Yazı

Berlin, Berlin –II–
Berlin, Berlin –II– 

Asil S. Tunçer

Zeus Sunağı –I-

Alman başmühendis ve hafriyatçı Human 1871’de Zeus Sunağı’nın kabartmalarından birkaçını bulması ile 1877'de Akropol'de kazılar başlamış ve sunak ortaya çıkarılmıştır. II. Meşrutiyet döneminin karışıklık ve siyasi kriz döneminden faydalanan Almanlar gerekli izinleri kâh siyasi baskıyla kâh diplomatik manevralar ve kurnazlıkla,   Zeus Sunağı’nın bölümleri numaralandırılıp özenle sökülerek Berlin’de yeniden kurulmuştur.
Padişah II. Abdülhamit ve Sadrazamları başta Saffet Paşa olmak üzere sağ olsunlar gerekli her türlü kolaylığı göstermişlerdir. 1878-1886 yılları arasında 8 yıl boyunca aralıksız sunak parça parça Berlin’e taşınır. Bunun için 1910 ve 1930 yılları arasında müzede büyük değişikliğe gidilmiştir.
Taşıma işlemleri sırasında aylarca yıllarca katırlarla, develerle Akropol’den aşağıya indirilmiş, oradan mandaların çektiği kağnılarla Çandarlı Limanı’na götürülmüş ve sonra Almanya’nın kuzeyindeki Trieste Limanı’na sevkiyatı yapılmıştır. Buradan demiryoluyla Berlin’e taşınmıştır. ‘1874 Tarihî Eserler Kararnamesi’ne uygun olmayan ama bir şekilde uydurularak biraz da II. Abdülhamit ve yönetiminin antik eserlere ve sanat yapılarına karşı olan bağnazlığı sayesinde, kâğıt üzerinde ve kılıfına uydurularak Berlin’e taşımıştır.
O dönemde bilhassa Ege kıyılarına yakın yerlerde eski eser yağmacılığı o kadar ayyuka çıkmıştır ki, bunlardan rahatsız olan duyarlı yurttaşın birisi padişaha şikâyet dilekçesi gönderir: “Memleketimizde bulunan asarı attikalarımız (eski eserlerimiz) talan edilmektedir, yağmalanmaktadır…”. Padişah, buna cevaben bir ferman yayınlar: “Tebaamdaki kullarıma fermanımdır! Memlekette taş çoktur. Endişeye mahal yoktur. Asarı attikalarımızdan taş götürmek isteyen ecnebilere (yabancılara) yardımcı oluna…”.
Hatta katar katar taş sevkiyatından şüphelenen Bergamalılar kağnıları durdurunca panikleyen Almanlar konsolosluk aracılığıyla Babiali’ye baskı yaptırıp İstanbul’dan bir paşanın gelip halkı sakinleştirmiş, Almanlara yardımcı olunması istenmiştir.
Bergama Zeus Sunağı’nın yerinde bugün sadece temelleri vardır. Türkiye bu konuyu Alman Hükümeti’nin bilgisine sunmuş ve çok sonra sunağın iadesini istemiştir. Zeus Sunağı'nı Almanya'ya götüren Akropol'deki kazıların öncüsü Carl Humann'ın mezarı, kendi vasiyeti üzerine Bergama’da Akropol'de bulunmaktadır. Human giden sunağın yerine bize cenazesini teslim etmiştir. Acaba Humann’ın kemiklerine karşın sunağı geri alabilir miyiz?
Bu sunak deyip geçtiğimiz mimari şaheser aslında her şehirde göremeyeceğimiz ve eşi benzeri olmayan bir zafer anıtıdır. Bergama kralı I. Attalos’un Galatlara karşı M.Ö. 241-227 yılları arasında peş peşe elde ettiği zaferlere atfen önce Athena Tapınağı inşa edilmiş, ardından da I. Attalos’un ardılı II. Eumenes döneminde meşhur sunak daha bilinen adıyla Zeus Altarı inşa edilmiştir. Kazanılan zaferleri ölümsüzleştirmek için yapılan sunak baş tanrı Zeus ile onun savaş ve akıl tanrıçası sevgili kızı Athena’ya adanmıştır. Klasik dönemde Atina ve Parthenon neyse Helenistik dönemde Pergamon ve Altar odur.
Sunaktaki frizlerde devlere esin kaynağı olan Galatlar ise M.Ö.4.yy’da Fransa üzerinden Balkanlara göç eden bir barbar kavimdir. M.Ö.277’de Anadolu’ya saldırırlar ve bütün Batı Anadolu kentlerine korkulu günler yaşattıktan sonra, Ankara yöresinde kendi adlarını taşıyan Galatya’ya yerleşirler. Galatlar kent yaşamını pek sevmeyen, gaddar ama alçak gönüllü göçebe bir kavimdir. Yüncülük, çadır dokumacılığı ve içki yapımıyla ünlüydüler. Özellikle et kurutma ve ekmek işinde çok iyiydiler. Harman ve tahıl işlemede, un yapımında ileriydiler ve kendilerine özgü çok lezzetli ekmek türüne Galat Ekmeği adı verilmiştir.
Sunak hakkında bize ilk bilgiyi veren Romalı yazar Ampelius'tur. ‘Dünya Harikaları’ adlı yapıtında "Bergama'da mermerden kırkayak yüksekliğinde, görkemli kabartmalarla süslü büyük bir sunak vardır. Tanrılarla Gigantların savaşını göstermektedir" diye bahseder.  
Köşeli U şeklindeki sunağın iki ucu arasındaki merdivenlerle bir galeriye çıkılıyordu. Bu galeride İyon üslubundaki sütunlardan meydana getirilmiş çift sıralı bir portik bulunmaktaydı. Bu portiğin ortasındaki boşlukta ise Zeus’a adanan armağanların konulduğu asıl sunak yer alıyordu. Sunağın üç tarafını saran alçak duvarda ise ikinci bir friz çepeçevre dolaşıyordu. Sunağın üst tarafında kentaurlar yani yarı at yarı insan şeklindeki mitolojik yaratıklar, dört atlı arabalar, atlar ve tanrı heykelleri bezeliydi. 
Sunağın at nalı şeklindeki podyumunu saran frizde mitolojik Yunan tanrıları ile Toprak Tanrısı Gaia, uzun saç ve sakallı ayaklarının yerine yılan kuyrukları olan dev Gigantların mücadelesi tasvir edilmişti. Bu mücadelenin tasvir sanatındaki adına  ‘Gigantomakhia’ diyoruz. Mitolojiye göre tanrı Zeus kardeşleri olan titanları yeraltı dünyasına, Tantarus, kapatmıştı. Buna kızan Gigantlar yeryüzüne çıkarak mitolojik tanrılara saldırmışlar ama yapılan savaşta tanrılar Gigantları yenmişlerdi.
Sunağın iç kısmına baktığımızda Telephos’un hayatından kesitler yer almaktadır. Narratif bir anlatımla şahane bir görsel sunum söz konusudur. Teatral hava oldukça başarılıdır. Telephos kabartma kuşağındaki sakinliği ilk görüşte hissedersiniz. Diğer krallıklar gibi Bergamalılarda kahraman atalara ihtiyaç duymuşlardır. Telephos buna çok güzel bir örnektir.
Telephos, Arkadialı Herakles’in oğlu gerçek bir Helen’dir. Attalos egemenliğindeki Pergamon’un mitolojik kökenlerini, onun Troia ile ilişkisini konu alan friz sunak avlusunun iç duvarlarına yerleştirilmiş. Frizde Telephos’un ana rahmine düşmesinden ölümüne dek yaşamının bölümleri detaylarıyla gösterilip daha önce görülmeyen öyküsel anlatı tekniği kullanılmıştır. Efsane Arkadia'da, Apollo kâhinlerinin Arkadia Kralı Aleos'a kızı Auge'nin soyundan gelen birinin oğullarını öldüreceği uyarısıyla başlar. Kral bunu engellemek için kızı Auge’yi Athena tapınağına başrahibe yapar.
 
Bir gün kralın huzuruna gelen Herakles bir meşe koruluğunda Auge'ye rastlar. Güzel prenses Auge, Herakles tarafından baştan çıkarılır ve bunun sonucunda da Telephos doğar. Kral Aleos günahkâr kızı Auge'yi ve evlilik dışı olan bebeğinden kurtulmak ister. Kızı Auge'yi de bir kayığa bindirip denize bırakır. Bebeğini de Parthenion dağlarına. Auge, Mysia kıyılarına sürüklenir. Buradaki yerel kral Teuthras, Auge'yi karşılar ve evlat edinir. Auge, Bergama'da tanrıçası olan Athena kültünü kurar. Bu sırada Herakles oğlu Telephos'u sütüyle besleyen bir aslan (bazı kaynaklarda bir geyik) ve ona ebelik eden periler yani nympheler ile birlikte bulur.
Büyüyen Telephos annesini aramaya çıkar ve geldiği Mysia’da, Theutrias tarafından evlatlığı Auge ile evlendirilmek istenir ama sonrasında annesi olduğu anlaşılır. Theutrias ölünce onun genç dul eşi Amazon kraliçesi Hiera ile evlenerek oranın kralı olur. Telephos, Troya Savaşları’na katılmış ve Akhilleus tarafından yaralanmıştır. Akhilleus’un mızrağından yaralandığı için tekrar onun mızrağının pasıyla iyileşmiştir. Bunun karşılığında Troya savaşında yollarını kaybeden Akaların önderi Akhileus’a gizli ve kestirme yolları göstererek Troya’nın düşmesine yardımcı olur.
Frizdeki her tanrının adı frizin üzerindeki geisonda iri harflerle yazılmışken devlerin adları panoların oturduğu yivli alanlara küçük harflerle yazılmıştır. Bunun yanı sıra her bölüm ondan sorumlu olan heykeltıraş tarafından imzalanmış, onların adları da devlerin adlarının altına yazılmıştır. Buna göre bir heykeltıraşın Atinalı, üç heykeltıraşın da Pergamonlu oluğunu öğreniyoruz.
Sunağın merdivenlerinden aşağıya inmeden önce içinde bulunduğumuz salonu Bergama Akropolü, sunağın baktığı ova, Yukarı Agora ve Tiyatro ve Stoa ile Athena Tapınağı gibi Zeus Altarı’nın asıl yerindeki müştemilatı hayal etmeye çalışıyorum. Büyük olasılıkla Sunak şayet yerinde olsa biz de onu Bergama’da bugünkü müzenin yanında ek bir binada sergilerdik ve yerinde mulajlarını bırakırdık, diye düşünüyorum. Salona gireli yaklaşık 1,5 saat oldu ben ancak Telephos frizlerini bitirebildim. Zaman kaybetmemek için kapıdan girişe göre sağ, sunağa göre sol taraftaki levhalara yürüyorum.
Gelmeden önce yaptığım çalışmalarım, levhaların görüntüleri ve açıklamaları yanımda getirdim. Bayatlı, Akurgal, Radt ve en sonunda da Akropol ve Müze’de tuttuğum notlar… Sunak için ön çalışma yapmış, hemen tüm levhaları ve anlatılan mitolojik hikâyeleri sindirmiştim ama itiraf etmeliyim ki buraya geldiğimde çok ufak tefek de olsa farklılıklar gördüm ve neden olduğu kafamı kurcaladı. Yoksa hata mı yapmıştım? Öğrendim ki her yeni bulguya ve bilgiye göre levhaların sıralaması ve mitolojik hikâyelerde az da olsa bazı değişikliklere gidilmiş zaman içinde. Bendeki bilgiler de yaklaşık 20 yıllık bir sürece ait olunca normal tabi ki.
Duvarı boydan boya giriş kapısına kadar süsleyen levhalarda Zeus’un anası Rhea (Kybele) muhteşem bir aslanın üstüne binmiş, mantosu havada dalgalanarak başını örtmekte. Tanrıça sağ eliyle torbasından bir ok almış ama yayını da sol elinde tutmakta. Aslanın kuyruğu üzerinde ve pençesinde kutsal demeti taşıyan bir kartal var.
Önünde, süratle ileri atılırken mantosu yelken gibi açılmış tanrıça Tethys, yakın konumdaki tanrı Okeanus’a yardıma koşmakta. Sakallı ve çıplak tanrı Okeanus iki eliyle kaldırdığı çekici önündeki boğa boyunlu ve boynuzlu giganta vurmakta.
Boğa şeklindeki dev, Titan Astraios’u yenmiş. Yılan bacaklarından biri nehirler tanrısının arkasından Tethys’e karşı uzanmış. Öbür bacağı yuvarlanmış titanın gerilmiş sol baldırını ısırmakta. Titan da kılıcını düşmanının göğsüne saplamış.
Yer yer bozuk alanların yanında iyi korunmuş ve net gözüken sahnelerin canlılığı, görkemi insanı büyülüyor gerçekten. Astraios, Eos’un kocası ve onun için savaşa katılmış. Aynen doğada olduğu gibi burada da ufuktan doğan güneş ve sonrasında ay birbirlerini izlemekte.
 
Sürecek…
Ülkemizden Kaçırılan Zeus Sunağı’nın Geri İadesi İçin Başlatılan Kampanya Linki:
https://www.change.org/tr/kampanyalar/%C3%BClkemizden-ka%C3%A7%C4%B1r%C4%B1lan-arkeolojik-tarihi-ve-k%C3%BClt%C3%BCr-varl%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1n-geri-iadesi-zeus-suna%C4%9F%C4%B1-n%C4%B1n-iadesi

24 Temmuz 2013  17:21:11 - Okuma: (842)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik