Yazı

Sakız –II–
Sakız –II– 

Asil S. Tunçer

Çeşme’ye Rakip Bir Turistik İstasyon

Sakız’ı gezmeye ve güzelliklerini keşfetmeye devam ediyoruz. Kaleiçi’ndeyiz. Sur duvarlarının arkasında bir yapı ve tanımı dikkatimizi çekiyor. Saray dedikleri bu yapı kulelerin birisinin konuta çevrilmiş halinden başka bir şey değil. Gerçi sur içi ve kale saray yapıları hemen her yerde bunda pek farklı değil. Örnek; Selçuk Kalesi.
 
İleride demir parmaklıkla çevrilmiş güzel bir Türk Mezarlığı var. Mezar taşları muhteşem. Benzerleri İzmir Aliağa Camii ile Kemeraltı II. Beyler’den III. Beyler’e geçerken gördüğümüz Hacı Mahmut Camii’nde görülebilir. Mezarlarımıza iyi bakmışlar diğer eserlerimizin yanı sıra acaba “En iyi Türk ölü Türk’tür!” mü demek istiyorlar? Tövbe tövbe. Vatan Şairimiz Namık Kemal’in burada hayata gözlerini yumduğunu ve defnedildiğini, Bolayır’daki mezarın sonradan bir defin yeri olduğunu hatırlayalım.
 
Cumbalı evlerin süslediği sokak (OΔΟΣ) geçilince karşınız yıkılmak üzere olan çok bakımsız ve metruk bir cami görürsünüz. Burası sultan Abdülhamit Han dönemi Bayraklı (Hamidiye) Camii. Kapı üstü kitabesindeki tuğra ve hilafet alametinden bunu anlıyoruz. Bu ecdat yadigârımızın hemen bakıma alınması lazım yoksa Rodos’taki Recep Paşa Camii gibi olur kaderi; Allah korusun!
 
Bayraklı Camii, Neoklasik bir yapı ve yuvarlak kubbeli pencereleriyle Sakız’a has bir görünüm arz ediyor. 1881 tarihinde meydana gelen büyük deprem sonrası yıkılan bir kilisenin avlusuna yapıldığı belirtiliyor. Minaresi zaten yok ama köşede minare çıkması görülüyor. Banisi Sultan II. Abdülhamit, o halde 1876-1908 arası bir döneme ait olmalı. Kitabesini çözmeye zamanım olmadı çünkü çıkmak üzere olan kitabımızın ikinci cildi için redüksiyon ve edisyon çalışmaları çok yoğunlaştı bu günlerde ama çözünce sizlerle paylaşacağım; söz.
 
Tek, kitabede 1901’in tarih olarak yazılı olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu ilk inşa kitabesi mi yoksa tamir mi onu bilmiyorum. Mihrap üstü bildik “küllema dehale aleyha Zekeriyye ‘l mihrab” yazılı. Açıklaması ise ‘Ne zaman Zekeriya O’nun (Meryem’in) yanına, mihraba çıksa…’. Ali İmran Süresi, 37. Ayet ama toplam ayetin 1/5’i. Bu yazı hemen çoğu camilerimizde klasik mihrap üstü yazıdır bunu biliyoruz. Bu sure Meryem Ana’dan bahseden ayetlerden ama özellikle de içinde mihrap kelimesi geçtiğinden cami içi mihrap üstü süslü yazılarımızdandır.   
 
İlerliyoruz ve sokak sonunda başka bir Türk eseriyle karşılaşıyoruz. Burası eskiden cami iken sonradan kiliseye çevrilmiş bir yapı.  Ya da bugünkü yapı adıyla anılırsa Aya Yorgo Camii. Caminin minare dâhil çoğu unsuru hala ayakta ama ana mekân kiliseye çevrilmiş ve ibadete, kullanılıyor. Ben ordayken içerde ayin vardı. Günlerden Cumartesi olmasına rağmen. Sanırım özel bir toplantıydı.  
 
Sokakta ilerleyip başınızı kaldırdığınızda uzaklardan gökyüzünün maviliğine karışan denizi göreceksiniz. Restorasyonu bitmek üzere olan bir Türk hamamı ile çimento ile sağlamlaştırılmış sur duvarı. Sur üstünden Ege’yi deklanşörünüzle buluşturun. Eşsiz bir manzara ve engin mavilik. Bu taraf özellikle çok sakin. Yani stres atmak için ideal bir yer. Tek sorun bazen çevre evlerden birinden aniden yükselen bağırtılar; yüksek tondaki komşu sohbetleri veya öfkeli bir annenin yaramazlık yapan çocuğuna çıkışması. İspanyollar gibi Yunanlılar da gürültülü konuşan ve ses tonu yüksek millet. 
 
Buradayken sakın ters istikamet yapmayın yoksa aniden önünüze çıkan çukur dengenizi altüst edebilir. Duvar ardında kalan hendeğin hiç de az derinlikte olmadığını fark ediyorsunuz kenara iyice yanaştığınızda. Eski evlerin saçaklarında tünemiş güvercinler barışı simgeler gibi. İğne yapraklı çam ağaçları evlerin bahçelerini süslüyor. Bizim yazlıkta bahçesine çam dikenlere boşuna kızıyormuşum meğer. Buradakiler de aynı. Huyu mu çekmiş suyu mu bilmiyorum. Fena da durmamış sanki! Saatiniz 11.15’e gelmediyse henüz zamanınızı iyi kullandınız.
 
Pirgi’yi de görmek istiyorum derseniz elinizi çabuk tutmalısınız ve hemen buradan çıkıp bu sefer modern Sakız’ın merkezine yürümelisiniz. Sahil yolunun ortalarından bir yerden kıvrılsanız da olur; ama asıl organik ürünleri veya sakız dükkânını geçince sağa dönmelisiniz. Köşede bir restoran var. “Chios Maritime Museum” yazılı eflatun bir tabelası var; göreceksiniz.
 
Sokağı dümdüz takip edin. Sağlı sollu dükkânları geçin. Yukarı doğru yürüyün. Önünüze ilk bakışta cami gibi kubbeli bir kilise yapısı gelecek ve sağınızda karşınıza Deniz Müzesi çıkacak. Hemen önünüzdeki kapı müze. Bizdekinden farklı oluşuyla görülmeye değer. Saatiniz 11.30-11.35 olmalı. Geçmediyse henüz bir buçuk saate yakın zamanınız var daha ama siz en geç 45 dakikada müzeyi bitirmelisiniz.
 
Bu arada müze 13.00’de kapanır. Burayı bitirip 13.30’da yemekten kalkarak ayırttığınız aracınızı alıp önce Mecidiye Camii’nin ya da bugünkü Bizans Müzesi’nin olduğu meydana girip şöyle bir turlar sonra da Pirgi’ye yola koyulabilirsiniz. Deniz Müzesi Pazar günleri kapalı olduğundan bunu ancak sair günler gerçekleştirebilirsiniz. Hafta sonu için Cumartesi gelmek çözüm olabilir.        
 
Mecidiye Camii 1846 yılına ait bir yapı diye biliyoruz ama bugünkü binanın daha geç tarihli olduğunu söylüyorlar. Belki de esaslı bir restorasyon geçirdi ve tamirat kitabesi kayboldu. Kitabesinde Sultan Abdülmecit’in kale dışında namaz kılacak bir ibadethane eksikliğinden yola çıkarak sahile yakın evlerde yaşayan cemaate kolaylık olsun diye bu caminin yapımını emrettiği yazılı. Abdülmecit 1844’te adayı ziyaret etmiş.
 
Sakız’da dikkatimi çeken başka bir şey burada da Ege Üniversitesi var. Filip Argenti Müzesi’nin tam yanında. Napolyon dönemi el yazmaları da saklanıyormuş aynı kütüphanede. Yoldan aşağıya sahile yürüdüğünüzde 1860ların muhteşem evlerini görecek sonra da oturduğunuz evi beğenmeyeceksiniz. Bizim ya yakıp ya da yıkarak apartman yaptığımız evlere benzer evler bir şekilde Sakız’da günümüze ulaşmayı başarmış. Umarım yıkılmaz, yerlerini beton apartmanlar almaz.
 
Öte yandan sahilde yürürken gözünüze çarpabilir. Yüzü denize dönük bir amiral heykeli var. Sakız’ı Türklerden alan generalin heykeli bu. Görmeseniz de olur. Adam hayatını Türklerle savaşmakla geçirmiş ve o yüzden Sakız’da bir kahraman. Yolun ilerisinde Arkeoloji Müzesi var. Bu Pirgi’ye gitmek istemeyip şehir merkezinde klmak isteyenler için bir alternatif. Tabi ki arkeoloji sevenlere.
 
Bu durumda öğleden sonra Pirgi’ye gitmeyip yerine Arkeoloji Müzesi ve Pazar değil de Cumartesi gelindiyse Deniz Müzesi de gezilecek yerler diyoruz. Arkeoloji Müzesi ülkemizde olduğu gibi Pazartesileri kapalı. Ben ne zaman Sakız’a gitsem ve müze ziyaret etsem genelde müzelerin hiç de kalabalık olmadığını görüyorum. Bu da Sakız adasının çekiciliklerinden, müzelerin alt sıralarda yer aldığını düşündürüyor.   
 
Pirgi’de ne var derseniz biraz bahsedelim: Farklı sıva tekniğiyle ilginç görünümde evler ve yürünülerek gezilen dar sokaklar. Yer yer Mardin hatırlatan ama beni daha çok Rodos’taki arka sokaklara götüren bir mekân. Her yerini yarım saatte gezip görürsünüz aslında ama şayet oturup bir şey içelim derseniz o zaman başka.
 
Pirgi, o yönüyle gidip gidilmemesi tercih meselesi olan bir yer. Son gittiğimizde NTV belgesel çekimi yapıyordu; kendileriyle bilgi paylaşımında bulunduk. Aslında ben Sakız’a ilk gidişimde Arkeoloji Müzesi demiştim ama ikinci gidişimizde yanımda hanım da vardı; dekorlu evler söz konusu olunca bu sefer Pirgi dedik. Siz de duruma göre karar verebilirsiniz. Kendinize, zevk ve önceliğinize göre program yapabilirsiniz.
 
Dönüşte sakızlı ürünler almak zaten bildik bir şey, söz etmeye gerek yok. Dediğim gibi Kaleiçi ve Bayraklı (Hamidiye) ile Aya Yorgo Kilisesi’nden başka merkezde Mecidiye Camii (Bizans Eserleri Müzesi) ve Arkeoloji Müzesi ile Deniz Müzesi gezip görülecek başlıca yerler. Sadece merkezdeki eserler ve müzeler günlük ziyaretinizde zamanınızı rahatlıkla doldurur.
 
Çeşme’deki anlaşılmaz pahalılığın ardı sıra Sakız aynı yolda onu takip ediyor.     
 
İyi Geziler!

3 Haziran 2013  14:43:37 - Okuma: (1421)  Yazdır




İstatistik