor ama dikkatle incelendiğinde, tüm hikâyenin bir bütünü oluşturacak ve genelinde bir anlam oluşturacak şeklinde bazı göndermeler, tekrarlar ve gruplamalar göze çarpar. Genelde, hepsinde değil. O yüzden salonun bir köşesinde duran maket, bize yapının genel görünümü ve boyutları hakkında fikir vermesi açısından önemli olduğu kadar tüm levhaların diziliş sırası, birbirini takip eden ve hatta tekrarlayan ve de bir döngü içinde sırayla anlatılan tüm hikâyeyi bir anda ve daha kolay görmemizi de sağlar.
Tanrıça Hekate, büyük kalkanıyla korunurken ileriye adım atar ve meşalesiyle devi yakmaya çalmaktadır. İkinci figüründe ise başta miğfer ve elinde havaya kaldırmış halde kılıçla görülür ve de üçüncüde elinde sadece bir mızrakla betimlenmiştir. Altı kollu ve üç başlı tanrıça kocaman kalkanı, alevler saçan sopası, kılıcı ve kargısıyla eline taş almaya çalışan bir devi hedef almıştır. Ok atan tanrıçanın hedefindeki genç gigant, miğfer ve kalkanı olan ve yalın kılıç hücum eden Otos’dur fakat tanrıçanın güzelliği karşısında büyülenerek kolu aşağıya düşmüştür.
Bu başta çıplak ve sakallı gigant Kylitios sinir gerginliği içinde iki eliyle kaldırdığı kaya parçasını atmak üzere. Ayaklarının yılanbaşlarından biri tanrıçanın kalkanını ısırmakta, biri de ağzını korkunç bir halde açmış bulunmakta. Öte yandan tanrıçanın bir köpeği de devi budundan yakalamış, ısırmakta. Bu grubun sağında; Leto’nun ikizleri Artemis ile Apollon savaşıyorlar. Artemis avcı olduğundan kısa bir khiton giymiş ve saçlarını arkadan bağlamış. Zaten levhalardaki tanrıçaların sırf saç şekilleri ve bağlamaları kendi başına bir konu. Ayağında çok zarif çizmeleri, sırtında ok torbasıyla, yayını germiş çok güzel bir pozda.  
Öldürdüğü genç bir gigantın cesedine basarak ileriye doğru bir adım atan tanrıçanın içinde olduğu zengin kompozisyonlu levha o kadar canlı duruyor ki, siz içine girip bu savaş ya da kavga sahnesini adeta yaşıyorsunuz. Figürler adeta canlanıyor, karakterler ete kemiğe bürünüyor ve hızla inen sopa darbelerini, arkanızda öten hücum borusunu, yaralıların iniltilerini, düşenlerin can verişlerini görüyor, etrafta rüzgârla size kadar gelen kan kokusunu hissediyorsunuz.
Yan tarafta sağa doğru gözlerinizi kaydırdığınızda, ön tarafta ihtiyar bir gigant, tanrıçanın azgın köpeklerinden biri tarafından yere yıkılmış. Azgın bir köpek onu kafasının arkasından yakalamış. Can havliyle kıvranan dev, kaldırdığı sağ koluyla hem kendini korumak hem de parmağıyla köpeğin yüzüne ulaşmak istercesine hamle yaparken görülüyor. Sol eli ise saldırmakta olan Artemis’in deri sandalet içindeki ayağının üstüne doğru mecalsiz bir şekilde düşmüş. Aynı zamanda yılan ayaklarından biri de Hekate’nin eteğini ısırmaya çalışmakta.
Leto, kemerli bir khiton ve şal gibi kıvrılan ve uçuşan bir manto taşımakta. İki eliyle tuttuğu büyük meşalesiyle, kanatlı ve kuş pençeli gigant Titios’un kanatlarını yakmış ve bu yüzden kanatsız kalan dev sırtüstü yere düşmüş. Leto, alev saçan meşalesini, yere yıkılırken ayağını tanrıçanın dizinin üst tarafına bastıran Titios’un çığlık atmakta olan ağzına sokmakta. O, Apollon ile Artemis’in anası olma unvanını göklerde taşımaya devam edecek ve doğurgan tüm analara meydan okuyacak. Bu yüzden değil midir, Manisa-Spil Dağı eteğindeki Niobe’ye asırlardır gözyaşı döktürmesi.
Çaresiz dev, sağ eliyle aleve karşı yüzünü korurken, sol elini ve sol ayağını yere dayamış ve de sağ ayağını ise tekme atmak için kaldırmış. Arkasından yılan şekilli bir kuyruk uzamakta. Güneş tanrısı Apollon burada parlayan ve ışık saçan güzelliğiyle kendisi gibi bir o kadar kızgın savaşın orta yerinde. Önünde gözünden yaraladığı gigant Ephialtes yatmakta. Aynı zamanda ölüm saçan yayı ile başka bir deve nişan almakta. Sol kolu üzerine atılan mantosu ise aşağıya sarkmış.
Bu yüzün orta kısmı çok bozuk. Figürsüz boş satıh benim dikkatimi, konsantrasyonumu biran sonlandırdığından aklıma ağrıyan başımın şiddetli kasılmaları, çaysızlığım ve saatlerdir üzerinde dikeldiğim ayaklarımın yorgunluğu geliyor. Şuracıkta bir bardak çay olsa ve ben onu bir koltukta ayaklarımı uzatarak içsem. Tanrıdan bir çift yedek bacak istiyorum. Yorulduğumda değiştirmek için ve bir çift göz. Daha fazla okuyabilmek için… Neler saçmalıyorum!
Az kaldı deyip devam ediyorum: Bu boş alanda ne olabilir, onu merak ederken aklıma türlü türlü sahneler geliyor ama sanırım en iyisi notlarıma bakmak. Evet! Demişler ki ustalarımız; Hera, Hermes, Demeter, Hebe-Gençlik Tanrıçası ile dört Rüzgâr Tanrısı bulunmaktaydı büyük olasılıkla çünkü bir önceki figürlerin Zeus ile yakın ilişkileri var. Muhtemel burada olmaları beklenebilir. Gerçiitiraf edeyim; bu müzedekilerin herhalde salon ve yer sorunundan olacak, sanki biraz karışık geldi bu parthenon bana. 
Nitekim elde edilen bazı parçalardan yan levhada rüzgâr tanrılarına ait kanatlı atların ölü devin üstünden uçarak geçtikleri anlaşılmış. Bu tarafta Zeus ve Athena bulunmakta ve Zeus, bütün gücüyle üç gigantla savaşmakta. Sol elinde yılanlı kalkanı, sağ elinde de yıldırımları var.
Yalnız dikkat edelim; ölüm saçan yıldırımlardan ikisini savurmuş. Bunlardan biri, arkasında toprağa yıkılmış genç bir giganta isabet etmiş. Zira bu gigant kalkan ve kılıçla hücum etmekte. Çiçek demeti ve meşale şeklindeki yıldırım sol baldırını delmiş. İkinci yıldırım ise diz çökmüş ve ölüm ıstırapları içinde kıvranan deve çarparak sağ omuzuna girmiş ve sol eliyle de yarasını tutmakta.
Sağda bulunan üçüncü dev en tehlikelisi. Aman dikkat! O, yılan ayaklı ihtiyar bir gigant. Muhteşem sakallı başı, iri dimdik vücuduyla hayvan postu sarılı sol kolunu savunma amaçlı havaya kaldırmış. Sağ eliyle de büyük bir taş fırlatmakta. Yılan bacakları havaya kalkmış. Bir tanesinin burun deliklerine Zeus’un kartalı süratle inerek pençesini geçirmiş. Ve hazin son yakın; bir yıldırımla sonunu, kaçınılmaz yazgısını yani ölümünü beklemekte.
Çarpan yıldırımların hemen öldürmemesinin bir sebebi var: İnsan olarak tanrılarla birlikte savaşa giren tanrı Herakles’e söz konusu yenilen gigantları öldürmek misyonu verilmiş çünkü. Buna istinaden de en sol başta Herakles’in adı ve aslan postunun kalıntısı göze çarpar ki Herakles orada zırhlı ve güçlü olanlara değil, ezilenlere yardım etmektedir.
Aradaki bozulmuş levhadan sonra sağa doğru savaş tanrıçası Athena grubu geliyor. Başında miğferi, sol eliyle kalkanı, göğsünde yılan derisinden yapılmış Medusa başı Aigis var. Tanrıça, büyük kanatlı, çıplak genç bir gigantı saçlarından yakalamış. Burada sanki her şey canlanıyor. Kabartmalar sanki beyaza boyanmış soğuk atölye mankenleri.
Rehberliğe başladığım yıllarda edindiğim bu levhaların görüntülerinden birkaçını sanat tarihi açısından daha iyi değerlendirebilmek için yakından, büyütülmüş görüntülerine sahip olmuştum. Özellikle bu figürü ve Zeus’u unutmuyorum. Fırtınaların timsali olan Alkyoneus, sol ayağını dayadığı toprakta kesilmedikçe ölmeyecektir. Başka bir deyişle vatan toprağından ayağını ayırmadıkça diğer kardeşleriyle beraber yaşayacaktır. Tanrıçanın yılanı onun kolunu, bacağını sarmış ve dişlerini sağ göğsüne geçirmiştir.
İşte şimdi benim çok etkilendiğim sahnelerden birisinin önüne geldik. Bu duvarın ilk başındaki Tanrıça Hekate ve oradaki gigant başındaki detay ile bu levhadaki yüz ifadelerinde göze çarpan ayrıntılar. Tek kelimeyle harika! Size kelimelerle anlatmam mümkün değil; gelip yerinde görmelisiniz. Evet! İşte o levha:  
Gigantların anası toprak tanrıçası Gaia sol elinde yeryüzüne saçtığı meyvelerle dolu boynuz olduğu halde, yarı beline kadar yerden çıkmış, sevgili oğlu Alkyoneus için sağ elini tanrıça Athena’ya uzatarak yalvarıyor. Bu yalvaran gözlerdeki ifade inanılmaz ve çok içten ama Gaia’nın, Alkyoneus için merhamet dilemesi bir işe yaramayacak sanırım zira Athena, Pergamon kralının yanında ve çok acımasız biri gibi duruyor.
Zaten hâlihazırda Athena’nın yılanı, devi göğsünden ısırarak çoktan zehirlemiş bile. Öyle ki yılanın Alkyoneus’u sokup göğsüne öldürücü zehrini akıtması tanrıça Athena’ya yetmemekte, Pergamon’a karşı gelmenin bedelini Alkyoneus’u parça parça ederek ödetmek istemekte. 
Sağ tarafta Nike, zaferi kutlamak için geniş kanatlarını açarak kardeşi tanrıça Athena’nın başına çelenk koymaya geliyor. Levhanın sonundaysa Savaş Tanrısı Ares, iki dirayetli atın çektiği arabasıyla yere yıktığı devin üstünden geçiyor.
Karşımdaki mermerden tablo muhteşem. Tek kelimeyle “harika!”.
 
Sürecek…
 
Ülkemizden Kaçırılan Zeus Sunağı’nın Geri İadesi İçin Başlatılan Kampanya Linki:
"BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM"


4 Ağustos 2013  14:23:44 - Okuma: (962)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik