Yazı

Hem Kel Hem Fodul, Hem Kindar Hem Müslüman
Hem Kel Hem Fodul, Hem Kindar Hem Müslüman 

Hüseyin Taşyakan

Hem kel hem fodulun manasını biliyorsunuzdur, bilmeyenler için hatırlatayım.

Tüm yeteneksizliğine ve bilgisizliğine rağmen kendisiyle övünüp bilgiçlik taslayanlar için kullanılır. Hem kindar hem müslüman ifadesini ise zeka sağlığı yerinde olan herkes zaten anlayacaktır. Bu deyimlerde okuduğunuz her iki niteliklerin de aynı anda bir insanda bulunamıyacağını da aklı mantığı yerinde olan herkes mutlaka bilir değerli okuyucular. Ancak bildiğiniz üzere ülkemiz 10 yıldan bu yana AKP iktidarı marifetiyle akıllara zarar günleri yaşıyor.    
 
       Daha iktidar olduklarından bu yana, gözü, kulağı ve en önemlisi de hafızası yerinde olan herkes bilir ki; hangi hususta bir kelam edecekse etsin bozuk bir ağızla ve bırakın devlet terbiyesi ölçülerini, sokaktaki sıradan vatandaşın dahi edep sınırlarını altüst edecek kadar pervasız ifadeler kullanmıştır sürekli. Kendisi gibi düşünmeyen ve onun düşüncesini onaylamayan her kese hakaret edip küfür sınırlarını zorlayacak kadar da aşağılayıcı kelimeleri kullanmaktan geri kalmamıştır. Aslında buradaki en büyük amacı da konuşmaları üzerine yeni bir tartışma yaratarak, o esnada adım adım ilerletmekte olduğu Cumhuriyeti yıkma planlarından halkın dikkatini uzaklaştırmak dolayısıyla gündem değişikliği yaratarak hedefe doğru hızla ilerlemek olmuştur.
 
     İktidarda olduğu süre zarfında kime, kimlere hangi hakaret ve aşşağılama ifadelerini kullandığını burada tekrar sıralamak istemiyorum, zaten yazmaya kalksam bu köşe de bir yazı dizisi olarak yer alacağından da şüpheniz olmasın.
 
     Yine vatandaşının dikkatini dağıtmak ve gündemi değiştirmek için alışageldiğimiz üzere, pervasız ve içindeki kini, öfkeyi kusarcasına her zamanki o bas bas bağırtılı edasıyla grup toplantısında yaptığı konuşmada marifetini gösterdi. İki ayyaşın yaptığı yasa muteber de, inancın emrettiği değilmi cinsinden tamamen saçma sapan, mantıksız bir düşünceye sahip son zırvalığına da şahit olduk. Saçmalık, mantıksız ve zırvalık diyorum zira, halen cami kapısından devlet yönetecek kafaların o koltuklarda oturması bile abesle iştigaldir. İkiyle ikinin dört ettiği kadar bir hakikat vardır ki; hiç kimse bir başkasının Allah' la arasındaki muhabbete, ibadete karışma yetki ve hadsizliğine sahip değildir. İnancın emrettiklerini yapıp yapmamanın hesap mercii sadece Allah'tır. Sevabı da günahı da kulun kendisine aittir.
 
     Bize inancın emirlerini öğretmek hadsizliğinde bulunanlarla polemiğe girmeyip konuşmanın asıl hedef ve amacına bakarsak, Türkiye' yi 2003 ten bu yana hangi kafaların yönettiiğini de görürüz. İktidar oluşlarının başından beri hedeflerinde Cumhuriyet rejimi olduğunu herkes bilir, hatta kendilerine hizmetkarlık eden yandaşları bile bilirler. Her konuşmasında ya Atatürk' ün ve Cumhuriyetin kazanımlarını küçümseme gayretinde olmuştur ya da,  o nun adını zikretmese de İsmet İNÖNÜ gibi silah arkadaşlarını küçültücü ifadeler kullanarak aşağılamaya çalışarak, dolaylı yoldan Mustafa Kemal ATATÜRK' ü de hedef almıştır. Grup konuşmasında kullandığı ''İki ayyaş'' ifadesi de özellikle seçmiş olduğu bir sıfattır. İster içtikleri 3-5 kadeh rakıdan ötürü, isterse de 1929 da yasa  ile kaldırdıkları içki yasağından ötürü söylemiş olduğunu düşünün, sonuç itibariyle amacı, başından beri yıkmaya çalıştığı Cumhuriyeti kuranları hedef göstermek ve kendi yandaşlarının nezdinde Atatürk' ü ve İsmet Paşa' yı itibarsızlaştırmaktır. Ama en önemlisi de, Reyhanlı' da katledilen vatandaşlarımızın önce acısını, sonra da  Esat rejimi üzerine attığı ancak sonradan oradaki kendi yandaşlarının fail olduğu gerçeğini unutturmaya çalışmaktı en büyük amacı. Bu gün muhalefet sıralarından dahi, Reyhanlı cinayetiyle ilgili hesap soran bir kişi kalmamıştır mecliste.  Alışılmış RTE kumpaslarına bodoslama atlamışlardır yani.
 
      Konuşması sonrasında gelen büyük tepkilerin ardından da, aynen kendisine yakışan tavrı göstermiştir zaten. Asla özür dilemek gibi bir erdem göstermediği gibi, ettiği hakareti yanına kar bırakarak, aptalların dahi inanmayacağı kadar yalan olduğu aşikar ''lafın gelişi söyledi'' açıklamasını da yardımcısı ve üstelik bu ülkenin kahraman askerleri için kullandığı, ''KAZURAT'' hakaret ifadesinden sabıkalı Hüseyin Çelik' e bırakmıştır.
 
     Ben bu ayıbın sahibi olarak,  konuşma üslubu ve düzeysizliği  bir evvelden beri malum olan bu kişiyi değil, ısrarla onu iktidarda tutanları görüyorum. Yaşar Nuri Hoca' nın da ifade ettiği gibi; Bu gün itibariyle, ''Babalarınızın kim olduğunu bilmenizi sağlayan'' o mukaddes insanlara, üstelik onların kurduğu devletin başına getirdikleriniz 10 yıldır küfredip hakaret ediyorsa bu ayıp sizindir. Kimseyi kastedmedik yalanlarına da inanacak kadar aptal olduğunuzu düşünmüyorum.
 
     10 yıldır ülkeyi kin ve nefret duyguları içerisinde yönetenler, bu gün gelinen nokta da tam bir Devlet-Vatandaş savaşı başlatmıştır. Bulduğu her fırsatta halkının üzerine silahlı, joplu, biber gazlı Polisini gönderip yerden yere sürükleten, dövdürüp darp ettiren bir iktidarın varoluşu bu ülke insanının dünyaya karşı en büyük utancıdır. Yazıyı yayına hazırladığım sıra İstanbul Taksim' deki Gezi Parkında yaşananlar tam bir barbarlık örneğidir. Orada Polise karşı duranlar, bu ülkeden toprak çalmak isteyen hadsizlerin bayrağını sallamak isteyen teröristler, katiller değil Türkiye' nin toprağına, bayrağına ve doğasına sahip çıkan onurlu namuslu vatandaşlarıdır, ancak gelin görün ki; ''Padişah 1.Recep Tayyip Erdoğan' ın orayı katletmek arzusuna karşı çıktıkları için'', bu ülkenin polisi tarafından vahşice darp edilmektedirler. Bunun vebali de, ''Demokrasimiz gelişecek'' yalanlarıyla  çevresindeki saf ve masum insanları kandırarak referandumda EVET demeye ikna eden yetmez ama evetçilerin boynunadır ki; Bu gün Taksimde F tipi kadrolaşmanın eseri, kindarlıkla yetiştirilmiş polisin döktüğü her damla kanın hesabını kendi vicdanlarında mutlaka vereceklerdir. 
 
   Bu arada, Gezi Parkından söz açılmışken RTE' nın kendi vatandaşını kan revan hale getirtecek ve polisi vasıtasıyla onlara silah doğrultacak kadar bu parkın üzerindeki özel ilgisini de bilmeyenlerin dikkatine sunmakta fayda var.  TAKSİM GEZİ PARKI 31 MART 1909  İRTİCA AYAKLANMASININ MERKEZİDİR, İSTANBUL' U ELE GEÇİRMİŞ ÇEMBER SAKALLI YOBAZLARIN ÖNLERİNE GELEN MEKTEPLİLERİ KATLETTİĞİ GÜNLERDE BU PARK YOBAZLARIN KARARGAHI KONUMUNDAYDI VE SELANİK' TEN İSTANBUL'A GETİRİLEN HAREKET ORDUSUNUN MÜDAHALESİYLE GÜNLERCE SÜREN ÇARPIŞMANIN ARDINDAN DİĞER İSMİYLE TOPÇU KIŞLASI DENİLEN YER ELE GEÇİRİLİP İSYAN SONLANDIRILMIŞTI. İktidar olduklarından bu yana AKP söylemlerine baktığınızda da o tarihteki kafayla bugünkü ısrarı birbirine kolayca bağlayacak ve RTE' nın bu denli kindar bir tutum izlemesinin nedenini de anlayacaksınızdır. Şu dakika itibriyle de yazıyı hazırlamakta iken gelen başka bir son dakika haberi de Bülent Arınç ile ilgiliydi değerli okuyucular. Taksim gezi Parkının yıkılıp yerine yapılacak olan AVM nin ortaklarından birinin de Bülent Arınç' ın oğlu olduğunu öğrendiğinizde, grup konuşması sırasında ağzını doldura doldura fetihten ötürü Fatih Sultan Mehmet' e minnet duygularını gönderenlerin, aslında nasıl bir takiye içinde olduklarını, ağızlarını dolduran o süslü kelimelerin gerçek sebebinin rant sevdası olduğunu da anlıyacaksınızdır mutlaka.
 
     Bu yazı da oldukça geniş yer tutan İstanbul' u son paragrafımızda da, yine ısrarla RTE nın gerçek yüzünü görmek istemeyenlerin onun baştan aşağı takiye ile dolu söylemlerini çözemeyenlerin gözüne sokmak için kullanmak istiyorum değerli okuyucular. Yukarıda da bahsettiğim üzere, iktidar oluşundan bu yana sıraladığı yalanları, iftiraları ve dün söylediğinin bu gün tam tersini yaptığı eylemleri burada sıralamaya kalksam, eminim ki en az bir kaç haftalık yazı dizisine ulaşacak bir içeriği yayınlamak zorun
da kalacağız. Hepinizce malum olduğu üzere geçtiğimiz günlerde 3.boğaz köprüsünün temelini atıyordu sevgili Başbakan'ınız. Yine ağzını dolduran süslü ve her ne hikmetse her konuşmasında olduğu üzere, arapça ifadeler kullanarak hemde. İstanbul Belediye Başkanıyken, dönemin Başbakan' ı Tansu Çiller' in ''Boğaza 3.Köprüyü yapıcaz'' söylemine ''Bu cinayet olur'' diyen RTE bu gün tam zıttı ifadeler kullanabiliyor, zira o  tarihte bile ''benden olmayanın yaptığı tu kakadır'' kindarlığının etkisi altında kaldığını anlıyoruz. 
 
     Dönemi itibariyle Suriye fatihi Yavuz Sultan Selim adının köprüye verilecek olması da oldukça manidardır. Ancak bizi ilgilendiren tarafı Suriye ile ilgili kendisinin kişisel bağlantı kurması değil, zira ne Suriye ile ilgili kurduğu hayaller ne de Suriye' de kimin kalıp kimin gideceği bizi uzaktan yakından ilgilendirmez. Ancak Anadoluda ne kadar Alevi varsa kellesini vurduran bir padişahın adını bu gün o köprüye vermesi bile, artık alıştığımız kindarlığının ve kendi vatandaşını ötekileştiren ruh halinin eseridir. Siz o nun grup toplantılarında ''Yaradılanı severiz, yaradandan ötürü'' kelamlarına da bakmayın yani. Yakın geçmişte seçim mitinglerinde kendisini dinleyen kalabalığa konuşurken muhalefet partisi lideri rakibinden küçümseyen bir ses tonuyla ''Biliyorsunuz, kendisi alevi'' ifadesini kullanarak bahsetmiş ve kalabalık  tarafından yuhalanmasını sağlamıştır ki; bunları unutacak kadar balık hafızalı olamazsınız. RTE' nın takiye dolu bu ve benzeri konuşmalarına kendi grubundaki vekilleri dahi inanmamaktadır  ama, ne yaparsınız ki; koltuğu kaybetmemek uğruna her türlü şakşakçılığı yapmaktadırlar.
    
     Ülkenin hakikatleri ve yönetenlerin kafa yapısı da gün gibi aşikar. Emellerine ulaşmak için emrindeki polisin kendi vatandaşına silah doğrultacak kadar ileriye gitmesine neden olanları, her şeyden önce kendi siyasi varlıklarının sebebi Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuranlara bilfiil kendi ağızlarıyla hakaret edenleri koltuklarında rahatça oturtacaksa eğer bu ülkenin insanı ve kindarlık üzerine kurulmuş bir iktidarı ileri demokrasi sanıyorsa bazı at gözlüklüler , söylenecek tek söz kalıyor. YAZIKLAR OLSUNNNN....

1 Haziran 2013  20:12:19 - Okuma: (435)  Yazdır




Haftanın Hit Haberleri

İstatistik