Yazı

Anayasal Hak…
Anayasal Hak… 

Yaşar Varış

Anayasamıza göre Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak bir haktır.

Kaldı ki bu anayasa bir ihtilal sonrası, antidemokratik bir ortamda hazırlanıp halka dayatılmış, içerisinde demokratik olmayan düzenlemeler içeren bir anayasadır. Halen yürürlükte olduğuna göre başta hükümet edenler olmak üzere herkes bu anayasaya uymak zorundadır.
Bu anayasanın İkinci bölümü “kişilerin hakları ve ödevlerini” düzenler.17. maddeden 40. maddeye kadar kişi hak ve ödevleri anayasal güvence altına alınmıştır.
Bu anlamda 34. madde “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlığını taşır.
 Bu madde “herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak;milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir” demektedir.
Gezi eylemleri, parktaki ağaçların kesileceği, yerine AVM yapılacağı öğrenilince bu yeşil alanı korumak, yıkımı önlemek amacıyla başlatılmıştır.
Ama bu silahsız, saldırısız anayasal bir eylemi hükümetin talimatı ile polisimizin orantısız güç kullanarak dağıtması insanları çileden çıkarmıştır.
Bunun sonrasında başlayan eylemler tüm yurda dağılmış, gezi parkındaki ağaçların korunması amacını aşarak hükümet uygulamalarına karşı bir özgürlük, kişisel hakların korunması, antidemokratik uygulamaların sona erdirilmesi, hükümetin istifasını isteme noktasına gelmiştir.
Eyleme katılanlar başbakanın dediği gibi çapulcu cinsinden kişiler değildir.
Çoğu eğitimlidir. Gençtir. Bir siyası parti üyesi değildir. Hele hele dış mihrakların oyununa gelmiş, aldatılmış, yönlendirilen kişiler hiç değillerdir. Yaptıkları işlere bakınca anlaşıldığı gibi zeki, yaratıcı, barışçıl insanlardır.
Bu tespit, ilk günlerde birçok bilim adamı gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski kültür bakanı Ertuğrul Günay tarafından da paylaşılmıştır.
Yapılması gereken tek şey bu insanların üstüne biber gazı, zehirli su ve sopalarla gitmek yerine onları dinleyip, doğru taleplerin değerlendirileceği mesajını vermekti.
Ama sayın başbakan ve yetkililerde bu yaklaşım olmadığı, “dediğim olacak” mantığı geçerli olduğu için olaylar bu noktaya gelmiştir.
.Olaylardan hükümet eden AKP de, vatandaşlarımız da zarar görmüştür. Birçok insanımız yaşamını yitirmiş, birçok polis ve sivil vatandaşımız yaralanmış, esnafımız zarar görmüştür.
Devleti yönetenler, anayasal hakkını kullanan insanlara bırakın saldırmayı, onları zorla dağıtmayı tam tersine onların bu haklarını kullanmalarına yardımcı olmak zorundadır. Bu onlara bir görev olarak verilmiştir.
Yeri gelmişken burada bir gözlemimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçen sene orta Avrupa turuna katılmış Almanya, Avusturya, Macaristan, Çekoslovakya ve Slovenya’yı gezmiştim.
Avusturya’nın başkenti Viyana’yı gezerken Parlamentonun karşısında geniş bir meydanda küçük bir çadır gördük. Çadırın içinde bir adam, yanında asılı pankartlar vardı. Yakınında da bir polis geziniyordu.
Rehberimize “bu nedir? diye sorduğumda, “Avusturya hükümetinin Amerika Birleşik devletleri öncülüğünde Afganistan da bir Birleşmiş milletler gücü oluşturulduğunu, Avusturya hükümetinin bu güce asker verdiğini, bu adamın da hükümetin tavrını protesto etmek için buraya çadır kurduğunu, hükümetin askerlerini buradan çekinceye kadar eyleminin devam edeceğini, bir yılı aşkın süreden beri burada olduğunu, etrafta dolanan polisin de eylem yapan bu vatandaşı olası saldırılardan korumakla görevli olduğunu” söylemişti.
Batı demokrasilerinde temel hak ve özgürlükler hükümetler tarafından böyle korunurken bizde nasıl engellenmeye çalışıldığını, anayasal haklarını kullanan kişilerin nasıl cezalandırıldığını, tehdit edildiğini, suçlu gibi gösterildiğini, gerçek bir demokrasi yolunda almamız gereken daha çok yol olduğunu düşündüm.19.06.2013
Av. Yaşar Varış

20 Haziran 2013  11:54:36 - Okuma: (408)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik