Yazı

Çapulcudan da ötesi...
Çapulcudan da ötesi... 

İbrahim Becer

‘Gezi Parkı’ adına yapılan tüm bu barbarlığa, yakıp yıkmaya, bu Vandallığın geçirdiği on dokuz günlük sergüzeşte baktığım zaman, iki kelime durumu çok iyi açıklıyor: Erken Doğum!

         Aslında sekiz ay daha dişlerini sıksaydı bu rezaletleri bu ülkeye yaşatanlarla, oturdukları yerden avuçlarını ovuşturarak kargaşadan önlerine düşecek bir parça kemiğin peşindeki hazımsız kitle zaten rutin aşağılanma seansını bir şekilde atlatacaklardı. Neticede sandık yine ortaya gelecek, halk yine bunlara yüz vermeyecek ve onlar yine halkın göbeğini kaşıdığından falan yakınacaklardı. Fakat ters bir hareket neticesinde sancılar erken başladı ve zaten olmayan kıymetlerini, gerçek yüzlerini bu halka sekiz ay önceden gösterdiler o kadar.
Başbakan’ın muhatabını küçümsemek amacıyla sık sık kullandığı bir argüman var ki, bende hep içinin doldurulması gerektiği hissi uyandırmıştır. Sizin de kulağınıza çalınmıştır muhakkak ‘…bunlar iki tane keçiyi bile güdemez’ cümlesi. Neyse ki bu cümlenin içini, dışını doldurmak da bu günlere nasip oldu; Başbakan’ı, memleketi satmakla itham eden bu yığınlar, destekçileri ve onların ağa babaları 19 günde Taksim meydanını PKK, SDP ve DHKP-C’ ye taksim ederek, ne menem bir beceriksizlik potansiyelini içlerinde barındırdıklarını dosta düşmana bir kez daha gösterdiler.
         Ben daha en başından, ‘bu hesap tutmayacak’ demekle kalmadım bir de üşenmedim yazısını yazdım bu başıbozuk isyanının. Bana göre bu bir ‘çevre eylemi’ değildi ve olmayacaktı. Mesele çevre olsaydı, Ankara’nın bir yılda yarattığı yeşil alanın, İzmir’in tarihinde ulaştığı rakamdan fazla olduğu gerçeğinden yola çıkarak, ‘balkondan sabah namazına giden cemaate ana avrat küfür eden hemşerilerimin’ yerin dibine geçmesi gerekirdi. Tabi ki mesele o değildi ve bu huruç hareketinin aslının ortaya çıkması için şafak erken söktü onlar için, sadece o kadar.
         ‘Medeniyet üslup demektir’ der Cemil Meriç ve başarılı bir tespittir. Üsluba cesaret de dâhildir ki, bunu da herhalde cemi cümle bugün daha iyi anlamıştır. İlk gün ‘Mesele üç tane ağaç değil arkadaşım, hala anlamadın mı’ diye tweet atan Mehmet Ali Alabora’yı, iki gün önce televizyonda ‘ben ettim, siz etmeyin’ diye ağlarken görünce midem bulandı. Keşke onun da yanında ‘dik dur eğilme, bu seyirci seninle’ diyecek sevenleri olsa diyeceğim ama bu sefer de ‘taban- kaltaban’ ikilemine takılıyorum. On günde korkusundan, isyana yeltendiği devletten ‘koruma’ isteyen bir tellalın çağırdığı kalabalıktan siz ne bekliyordunuz ki?
         Anlamayanlara bir daha anlatalım da ‘o kafalara’ iyice girsin; Adına Devrim mi dersiniz, isyan mı, huruç hareketi mi ne derseniz deyin bunun bir bedeli vardır ve bu bedelin birileri tarafından ödenmesi gerekir. Liderler de her zaman bu bedeli en ağır şekillerde ödeyenler arasından çıkmıştır. Araştırdığım kadarıyla, yazlık beldelerde parmak arası terlik, üstüne bermuda şort giyip de sadece yürüyerek devrim yapan bir millet dünya üzerinde vaki değil. Hele hele, sıcacık evlerinden sadece tweet atarak hükümeti düşüreceğini sanan koca koca adamlara da bu dünyada ağzıyla gülmezler. ‘Fransa’da hapse düşmemiş, dayak yememiş, sabıka almamış solcuya sadece gülerler’ diyor Cemil Meriç. Meraklısına kısa bir Sartre biyografisi tavsiye ederim. İyi niyetle orada olanları tenzih ederim ama dört tane başıbozuk yakıp yıkacak ve maroken koltuğundan kıçını bile kaldırmadan bu hengâmeden bir devrim kotaracak adamın aklından da şüphe ederim.
         Üsluptan bahsediyorduk, devam edelim; Devam edelim çünkü bu huruç hareketine bilindik tava-tencere çalma, kalpaklı Atatürk resminin basılı olduğu bayraklarla yürüyerek katılım sağlayan arkadaşlar on dokuz günde kimlerle yan yana geldiklerini görsünler. Ve dahi anlasınlar artık seçimle gelenin ancak seçimle gideceğini. Ama idrak dediğimiz o meleke, belli ki mevki-makamın çok ötesinde Allah’ın lütfetmesiyle ilgili. Öyle olmasaydı şayet koskoca CHP’nin Genel Başkanı daha ilk gün ‘saldıracağız ve düşüreceğiz’ der miydi? Hadi ‘dedin’ diyelim, o da Mehmet Ali Alabora gibi sıvışıp kaçar mıydı? Ya da en acısı, sahiplenmeye çalıştığı eylemciler tarafından kovulur muydu? Oysa ki üzerine düşen, halkının ondan beklediği her şeyi yapmıştı CHP. Ne kadar lacileri de çekse, rugan ayakkabı da giyse, ‘aslına rücu etmek’ konusunda kimse CHP’yle yarışamaz. Kameralar önünde polise ana avrat küfür etmek, biraz daha ortalık karışırsa borsanın çökeceğini etekleri zil çalarak duyurmak, Başbakan’ın anasına küfür eden üç beş tane sokak serserisine harçlık vermek de dahil her şeyi ama her şeyi yaptı CHP. Bir tane cesur adam takıldı objektiflere Toma’nın önüne uzanan, o da uyuşturucu satıcılığından aranıyormuş apar topar aldılar.
         Oysa ki Devrim dediğin olay, toz duman dağılınca öyle ya da böyle bir sembol çıkarır değil mi. Ana akım medya, takip edebildiğim kadarıyla bir ara ‘kırmızılı kadın’ efsanesi yaratmak istedi ama eylemcilerden gelen ve içerisinde barbarlık içeren görüntüleri, değil kırmızılar giymiş bir kadın, son gün çırılçıplak soyunmuş bir adam bile bastıramadı. Sayısız dükkân yağmalandı, hırsızlık alenen yapıldı, yüzlerce araç kundaklandı, yüz milyon TL’nin üzerinde hesap bu çapulcular tarafından bu ülkenin üzerine yıkıldı.
Ben ahir ömrümde, ne kadar pespaye olursa olsun bir fikrin, bir hareketin bu kadar acziyet içinde olduğuna ilk defa şahit oluyorum. Sabah işe giderken yolumun üzerinde olan gazete bayisinde Aydınlık, Sözcü ve avanelerinin manşetlerini görünce ‘hey yavrum hey’ diyebildim sadece. Avrupa Birliği, Türkiye’nin müzakereci olduğunu unutup ayar vermeye kalkınca bu Ulusalcı Medya da balıklama atlamıştı meseleye. Çok değil, on sene öncesinde İMF’nin kapısında para dilenen bir Türkiye bunların Ulusalcı namuslarına halel getirmemişti anlaşılan. Ya da AB’nin herhangi bir parlamenterinin Diyarbakır’a gelip Kürt meselesi hakkında racon kesmesi hakkında ne hissetmişti bu arkadaşlar. Örnekler çok da, bizim geleneğimizde düşküne vurmak yok; bundan sebep de bu cenahdan bir Allah’ın kulu, ne başörtülü bir kadını bebeğiyle yerlerde sürüyen üç tane köpeğin suratına tükürmüştür bugüne kadar ne de sabah namazına giden cemaate küfür eden üç tane balkon piçine laf yetiştirmiştir benim bildiğim. Çünkü onlar bilir ki ‘ebedileşmek, ne olursa olsun bir köpeğin de hakkıdır’ ve köpek bu hakkı ancak kendi liyakatiyle alır. Çünkü öyle diyor Mevlana: ‘Ne eşekten ne de köpekten şeker esirgenmez. Lakin, yaradılışları gereği biri ota, diğeri de boka düşkündür’.
         ‘Battığını gördüğü şeyin doğmasını beklemek’ bu hareketin bir geleneğidir ve başta 28 Şubat olmak üzere her zaman meyvesini almıştır bu davanın müntesipleri.
         Diğerlerine gelince, bu kadar eciş bücüş adamın bir devrime imza atmasını bekleyecek kadar saf oldukları müddetçe, çok aylar doğar batar onlarsız, onlar olmadan daha çok ayların on dördü gelir haberleri olsun.
Neyse ki, onların düşecekleri rezil durumu ‘Bir külah kapmaksa şayet bunca hırsın gayesi /Kendi namusun olur er geç onun sermayesi’ diyen Akif bize önceden müjdelemişti de hazırlıksız yakalanmadık.

17 Haziran 2013  00:37:37 - Okuma: (582)  Yazdır




İstatistik