Yazı

Bu hesap tutmayacak...
Bu hesap tutmayacak... 

İbrahim Becer

İstanbul’daki ‘Gezi Parkı Eylemleri’ adı altında tasnif edilebilecek tüm bu Vandalizme, terörizme, yakıp yıkmaya ait haberlerin arasından üç haber olayı netleştiriyor:

         İlki, dizi oyuncusu Mehmet Ali Alabora’nın attığı tweet: ‘Mesele sadece gezi parkı değil arkadaş, sen anlamadın mı? Hadi gel’ diyen oyuncu, olayın ‘on üç ağaçlık mesele’ olmadığı konusunda dolaylı da olsa kamuyu aydınlatıyordu.
         İkinci olarak Şahan Gökbakar, namı diğer Recep İvedik yine twitter’da basit bir referandum yapıyor ve soruyordu: ‘…tamam Tayyip gitsin de alternatifleri alalım o zaman’. Çıkan sonuç beni şaşırtmadı ki en tutarlı sonuçtur bu: Katılanların yüzde yetmişi alternatif olmadığında hem fikir.
         Üçüncü ve son olarak da Bülent Arınç’a taleplerini iletmek üzere giden heyete, Arınç’ın ‘Gezi Parkı için referandum’ talep etmesi ve heyetin buna karşı çıkması tanım yapmamı kolaylaştırdı.
         Çok değil, bundan on sene sonra bu olayın tanımını yapacak olan tarihçilere yardımcı olmak adına bizi işimizi şimdiden yapalım ve kendi tanımımızı yaparak tarihe not düşelim: ‘Gezi Parkı Eylemleri, 2013 Yılının Haziran ayı başlarında İstanbul merkezli başlayıp, daha sonra yayılan ve iş başındaki meşru hükümeti ilga etmeyi hedef alan demokrasi karşıtı, terörizm ve Vandalizm yandaşlarının gerçekleştirdikleri huruç hareketidir’. Bilmeyenler için Huruç Hareketinin tanımını yapmakta fayda var. Huruç Hareketi, Kuşatma altındaki kaleden, düşmanın beklemediği bir anda dışarı çıkarak ani bir taarruz yapıp, kaleye geri dönme durumuna bu isim verilir.
         Siyaset, benim nazarımda aslında kuralları çok da zor olmayan bir uğraş olmuştur her zaman. Bu sanatta menzil almak istiyorsan, biri sana bağlı olmak kaydıyla iki seçeneğin var; kendi artılarını ortaya koyacaksın ve rakibinin hata yapmasını bekleyeceksin. Hoş, kendi artılarının fazlalığı zaten rakibini hataya zorlayacağı için halkın teveccühünü kazanmak ve gerçek anlamda ‘muktedir bir iktidar’ olmak artık senin için basit bir prosedürdür o kadar. Bunu gerçekleştirebilen lider kadrosu, bu ülkenin tarihinde üçtür ve Recep Tayyip Erdoğan’da bu zincirin son halkasıdır. Aksini iddia edeni ben tekzip etmesem tarih tekzip eder ki örneğin CHP, gerçek anlamda seçimle tarihinde tek başına iktidar olamamıştır. Aslında yukarıdaki cümlenin şu şekilde vuzuha ihtiyacı var: Tüm Cumhuriyet tarihi boyunca, arkasında Atatürk gibi bir marka olmasına rağmen bu halk, CHP’ye ‘kendince sebeplerden dolayı’ asla yönetimi tek başına vermemiştir.
         Buna rağmen CHP’nin şahsında bugünkü huruç hareketine fiilleriyle, sözleriyle bir şekilde destek olanlar, halkın teveccühünü kazanmak adına tek bir adım atmışlar mıdır? El cevap asla ve kat’a. Düne kadar kafaları uyuştuğu için askerle hemhal olmayı bir beceri vesilesi olarak görenler, son umut da tükenince Kaf Dağı’nın ardında, artık işi barbarlığa dökmekte bir beis görmemektedir. Yakılan, yıkılan onlarca bina ve oluşan milyonlarca liralık zararın on üç tane ağaç için olduğunu söyleyenler, bırakın beni Tema Vakfı’nı bile inandıramazsınız.
         Olayın özeti şudur benim nazarımda; Siyasi temayülleri kullanarak, halkın teveccühünü kazanmak yoluyla iktidara gelmek fikrinin ham bir hayal olduğuna öteden beri iman etmiş bir elit kesim, barbarlığına ‘ağaç katliamı’ kılıfını bulmuş ve minareyi de bu kılıfa uydurmak için aynı minareyi törpülerken suçüstü yakalanmıştır. Bu son olaylarda yalan o kadar büyüktür ki, sığdıracak kılıf bulunamadığı için minarenin törpülenmesi yoluna gidilmek yoluna tevessül edilmiştir.
         Ne yani, siz bu adamların o kadar mı saf olduğunu sanıyordunuz, ya da dürüstçe ortaya çıkıp size gerçek niyetlerini anlatabilecek kadar net adam oldukları hakkında sizde bir intiba mı bıraktılar? IMF’ye borcunu sıfırlamak bile tek başına bir ekonomik gösterge olarak yetip de artarken, İstanbul’a üçüncü köprünün temelini atan, 100 milyon yolcu kapasiteli havaalanını inşa eden, Kürt meselesinin halli yolunda önemli adımlar atan bir hükümete, dünyanın en salakça söylemi olan ‘ülkeyi sattı’ jargonuyla yaklaşmak, belki aptallık ifadesidir ama her aptalın da saf olduğu fikri, müellifini gaflete itebilir zannımca.
Velev ki şu anki iktidar ülkeyi parsel parsel yapıp satacak, o zaman da ne gam! Bu ülkenin on sene önceki değerinden kat be kat değerli olduğunu ben değil, bir ay içinde üç tane bağımsız kredi derecelendirme kuruluşu söylüyor.
         Şair tayfası gıptayla izlediğim bir tayfadır her daim; çünkü sizin uzun uzadıya anlatacağınız bir meseleyi tek satırda söyler geçer. ‘Yenilgi, yenilgi büyüyen bir zafer vardır’ der Sezai Karakoç bir şiirinde. Gönül isterdi ki, edebiyatın akil adamları olan şairlerin eserleri her kesimden beğeni toplasın ve feyz alınsın. Ama her alandaki kamplaşma rahatsızlığımız bu alanda da her daim zuhur etmiş maalesef. Tarih, bizleri şuarasının sözlerini dinlememiş edepsiz çocuklar olarak kaydedecekler yarınlara, bunu da biliyorum. Ortalığı yakıp yıkarak, dünya nazarında bu ülkenin yüzüne kara çalan yeni 5-6 Eylül olaylarına çanak tutan bu kitleye, Sezai Karakoç tesir eder mi bilemem ama, ‘yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer’ cümlesinin derinliğini idrak edebilmelerini çok isterdim. Çünkü ancak bu şekilde 28 Şubat’ta ırzına geçtikleri demokrasinin mağdurları olan insanların, neden şiddete tevessül etmedikleri hakkında fikir sahibi olabilirler ve bu insanların neden yakıp yıkmak yerine, ‘battıklarını gördükleri şeyin doğmasını beklediklerini’ anlayabilirlerdi.
         Ben de biliyorum çok şey istediğimi; Nazım’ın ‘bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’ öğüdüne bile burun kıvırıp faşizme yelken açıp, Vandallıkla karaya ayak basan bir anlayıştan bahsediyoruz neticede. Üslup adına ortaya koyduğu, sadece yakıp yıkmak bu zihniyetin; biraz okusalar, anlamaya çalışsalar medeniyetin üslup olduğunu anlarlar ama ‘söylesem faydası yok, sussam gönül razı değil’ diyen Fuzuli’yle yollar kesişmekte bu seferde.
         Cami adabından bihaber olacak kadar bu topluma uzak bir kalabalığa şiirle laf anlatıyorum ama bir kulağım da İbn Haldun’da.
Öyle diyor kendileri: ‘Coğrafya kaderdir’…


6 Haziran 2013  09:40:48 - Okuma: (544)  Yazdır




İstatistik