Yazı

(Kuzey) Yunanistan ve Makedonya Turu –I–
(Kuzey) Yunanistan ve Makedonya Turu –I– 

Asil S. Tunçer

Bir Hafta Balkanlardayız…

Gece saat 23.00’da İzmir-Karşıyaka’dan hareket ettik. Sabah 06.00’da Lâpseki-Gelibolu feribotuyla karşıya geçtik. Keşan yolunda kahvaltı için verdiğimiz kısa mola dâhil 2,5 saat sonra sınıra vardık. Sınırda işlemler yaklaşık bir saat tuttu.  
 
İpsala sınır kapısı Meriç nehri kıyısında. Bulgaristan’dan doğup 480 km yol yaparak Saroz Körfezi’yle buluşan Meriç, Yunan sınırına yaklaştıkça başka kollarla Arda, Tuna ce Ergene nehirleriyle buluşur. Sonra bir kol Türk sınırından biraz uzaklaşır ama diğer kol gölcükler oluşturarak Enez’de yine körfeze kavuşur.  
 
Nehrin bu tarafı kırmızı, karşısı mavi ortası ise yemyeşil söğüt ağaçlarıyla çevrili. Uzun ve dar köprüden karşıya geçtik. Yaklaşık 5 km sonra ufak ufak köyler görünmeye başladı. İlk ciddi yerleşim Dedeağaç yani Alexandropoulis. Burası sınıra 40 km. Lozan Antlaşması’na göre Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç’ı Türkiye’ye bıraktı ama Dedeağaç karşıda kaldı. Burada artık Türk yaşamadığı söyleniyor çünkü sınıra yakın köylerden Türk azınlığı daha içerlere göç ettirilmiş zamanında.  
 
Eskiden buralardaki Türk nüfus yoğunluğu %70’lere varıyormuş. Şimdi ise %10’lara kadar düşmüş. O da Türk yerleşimi olan ve Türk nüfusunca kalabalık sayılan yerlerde. Yoksa genele bakılırsa Yunanistan’daki Türk nüfusu oranı %1. Daha 15 yıl öncesine zor günler yaşayan soydaşlarımız bugün eskiye nazaran daha rahatlar. Sebebi de Türk-Yunan yakınlaşması. Özellikle Yunanistan’ın içine düştüğü krize ekonomik anlamda desteğin yani Türk turistin deyim yerindeyse Hızır gibi yetişmesi.  
 
Saatlerimiz 12.30 ve biz Kavala’dayız. Girişte kanlı Kıbrıs haritası ve Türkleri işgalci yapan sloganlar… Mesela hiçbir yerde Türk bayrağı yok. Bizde ise çoğu oteli ve restoranı Yunan bayrakları süsler. Grubun morali bozulmasın ve dikkatlerini dağıtayım diye anlatıyorum bir şeyler… Yine de dikkatli bir katılımcı duvardaki çirkin grafitiyi görüyor... Buradaki yaya turumuz bir saat sürecek. Aziz Nikola Kilisesi (Pargalı İbrahim Paşa Camii), Mehmet Ali Paşa İmareti, Evi ve Heykeli’ni görüyoruz. Yunanlılar Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya sahip çıkıyorlar çünkü kendisi Osmanlı’ya karşı ayaklandığından onlar için bir kahraman sayılıyor.
 
Kısa bir öğle yemeği molamızla birlikte saat 14.00 gibi Kavala’dan ayrılıp Selanik için yola koyuluyoruz. Yolda demlediğimiz çay ve Kavala’dan aldığımız un kurabiyeleri muhteşem ikili oluşturuyorlar. Anadolu’dan gelme bir kültür bu; 24 mübadelesinde yurdumuzdan buraya göç ettirilen yerli Rumların buraya beraberlerinde getirdikleri taşıdıkları gelenek hala sürdürülüyor. Zaten bölgedeki çoğu yerleşimin adı “nea” yani ‘yeni’ ile başlıyor. Türk düşmanlığı devlet politikası olarak sabit sadece halklar arasında gerek mübadele ve gerekse ortak kültürler sebebiyle bu düşmanlık yerini komşuluğa ve yer yer dostluğa bırakmış.
 
Grup yol kenarlarındaki şapel maketlerini merak ediyor. Yunanistan ve Makedonya’da bunlara sıkça rastlanıyor. Ortodokslukta ölen kişinin ruhu o mahalden ayrılmazmış ve bu yüzden trafik kazalarında hayatlarını kaybeden kişiler için yol kenarlarına konulan maketlerin çokluğuna bakarak kaza sıklığı açısından buraların da bizden kalır yanları olmadığını anlıyoruz.
 
Yunan dili de alfabesi gibi zor. Biz Türkçe kelimelerin Yunancada bol olmasından ve bölgenin Türk kültürüne aşina olmasından faydalanıyoruz. İngilizce genç nesil, Almanca yaşlı nesil tarafından bilindiğinden Yunanca bilmeyişimiz pek sorun olmuyor ama dediğim gibi asıl kültürel ve karşılıklı iyi niyet ilişkileri hemen her sorunun üstesinden geliyor. Yoksa Yunan milliyetçiliği karşısında bazen bu iyi niyet ve karşılıklı jestler bile yetersiz kalabiliyor. Geçen kış gittiğim üç aylık temel Yunanca dil kursunun da faydasını görmedim değil hani… Öte yandan yemek ve içmek terimleri ile yapı ve yer isimlerindeki kolaylık ve ortak kullanım da bunda faydalı oluyor.
 
Selanik için nefeslerimizi tuttuk çünkü herkes Atatürk Evi’ni görmek istiyor. Birkaç defa bana da hatırlatıldı, sakın saatini kaçırmayalım filan diye… Zaten yemek dâhil tüm molaları kısa tutuyorum ki ne olur ne olmaz, sonra yanarız. Neden? Çünkü ertesi güne kalırsa programım yatar. Selanik’e vardığımızda ilkin Atatürk Evi Müzesi’nden başlıyoruz ziyaretlerimize. Maalesef restorasyon bitmediğinden ancak bahçeye girip evi iç taraftan ve sokağın karşısına geçip dış taraftan fotoğraf çekebiliyoruz.
 
Daha sonra II. Abdülhamit’in Selanik’te sürgündeyken kaldığı ev, Galeri, Rotunda, Bey Hamamı vs derken nihayet Beyaz Kule’nin orda mola veriyoruz. Selanik’in Kordonu İzmir’inkinden daha kısa. Yalnız bakınca bir benzerlik görülüyor. Özellikle körfez ve kordonunda eğleşen gençleri. İzmir’in de Selanik’inde kalbinin attığı yer, Kordon.
 
Selanik’te kısa tekne turları alternatif bir eğlence. İzmir-Bayraklı vapur iskelesi boş boş duruyor ve bahar aylarında burası piknikçi kaynar. Bir iki küçük tekne aslında bu işi yapabilir. Tekneye örnek ver 5 TL bin ve bir çay ücretsiz iç ama yarım saatlik kısa bir tur at gel. Neden olmasın? Turizmde bol seçenek ve çeşitlilik değil mi amaçlanan hizmet anlayışında. O halde? İBŞB’nden böyle bir hizmet bekliyoruz. Kim biner, kim gelir diye sorma. Sen koy gelen de olur binen de…
 
Akşam için Yunanistan turlarının vazgeçilmezi tavernadayız. Zaten konaklama BB ve akşam yemeği ihtiyacı söz konusu. Bir de bunu müzikli yaptınız mı al sana tavernada bir akşam yemeği. Bunun için otele biraz erken gitmek, dinlenmek lazım. Gerçi bu daha çok yolcu için yoksa bize pek fırsat olmuyor… Odalama, yârin ki çıkış hazırlıkları, otobüsün park yeri, sabah nerden bagaj alınacak vs odama çıkamadım henüz saat 20.00 oldu…
 
21.00’de bizi kapıda karşılıyor tavernacı arkadaşlarımız. Valla Yunan ağzıyla öğrendikleri Türkçe kelimeleri sıralıyorlar. Yemeğe başlıyoruz; sonra gelsin balık, kalamar ve salata. Türk-Yunan ortak ezgiler. Eee Uzo da rakı gibi, aynı; bardakta durduğu gibi durmuyor hani. Grup haliyle güzel ortamı bırakıp gitmek istemiyor. İyi de sabah yine erken kalkılacak. Gece yarısı oldu, hala oynuyorlar bizimkiler. İzmirli değil mi harmandalı oynamadan terke eder mi pisti…  
 
Otel Türk müşteri dolu ve çoğumuzun programı, güzergâhı aşağı yukarı aynı. Aman valizlere dikkat! İstikamet Makedonya sınırı ve ardından Manastır. 3,5 saatlik yolculuktan sonra kapıdayız. Yunanistan sınırını geçtikten sonra Makedonya gümrüğüne geliyoruz. Buraya kadar FYROM ve Üsküp yazıyor. Yunanistan, Makedonya ismini ülke adı olarak başkasının kullanmasına karşı olduğundan Makedonya Cumhuriyeti’nin bu ülkedeki adı FYROM yani “Former Yugoslavia Republic of Macedonia”, ‘Eski Yugoslavya Makedon Cumhuriyeti’.
 
İsim konusu kriz olmaya devam ettiğinden Makedonya AB üyesi olamıyor. Bayrak daha önce değişti ve Büyük İskender’in “Güneş” sembolü yerini güneş ve ışınlarına bıraktı ama Yunanistan buna da itiraz ediyor. Bakalım ne olacak, göreceğiz.
 
Sürecek…


8 Temmuz 2013  08:51:17 - Okuma: (1333)  Yazdır




İstatistik